yabancı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yabancı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2016 Çarşamba

Sevdim Mİ Tam Severim



İşte bu beş kitap var ya...  Evet bu beş kitaptan Sahilde Kafka ile Yavaş Adam'ı ilk kez okuyacağım.  Dava'yı, Yabancı'yı ve Fransız Teğmenin Kadınını'nı  ise kimbilir kaç kez okumuşumdur. Hiç hilafım yok... Niyetine girdim. Her birini yine yeni yeniden okuyacağım. Sonbaharın ilk haftalarını bu kitaplarla taçlandıracağım. Hep aynı kitapları okumaya meyyal bir bünyem olduğundan kimileri nazarında  itibarım olmayabilir. Lakin kendi nezdimde muteberim. Hem taraftar ruhlu biriyim. Hem  sevdim mi tam severim.  Şeeyy...  Elbette sildim mi bir kalemde:)

Kitapları da öyle!



25 Haziran 2016 Cumartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?


4 kitap aldım. Okudum.  





Erik topladım. Kokladım.





Sinemaya gittim. Ağladım.



İki Bahar'ı  tanıştırdım. Sevindim.






Bilmediğim mekanlar keşfettim. Öğrendim.


17 Şubat 2011 Perşembe

Al Paranı Koy Çuvala... Salla Salla Vur Duvara...


Bugün var ya aynen şu türküyü söyleyesim vardı: "Al paranı  koy çuvala.. Salla salla vur duvara.." Biliyorum. Elbette türkünün sözleri  böyle değildi. Hatırlıyor musun, Eyvah Eyvah 2 filmindeki türkülerden hani.  Kimi insan halleri  senin de üstüne üstüne gelir mi? Bazı insanların öncelikleri, hal ve gidişleri seninkiyle denk düşmez ya hani... Bilirsin...  Saçma sapan irili ufaklı dolaplar çevirmeye kalkanlar, dirsekleye dirsekleye, itişe kakışa iş yapmak isteyenler, karşısındakini enayi gibi görenler, küçük kurnazlıklar, gülünç hileler...  Gülmekle ağlamak arasında kalırsın karşılarında. Of! Sebep... Daha çok para. Ya sana çelme takmaya kalkacak ya da seninle iş yaptıysa her durumda kendini haklı sanacak. Alışamıyorum bu insan hallerine.. Kabullenemiyorum ne yapayım yani... Değer mi? İki günlük ölümlü dünyada... Hepimiz ölüp gideceğiz. Var mı dünyaya çivi çakan? Paralarıyla sarmaş dolaş yaşayan... Varsa söyle. Neyi paylaşamıyoruz öyleyse? Niye insanca yaşamayı beceremiyoruz? İlla itiş kakış...  Bazan inan kendimi çok tuhaf  hissediyorum. Kabağuma gömüleyim. Bir süre orada kendi kendime demleneyim istiyorum.  İşte buyrun... Dedim ki  keşke  Meursault olaydım şimdi... Hatırladın mı Mersault'u? Hani 1957 yılında Nobel Edebiyat ödününü alan Albert Camus'un  Yabancı adlı romanındaki kahramanı... Okurunu etkileyen ve sarsan romanlardan.  İncecik bir kitaptır ama az sözle duvara çiviler yani ne yalan söyleyeyim. İnsanın düşüncelerini alt üst eder.  Dersin ki dünya gerçekten boş ve manasız. Herşey saçma. Kimi 30'unda.. Kimi 70'inde... Ölmeyecek miyiz eninde sonunda. Eee.. Nedir bu kabullenmeme? Nedir bu kavga? Buraya kadar tamam ama...   Meursault okuru şaşkına çeviren bir  halde, her durumu olağan karşılayan biridir. Meursault her insan halini doğallıkla kabullenir. Bunu nasıl becerir inanılır gibi değildir. Her türlü insani zaaflara, ne bileyim yaşamın karşısına çıkardığı her türlü çaparize  nasıl bu kadar dert etmeden bakmayı becerebilir? Bu kitabı okuduktan sonra yaşam içinde bazı insan hallerini  kabullenmeyi beceremiyorum ya.. Meursault olsam... Olabilsem diyorum.. Onun gibi...  "İnsan eninde sonunda her şeye  alışır." diyebilmeyi beceremiyorum. Onun yerine şunu söylemek istiyorum... "Al Paranı Koy Çuvala... Salla Salla Vur Duvara"  Görüyor musun yaptığıma? Koskoca Albert Camus'un  felsefecilere ilham olmuş roman kahramanıyla ilgili akşam akşam neler yazıyorum burada?  Saçmalıyor muyum ne? Pes bana!

14 Eylül 2010 Salı

Hayat Fena Halde Futbola Benzer. Çünkü Top Her Zaman Beklediğin Köşeden Gelmez.

İnanamıyorum. Ben futbolun f'sinden anlamam derken, iki günde bir futbolla ilgili yazı yazıyorum. İyi ama nasıl atlarım bu haberi? Şu yukarıdaki siyah beyaz fotoğraftakilerden biri kim biliyor musun? 1913-1960 yılları arasında yaşamış, 1957 yılında Nobel Edebiyat ödülü kazanmış, insanın var oluşunun ve uyumsuzluğunun peşinde kalem oynatmış biri.. Kim mi? Albert Camus! Cezayir Üniversitesi'ne giderken okul takımının kaleciliğini yapmış iyi mi? Vay canına sayın seyirciler... Albert Camus bir futbol takımının kalecisiydi demek ki? Kaleci nasıl biridir ki? Şöyle hemen kaleci deyince ne geliyor aklıma arka arkaya sıralasam sözgelimi... Neler gelir aklıma? Şimdi televizyonda Bursaspor ile İspanyol Valencia'nın maçı var. Bakıyorum sahaya.. Özellikle kaleciyi izliyorum sürekli... Hepsi aynı takımın oyuncuları oldukları halde kalecinin formasının farklı... Sanki ayrıcalıklıymış, sanki tek adammış gibi... Diğer oyuncularla karıştırılma ihtimali sıfır... Acaba bu durum güçlü mü hissettirir kendini? Yoksa oyun boyunca diğer arkadaşları koca sahada top koştururken kaleci kendi kale alanı içinde kalıyor ya yalnızlık duygusu içinde olabilir mi?


Bence kaleci genelde yalnızlık duygusu içindedir. Hatta kendini o farklı formasıyla yabancı gibi bile hissedebilir. Albet Camus'un Yabancı adlı kitabı aklıma geldi şimdi.. Kaleci top kurtaracak.. Kaleye top sokmayacak... İşi bu.. İyi de top her zaman beklediği yerden gelmiyor ki... Aynı hayat gibi... Sen istediğin kadar plan yap... Hayat kendi mecrasında akmıyor mu? Aynen öyle sanki... Dar Alanda Kısa Paslaşmalar adlı filmde, Esnafspor'u hatırladın mı? "Hayat fena halde futbola benzer" o filmin resmen sloganıydı... Albert Camus kaleciliği çok severmiş. Ve ilginç bir söz söylemiş... "Ahlaka dair bildiğim ne varsa futboldan öğrendim. Çünkü top hiç bir zaman beklediğim köşeden gelmedi." Ben var ya uzatmadan kısa keseyim sözü... Futbolun f'sinden anlamayarak bu kadar cümle uydurdum ya pes vallahi... Futboldan anlayıp bu yazıma denk gelenler, kıs kıs gülecekler bana eminim... Ne bileyim? 20. yüzyılın en önemli Fransız yazarlarından koskoca Albert Camus'nun tutkulu bir futbol kalecisi olduğunu duyunca iki kelam etmek içimden geldi. Sonra üzerinde düşündükçe inanmaya başladım. Hayat fena halde futbola benziyor sahiden. Top her zaman gelmiyor ki beklediğin köşeden. Sadece maçta değil hayatta da bilirsin insan ummadığı acı golleri yiyebiliyor durup dururken... İşte o zaman kendini bir kaleci gibi çaresiz, yalnız ve yabancı hissedebiliyor. Hoppala... Ben şimdi kaleciyi anlatmaya çalışıyordum. İyi de topu neden böyle hüzünlü bir köşeye sürdüm. Ben yazmıyorum, klavye kendi kendine böyle yazıyor diyeyim bari... Ne bileyim? Yazdıkça cümleler böyle dökülüyor.

Bilmediğim bir konuda ahkam kesiyorum ya eğer kusurum olduysa affetsin okuyanlar beni... Aaa! Ne diyeceğim... Birinin daha kaleci olduğunu öğrendim bu arada. Yooo... Merak etme hakkında bir şey yazmayacağım. Bilmiyorsan bil isterim ama... Kimmiş biliyor musun? Che Guevera.. Yaaa... Of! Şimdi müsaade etsen de anlatsam keşke... Hayatta en büyük hayalim ne biliyor musun? Yok canım... Kaleci olmak değil elbette... Şeeyyy! Ben Ernesto Che Guevera gibi motorsikletle Güney Amerika'yı dolaşmak istiyorum. Biliyorum. Bana "Yok artık bu kadar da hayallerde yaşanmaz!" diyorsundur.. Hatta ardından koca bir "Pes!" ünlemesi ekliyorsundur... Ne var? Yapamasam bile hayal ediyorum... Off! Peki tamam. Konuyu burada kesiyorum.

Okuduğum gazete haberi - http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=2620