edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2021 Cuma

Sevdiğim Adamlar...

               
Ahmet Hamdi Tanpınar, 
1901 tarihinde doğmuş, 1962 yılında 61 yaşında ölmüş. 
 
Nazım Hikmet Ran, 
1902 yılında doğmuş,  1963 yılında 61 yaşında  ölmüş. 

Sevdiğim adamlar,
bir yıl arayla doğmuşlar, 
bir yıl arayla 
 61 yaşında ölmüşler.
İlginç...



19 Ocak 2021 Salı

Edebiyat Akrabalığı - Haydar Ergülen


Arkadaşımın gönderdiği kargo paketini açtığımda, içinden sürpriz kitaplar çıkınca ne sevindim anlatamam. 

Hepsini kucaklayasım, tadasım, koklayasım, yiyesim geldi. 

Şimdi ben böyle hissettim ya... Durdum bi... Dedim, bu sözlerin benzerlerini ben nerede okudum?  Zihnimden yuvarlanan sözler  tanıdık çünkü...

Hey! Hatırladım. Durur muyum? Hemen Bavul'un bu ayki sayısını elime aldım. Pürtelaş sayfaları çevirdim. İşte buldum. Oğuz Alkan'ın sorularını, bir kaç ay önce Nişanlılar İçin Şarkılı Alfabe adıyla deneme kitabı yayımlanan Haydar Ergülen cevaplamış. 

- Nasıl çıktı bu denemeler, diye sorunca, demiş ki:

- Yazmak ve okumak. En çok sevdiğim şeyler. Hatta okumak daha önde. Okudukça yazasım, yazdıkça okuyasım geliyor. Böylece ortaya pek çok yazı, sonucunda da kitap çıkıyor. 

Kitaplar da tıpkı şiir gibi doğanın parçası adeta.  Üzüm gibi, elma gibi, ceviz, zeytin gibi geliyor bana. Besleyici, geliştirici, güçlendirici, renkleri, biçimleri güzel. Tadları, lezzetleri apayrı. Hepsini tadasım, koklayasım, yiyesim geliyor desem şaşırma!"

Murathan Mungan, "Edebiyat akrabalıkları, hiçbir zaman buluşup bir kahve içemeyeceğiniz insanların yeryüzüne dağılmış varlığını hatırlatır size. Gene de asıl buluşmanın edebiyat olduğunu bilirsiniz." demiş ya... 

Haydar Ergüden'le sanki akrabalığım varmış gibi hissettim.  Yazdıklarını aynen yaşıyorum çünkü. Çok haklı... Her kitabın tadı, lezzeti apayrı. Hepsini tadasım, koklayasım,  yiyesim  geliyor desem şaşırmayın:)

Edebiyat akrabalığına inanıyorum. Edebiyata inanıyorum desem de şaşırmayın:D


5 Eylül 2019 Perşembe

İrtibat Şart, Rabıta Mühim, İhtimam Esas...


Son günlerde mütemadiyen yollardayım. Kâh araba kullanıyorum, kâh uçağa biniyorum. Arabamı kullanırken video, podcast dinliyorum. Uçaktaysa  kitap okumak istiyorum. 

Bu arada yeni  bir yazar keşfettim.  Adı Nermin Yıldırım. Meğer yazarın altı tane romanı varmış.  İlkini 2011 senesinde yazmış. Hiç duymamıştım. Tesadüfen yazarın Misafir adlı son kitabını okumaya başlamışım.  Resmen çakıldım kaldım. Kelimelerinin lezzetine vara vara, cümlelerinin peşinden koşa koşa, elimden bırakmadan biteviye okudum... Okudum...  Dokunmadan'a geçtim. Okudum... Okudum... Dokundu... Okudukça kalbimdeki kavimler yer değiştirdi.

Az sonra hava alanına doğru yola çıkacağım. Uzaklara uçacağım. Gözlerim keskin, burnum hassas, kulaklarım açık. İrili ufaklı tekmil kusurum ve bünyemin serkeş ritmiyle bu kez  Nermin Yıldırım'ın  Saklı Bahçeler Haritası'nı okumaya başlayacağım. 

"Edebiyat akrabalıkları, hiçbir zaman buluşup bir kahve içemeyeceğiniz insanların yeryüzüne dağılmış varlığını hatırlatır size. Gene de asıl buluşmanın edebiyat olduğunu bilirsiniz." der Murathan Mungan.  

Velhasıl, Nermin Yıldırım yoldaşım oldu.  Artık edebiyat akrabalarımdan biri. Minnettarım. 


21 Mart 2018 Çarşamba

Zihnimde Cirit Atan Fikirlerin Verdiği Garip Telaş...


Kadın öğrencileri felsefeye çekme amacıyla, Oxford Üniversitesi Felsefe bölümü bir dizi değişiklikler yapmış. Feminist felsefeyle ilgili yeni bir lisans programı başlatmak için bu bölümde eğitim verecek yeni akademisyenler  görevlendirilmiş. Ne hoş! 

BBC Türk'te "Oxford Üniversitesi'nde feminist felsefe çalışmaları güçlendiriliyor" diye denk geldiğim başlık, acaba son aylarda okuduğum kitaplar sebebiyle mi dikkatimi çekti diye düşünmeden edemedim. 

Çünkü kadınlık vaziyetleri sahiden zihnimi epey meşgul ediyor. Daha önce kadın edebiyatçı, felsefeci, bilim insanı, sanatçı niye erkeklere oranla daha az diye düşünürdüm.  Şimdi diyorum ki, var olanları neden bilmiyoruz?  Mesela lise yıllarımda, edebiyat  kitaplarında niye kadın edebiyatçılar yoktu? Sadece Halide Edip  Adıvar geliyor aklıma... Oysa yeni yeni öğreniyorum ki, mesela Fatma Aliye Hanım(1862-1936),  Ahmet Mithat Efendi(1844-1912) ile birlikte çalışmış. Romanlar yazmış. Ahmet Mithat'ın adını biliyorken, niye Fatma Aliye'nin adını ve eserlerini bilmiyoruz? Gene ellinin üstünde  romanlar yazan, Nazım Hikmet(1902-1963), Ahmet Hamdi Tanpınar(1901-1962), Sabahattin Ali(1907-1948), Orhan Kemal(1914-1970)'le dergi çıkarmış, Ahmet Haşim'in (1884-1933)  yere göğe sığdıramadığı şahane bir kadın yazarımız varmış. Suat Derviş (1903-1972) Niye öğretilmedi? 

Bunları okudukça  anlıyorum ki,  kadın yazarların büyük mücadele vererek  yazdıkları pek çok eser var. Serpil Çakır'ın Osmanlı Kadın Hareketleri adlı araştırma kitabını okuyorum. Bence çok kıymetli bir kitap. Bin bir baskıya  rağmen kitaplar, dergiler çıkaran  kadın yazarlarımızın sayısı azımsanmayacak kadar çok olduğunu öğreniyorum. Niye bilmiyoruz? Kimler kadın yazarları gölgede bırakmak istemiş? Bu vaziyet bir tür cinsiyet ayıklaması mı?

Zihnimde cirit atan fikirlerin verdiği garip telaş... Okuyorum... 



Not- 1. Meşrutiyet Dönemi’nde modern kadını imgesini yansıtan Namık İsmail’in “Sedirde Uzanan Kadın” tablosu –1917

BBC Türk'teki haber BURADA.


13 Kasım 2015 Cuma

Hayvanlar Ve Edebiyat-4-ARI

 
 
"Her iki çeşit arı, bir yerden yedi.
Fakat bundan zehir hâsıl oldu, ondan bal."
 
 
Mesnevi Hikayeleri/Bakkal ve Dudu'nun Hikayesi

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Duyuru-1- Yaşama!













Yeşil parkası, kırmızı kazağı,  yuvarlak gözlükleri, parmaksız siyah eldivenleriyle, mucizeler dükkanı denen masasına eğilmiş, kimbilir ne şahane öyküler çizip anlatmakta olan  Galip Tekin'in, yayımlanmış üç çizgi romanını elbette çoktaaaan aldım, baktım, okudum. 


Ben Galip Tekin'in, 2013 yılında gerçekleştirilen, Akdeniz ülkeleri insanlarının kendi dillerinde anlattığı "gerçek" hikayelerinden oluşan,  "Akdeniz'den Gerçek Hikayeler" adlı edebiyat projesinde yer aldığını duyduğum, tek sayfalık Yaşama! adlı öyküsünü arıyorum.  

Çünkü... Bu projede yer alan "gerçek" hikayesini, acaba  korku, gerilim, bilimkurgu tadında nasıl anlatmış diye çok merak ediyorum.

Duyurulur!

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Istırabı Zevk Edindim. Pancarlı Kısır Pişirdim.

"Pancar sebzelerin en keskinidir. Turp, elbette ki daha ateşlidir, ama turpun ateşi soğuk bir ateştir. Hoşnutsuzluğun ateşidir, yoksa ihtirasın değil. Domates, doğrusu şehvetlidir. Fakat onda da bir su altı akıntısı halinde uçarılığı, havailiği sezersiniz hep. Pancarlar ise korkunç ciddidir.  

Pancar aslında melankolik bir sebzedir. Istırap çekmeye onun kadar isteklisi yoktur. Örneğin insan şalgamı ne kadar sıksa kanatamaz... 

Pancar tıpkı suç yerine geri dönen katile benzer.  Vişnenin havuçla işi bittiğinde ortaya çıkan şeydir pancar. Sonbahar mehtabının kuşaklar önceki, sakallı-bıyıklı, çoktan gömülmüş atasıdır. Fosilleşmesine ramak kalmış! 

Eski bir Ukrayna atasözü vardır: "Pancarla başlayan hikaye şeytanla biter." 

Eh, o riski göze almak zorundayız artık."

Tim Robbins'in Parfümün Dansı adlı kitabının girişinde  yazan pancarla ilgili yukarıdaki cümleler aklıma gelince, eh, ben de o riski göze alayım dedim. Ve sabah işe gelmeden  pancarlı kısır pişiriverdim.  Denemeyen varsa, hararetle tavsiye ederim. 

Yok katile benzer, yok melankoliktir, yok ıstırap çekmeye meyillidir  gibi sözler etseler  bile, hiiiiiiç aldırmam. İşte az önce hepiciğini yedim bitirdim. Pancarlı kısır, hele buzdolabında soğutup yerseniz, lezzeti fevkaladenin fevkinde bir yaz yemeğidir.  Bakın buraya yazıyorum:  Pancarlısına kefilim:)

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Ben Rüyada Gördüm Paris'i, Gülümsedi Ve Kayboldu.




 
...............
Paris’teyim, anladın mı kardeşim, Paris’te. Ve pusulasız, direksiz bir gemi gibi dolaşıyorum. Bu şehirde göze ilk çarpması icap eden şeylerin hepsini bitirdim. Şimdi iki şey kaldı: Birincisi paranın verebileceği lezzetler ki onları hiçbir zaman tadamayacağız, bir de şehrin kendisi ve alışmak. 
..........
Paris güzel dostlar, Paris güzel. Bir kere ağaçlı, sonra ilhamlı. Hakikaten bir şeyler esen bir memleket. Siz ne haldesiniz?
................
Akşam oldu mu, buralarda beni bir hüzün alıyor. Bir incir ağacı gözümde büyüyor, suya doğru sarkıyor, karşı yakada ışıklar yanınıyor.
................
 Ah, kendime ve Paris’e bu kadar geç kalmasaydım.


paragraflar-ahmet hamdi tanpınar
başlık-cemil meriç
kitap-halil gökhan-türk edebiyatında paris