roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2024 Cumartesi

"..... Zaman Dışı Havayı Titreten İç Çekmeler."

 



Bu hafta kendime "Orhan Pamuk Haftası" ilan ettim.
Yayımlandığı yıllar hemen alıp okuduğum kitaplarını bu kez dinlemeye başladım.

Elbette bazan sesli kitap dinliyorum. Fakat daha önce okumadığım,  satın almaya gerek duymadıklarımı dinliyorum genelde. 

Okuduğum bir kitabı sinemada ya da tiyatro sahnesinde seyretmek nasıl farklı hazlar veriyorsa, bu kez okuduğum kitapları yıllar sonra dinlemek bambaşka bir deneyim yaşattı bana. Cümlelerin tınısı hoşuma gitti.  Çok sevdim.  


 

Orhan Pamuk'un tuttuğu günlükler ve günlüklerindeki çizimlerinin kitaplaştırıldığı Uzak Dağlar ve Hatıralar  kitabı masamda. İyi çizip çizmediğimi umursamadan ben de onun resimlerine bakıp çizmeye, yazısı gibi yazmaya çalışıyorum. Ve mesela bu esnada Peppino Di Capri'nin Melancholi'sini başa alarak tekrar tekrar dinliyorum. Duygulanıyorum. Hayatım anlam kazanıyor. Orhan Pamuk'a minnet hissediyorum. 




NOT: Başlık Orhan Pamuk'un Kara Kitap'ında 69. sayfada Dante'den

15 Temmuz 2021 Perşembe

Tek Paragrafına Bile Hastayım...

"Albay Aureliano Buendia, yıllar sonra idam mangasının karşısına dikildiğinde, babasının onu buzu keşfetmeye götürdüğü o çok uzaklarda kalmış ikindi vaktini anımsayacaktı. 

O zamanlar Mozondo, tarihöncesi kuşların yumurtaları kadar ak ve kocaman, parlak çakıllarla örtülü yatağı boyunca dupduru akan bir ırmağın kıyısında kurulmuş, yirmi hanelik bir köydü.

Dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha ve bundan söz ederken parmakla işaret edip göstermek gerekti." 

Gabriel Garcia Marquez- Yüzyıllık Yalnızlık'tan...


28 Mayıs 2021 Cuma

Kızkardeşlik Gücü Adına:)

2007 yılından itibaren verilen Duygu Asena - Kadının Hâlâ Adı Yok  Roman Ödülü'nün 
2021 yılı sahibi, 
Ev adlı romanıyla Nermin Yıldırım  oldu. 


1964 yılından itibaren verilen Sait Faik Hikaye Armağanı'nın 
2021 yılı sahibi, 
Deli Tarla  adlı öykü kitabıyla Şermin Yaşar oldu. 


Memleketimin her iki kadın yazarına bayılırım. 
Çok sevindim. Sevindiğimi paylaşmak istedim:)



 

28 Mart 2021 Pazar

Olmasa da Olur:)


Psikiyatr Gülcan Özer'in ilişkilere zarar veren 7 günahı anlattığı TEDXTALKS konuşmasına denk geldiniz mi bilmiyorum. Kendisine bayıldığım için bilumum söyleşilerini yakından takip ederim. İşte bu videoda, hocası anotomi profesörü Sami Zan'ın  dönemin ilk dersinde:

-Kızlarım sözüm size, koca terbiye edilmez, terbiyelisi alınır. Eğer ben bu adamla ilişkiye gireyim, beğenmediğim yönlerini  nasılsa zaman içinde değiştiririm diye düşünüyorsanız, sakın o ilişkiye girmeyin, dediğini söylüyordu.

Gülcan Özer konuşmasının devamında,  elbette insan değişir. Lakin proje haline getirip zorladığınızda, benlik ve bünye direnç koyacak ve kendini koruyacaktır, diyordu. Oysa Jung'un söylediği gibi bir adamın ve bir kadının ilişkisi kimyasal bir tepkimeye benzer.  Eğer tepkime gerçekleşirse her ikisi de kılık değiştirir. Bu şu demek diyor Gülcan Özer, gönül gönle değerse zaten o tepkime kendi seyri ve süreci içinde olur.  

Çok haklı, demiştim kendi kendime. Zorlama arkadaşım. Olmasa da olur:)



Kitapçıda adını daha önce hiç duymadığım Aslı T. Kızmaz'ın Olmasa Da Olur adlı kitabının arka sayfasını okuduğumda, psikiyatr Gülcan Özer'in işte bu söylediklerini hatırladım. Kitabın arka sayfa yazısı şöyleydi:

"Biz kadınlar bazan en başından olmayanı oldurmaya çalışıyoruz. El attığımız her şeyi düzelteceğimize o kadar inanaıyoruz ki  'onu da' düzelteceğimize emin oluyoruz. Ama eşek kadar adamlar değişmiyor, olmayandan da olmuyor.  Ve evet ne yazık ki bizim bunu anlamamız için iyice sarsılmamız  gerekiyor. Farkındayım çok zor; üzücü, gurur kırıcı, yorucu, sıfırlanmak... Ama emin olun şahane yanları da var..." 

Aslı T. Kızmaz ikinci romanında kendi ayakları üzerinde duran, hiç olmazsa buna çabalayan, sonunda "olmasa da olur" diyen deli dolu bir kadının ayrıksı hikayesine odaklanıyor." 

Yazarın ilk kitabının adı Benden Ne Olur'muş. Valla ben ikinci kitabı Olmasa da Olur'a denk geldim. Hiç düşünmedim. Hemencik satın alıverdim. 

Çünkü son zamanlarda, ayaklarımı altıma alıp,  tatlı tatlı muhabbet ediyormuşum gibi, bir kadın yazarın kadın hallerini kadın halimle okumayı çok seviyorum. 

Kitabı var ya, bir solukta okudum. Sahiden şen şakrak üslubuyla film gibi bir roman yazmış  Aslı T. Kızmaz.  Bu romanın filmi çekilir mi bilmem lakin  romanı bir film seyrediyormuşum gibi okuttuğu için yazara çok teşekkür ederim:)



19 Mart 2021 Cuma

Kasımpatı


Geçen hafta John Steinbeck'in Kasımpatları adlı öyküsünü tatlı tatlı okuyordum. Bir yandan, o kadar çiçek arasında yazar acaba neden kasımpatıyı seçti diye düşünüyordum.

Kitapta yazarın bir çok öyküsü vardı. Ne yalan söyleyeyim, okuduğum ilk öykünün sonuna sinir  oldum. Ah bu erkek yazarlar, dedim. Kapağını küt diye kapattım. Kitabı okumayı bıraktım.

Bu hafta bir kadın yazar tarafından ana dilimde yazılmış şahane bir polisiye roman okudum. Elçin Poyrazlar'ın Ecel Çiçekleri. 

Memleketimde her gün duyduğum  kadına yönelik şiddette inat,  kadınlar kurban değil bu kez. 

Ne bu abicim, kadın hep akıl çelen, hep fettan, hep kötüye teşvik eden, hep yasak elmayı yediren, hep zavallı,  hep dövülen, hep aciz, hep cinayet nesnesi,  hep kurban. Acaba kimler yazıyor, kimler doğruymuş gibi inandırıyor, kimler akıllara işliyor bunları? 

Elçin Poyraz da tamam, buraya kadar, demiş olmalı.

Ecel Çiçekleri'nde  başkahramanı Suat Zamir'i  kadın polis yapmış.

İstanbul'da seri  işlenen cinayetler var. Gerçek hayatta olduğu gibi kadın cinayetleri devam ediyor. Aynı süreçte erkekler, hadım edilerek ardı ardına öldürülmeye başlıyor. Öldürülmüş adamların yanına hep kasımpatı bırakılıyor. Niye kasımpatı peki?

Yoo... Benden de bu kadar...  Nasıl denir? Merak eden, kitabı alıp okur:)

Yeminle film gibi roman... Sürekliyici. Bence filmi yapılmalı. Ve illa bu romanın devamı olmalı. 

Bayıldım.  Kalemine kuvvet sevgili yazar.



13 Şubat 2021 Cumartesi

Balık Tutan Kedi Sokağı'nı Arıyordum.


Metin Üstündağ'ın külliyatı kitaplarımın arasındadır. Çok zenginim. Seviniyorum.
Bir Delinin Mal Beyanı adlı kitabını yeni satın almıştım.  Az önce sayfalarının arasında dolandım. Hoşuma giden cümleleri kopyaladım, aldım. "Kendinden bahseder misin biraz,"  adlı beyanının bir  yerinde şöyle diyordu:

"- başkasının hayatı olsaydı bu yaşadıklarım
  çoktan çıkmıştım ben bu film bitmeden
  üç aşağı beş yukarıyım
  balık tutan kedi sokağını arıyorum"

"Balık tutan kedi sokağını arıyorum, "diyor ya,  Bu cümleye takıldım. Acaba balık tutan kedi sokağı var mı, diye guglladım. İyi ki merak edip araştırmışım. Bakar mısınız? Meğer Balık Tutan Kedi Sokağı varmış. Ve Paris'teymiş. Rue Du Chat Quı Peche. 


Rue Du Chat Quı Peche, yani Balık Tutan Kedi Sokağı,  1540 yılından beri varlığını sürdüren  29 metre uzunluğunda, ve 1.80 metre eninde bir sokakmış. 

1930 yıllarında Macar yazar Jölan Földes  Balık Tutan Kedi Sokağı'nda yaşamış.  Ve bu sokakta yaşamakta olan göçmenlerin yürek burkan öykülerinden bir roman yazmış. 

Nasuhi Baydar tarafından Balık Tutan Kedi Sokağı adıyla  Türkçeye tercüme edilen kitap, 1946 yılında bizim memlekette basılmış. 

Macar yazar Jölan Földes'in, Balık Tutan Kedi Sokağı adlı  bu romanı 22 dile çevrilmiş. Uluslararası Büyük Roman Ödülü kazanmış.

Metin Üstünağ'ın ömrüne bereket, Jölan Fölyes'in ruhuna rahmet, dedim. Sonra ne yaptım? Durur muyum? Hemen Balık Tutan Kedi Sokağı adlı kitabı sipariş ettim.


Jölan Földes                          Metin Üstündağ


30 Ocak 2021 Cumartesi

Ölmüş Romancıların Romanlarının Okuru


"Abi, Safvet Nezihi'nin Zavallı Necdet'ni okudun mu?" diye sorunca, yüzüme acıyarak baktı. Başını iki yana sallayarak  tekrar tekrar cık cık yaptı. 

"Bütün ölmüş adamların romanlarını okumak gibi bir çaba  içinde görüyorum seni," dedi.  Şaşırdım. Tutamadım kendimi, kocaman bir kahkaha attım.  

Önce Safvet Nezihi'nin Zavallı Necdet'ini okuyacağım. Abim duysa kim bilir nasıl kızacaktır. Ardında   Peyami Safa'nın Zıpçıktılar'ını okumaya niyetliyim. 




6 Mart 2020 Cuma

Ve Ka. Ve Kar Ve Kars Ve Roberto


Orhan Pamuk'un Kar adlı romanını yıllardan sonra yeniden okumaya başladım. 
Romanın kahramanının adı - Ka.  
Romanın  adı - Kar
Romanın mekanı - Kars  
Ka... Kar... Kars... 

Ka, kulaklarında Pepino di Capri'nin  Roberta'sı, kar altında, Kars'ın yoksul, ıssız sokaklarında yürüyor. Yıllar sonra... İnternet sayesinde... Roberta'yı dinleyerek okuyorum Kar'ı. Roman resmen bu müziğin ritmiyle akıyor.  O kadar güzel ki...


Ka, Faikbey Caddesi'ndeki Yeni Hayat Pastahanesi'nde  İpek'le buluştu şimdi.  Kitabın kurgu olduğunu unutan saf okur olarak az sonra, bu pastahanenin fotoğrafını görebilmek amacıyla gugıllamaya karar verdim. Hey! Du bi, dedim... Yeni Hayat, Orhan Pamuk'un diğer  romanının ismi değil mi?  Hay canına!  Resmen okurlarıyla oynuyor. Bayıldım...  
Hafiye ruhumu uyandırdım.  Müsaadenizle oyunların izini sürerek Kar'ı okumaya devam etmeliyim.



26 Ocak 2020 Pazar

Romanların İçinden Geçen Tablolar


"Bir an Vermeer'in Subay ve Gülen Kız tablosu geldi aklına, kızın yüzündeki ifadeyi, fincanı kavrayan ellerinin tam konumunu, yüzü görünmeyen adamın kırmızı ensesini anımsamaya çalıştı. Duvarda asılı olan mavi harita ve pencereden giren güneş ışığı zihinde belirip kayboldu, şimdi kendisini kuşatan güneş ışığına o kadar benziyordu ki."


-NOT- 
Paul Auster'in Cam Kent adlı kitabını okurken 21. sayfada bu cümlelere denk geldim. Kitabı elimden bıraktım. Telefonumdan bu tabloyu gugılladım. Elbette hemen buldum. Paul Auster'in cümleleriyle resmi inceledim. Bu kez ressamı merak ettim. Hollandalı Johannes Vermeer 1632-1675 yılları arasında yaşamış. Meğer  İnci Küpeli Kız'ın ressamıymış. 



5 Eylül 2019 Perşembe

İrtibat Şart, Rabıta Mühim, İhtimam Esas...


Son günlerde mütemadiyen yollardayım. Kâh araba kullanıyorum, kâh uçağa biniyorum. Arabamı kullanırken video, podcast dinliyorum. Uçaktaysa  kitap okumak istiyorum. 

Bu arada yeni  bir yazar keşfettim.  Adı Nermin Yıldırım. Meğer yazarın altı tane romanı varmış.  İlkini 2011 senesinde yazmış. Hiç duymamıştım. Tesadüfen yazarın Misafir adlı son kitabını okumaya başlamışım.  Resmen çakıldım kaldım. Kelimelerinin lezzetine vara vara, cümlelerinin peşinden koşa koşa, elimden bırakmadan biteviye okudum... Okudum...  Dokunmadan'a geçtim. Okudum... Okudum... Dokundu... Okudukça kalbimdeki kavimler yer değiştirdi.

Az sonra hava alanına doğru yola çıkacağım. Uzaklara uçacağım. Gözlerim keskin, burnum hassas, kulaklarım açık. İrili ufaklı tekmil kusurum ve bünyemin serkeş ritmiyle bu kez  Nermin Yıldırım'ın  Saklı Bahçeler Haritası'nı okumaya başlayacağım. 

"Edebiyat akrabalıkları, hiçbir zaman buluşup bir kahve içemeyeceğiniz insanların yeryüzüne dağılmış varlığını hatırlatır size. Gene de asıl buluşmanın edebiyat olduğunu bilirsiniz." der Murathan Mungan.  

Velhasıl, Nermin Yıldırım yoldaşım oldu.  Artık edebiyat akrabalarımdan biri. Minnettarım. 


3 Ocak 2018 Çarşamba

Aşk İmiş Her Ne Var Alemde


Sahaflarda denk geldim.  15 Mayıs 1979 tarihli Sanat Emeği adlı dergi. Sararmış sayfalarından birini araladım. O ismi görünce, şaşırdım kaldım. Engin Ergönültaş, “Orhan Gencebay’dan  Ferdi Tayfur’a “Minibüs Müziği” başlıklı bir yazı yazmış. Ayaklarım kendiliğinden kasaya yöneldi. Elim çantama gitti. Dergi artık benimdi.

Engin Ergönültaş’ın fotoğrafını görsem tanımam. Lakin Gırgır zamanından, Pişmiş Kelle’den çizdiklerini bilirim. Çok severim. Ya romanına ne demeli? Rüyada kitap okuyormuşum tadı veren kitap… Minare Gölgesi…

Demek Engin Ergönültaş’ın dergilere yazdığı çok eski yazıları var. Ne hoş! Keşke bu yazıları bir araya getirilse… Ve bir kitap yapılabilse... Keşke.


Başlık-Fuzuli'den

7 Kasım 2017 Salı

Ben Kimim?

İnsan son sayfasına kadar ne olacağı bilinmeyen bir roman gibidir. 
Başka türlü olsaydı okunmaya değmezdi.


Alıntı - Yevgeni Zamyatin / Biz
Fotoğraf - Google'dan



9 Kasım 2015 Pazartesi

Ve Bazan Ve Sessizlik


Bazan hiçbir şey yapmaz sessizce otururduk.
 



Bazan yağmur yağar, camlardaki tıpırtıyı dinlerdik.




Bazan çok uzun bir süre susardık.
 
 
 
 
 
 Bazan yalnız biz değil, sanki bütün şehir sessizliğe bürünürdü.
 
 
 
-not-
fotoğraflar krzysztof kieslowski'nin üç renk mavi'den,
cümleler orhan pamuk'un masumiyet müzesi'nden

24 Eylül 2015 Perşembe

Yaban...


Kim bilir, başka yerlerde bahar ne güzeldir. Besbelli, başka yerler derken, İstanbul'u, İstanbul'un sayfiyelerini düşünüyorum. Feneryolu, Göztepe, Erenköy. Yüreğim bir karanlık odaya hapsedilmiş yaramaz bir çocuk gibi hopluyor.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu/Yaban

22 Eylül 2015 Salı

Zamanın Ruhu...


1941 yılıdır. Refik Halid Karay gazete idarehanesinde başmuharrir ile içinde bulundukları ikinci dünya harbine dair konuşurlarken, içeriye genç bir gazeteci  girer. Çok enteresan bir röportaj yaptığını, vak'ayı bütün tafsilatile yazdığını söyler. Röportaj pek iyi yazılmamış, sıralanmamış olsa da, mevzu gerçekten çok ehemmiyetli, canlı, şaşırtıcı ve inanılmazdır. Aradan zaman geçer. Röportaj bir türlü neşredilmez. Refik Halid Karay sebebini sorar. Hükümet izin vermemiş, nüfuzlu bir adam meselenin ortaya atılmasını istememiştir.  Harp zamanıdır. Sulhu beklemek icab etmektedir.

Harp biter. Röportaj unutulur. Bir daha kimse bahsini etmez. Refik Halid Karay emniyetten biriyle meseleyi konuşur.  Olayın doğruluğunu öğrenir. Kadınlar Tekkesi, işte bu gerçek olayın romanlaşmış halidir.


Bu hafta sahaflar festivalinden satın aldığım 1956 basımı kitabın, yazarı tarafından yazılmış  ön sözünü henüz okudum. Sonra kapağını tüm merakımla inceledim. Kitabın kapağının 1956 yılında çizilmiş olduğunu bilmesem, ortadaki adamı günümüzde güzel kızları ve yakışıklı erkekleri grubuna katılmaya ikna eden o "hoca" zannedeceğim. Olay günümüzden 74 yıl önce gerçekleşmiş. Çok şaşırdım. Şimdi müsaadenizle okumama kaldığım yerden devam edeceğim:)

23 Temmuz 2015 Perşembe

Biraz Ordan Biraz Burdan


- Gözlerimi kapatıyorum. Kara Kitap 25 Yaşında adlı kitabın rastgele  bir sayfasını açıyorum. Onuncu Bölüm. Başlık: Kahramanı Benmişim. Tahir-ül Mevlevi’den bir alıntıyla başlıyor.  "Üslûpta şahsiyyet: Yazı yazmak, mutlaka yazılmış yazıları taklît etmekle başlar. Bu tabii bir hâldir. Çocuklar da başkalarını taklîd ile söze başlamazlar mı?" Kısmetime bu cümlelerin denk gelmesi hoşuma gidiyor. Muzurca gülümsüyorum.  Feleğe çok teşekkür ediyorum.

- Buzdolabından soğuk sütü çıkarıyorum. Bir su bardağı sütün içine  bir çay kaşığı dolusu türk kahvesi ile  çekirdeklerini çıkardığım iki hurmayı usulca atıyorum. On dakika sonra yumuşamış hurmaları çıkarıp biraz sütle rondoda çeviriyorum. Boza kıvamına geliyor. Bardaktaki kahveli sütün içine geri boşaltıyorum. Süt+Kahve+Hurma... Resmen üç ahbap çavuş! Bir araya gelince, nasıl hoş kokulu, nasıl leziz, nasıl hafif tatlı içecek oluyor anlatamam. Müthiş! Ramazan ayından beri bunu ben hep yapıyorum.

- Çok soğuk, dondurucu, kışın en şiddetli zamanı için kullanılan bir kelime var. Zemheri. Peki, çok sıcak, bunaltıcı, şimdiki gibi yazın en cayır cayır zamanı için hangi kelime kullanılıyor? Çöl sıcakları demeyin. Zemheri gibi afilli bir kelime bulmak istiyorum.

- Ofisteyiz. Özlem klavyeden ayırdığı ellerini  birleştiriyor, avuç içlerine  üst üste bir kaç kez üflüyor. Hayırdır, diye soruyorum. Sıcaktan avuçlarının alev alev yandığını söylüyor.  Üfleyerek soğutuyormuş. Du bi...  Yoksa...  Sahiden... Üüff deyince soğuk, hoohh deyince sıcak hava mı geliyor. Şaşırıyorum.

- Hah işte. Çok güzel... Şimdi gene aklıma takıldı... 2 neden üç, 3 neden iki harflidir? Haklısınız. Saçmalamaya devam ediyorum.

- Hurma ağacının tıpkı insanlar gibi yavrulayarak çoğaldığını, eğer yavrusu yakınına ekilmezse, küsüp kuruduğunu öğrendim. Elbette hemen inandım. Kim ne düşünürse düşünsün, ağaçlarla konuşmaya devam etmeye karar verdim. 


Devam edecek...

17 Haziran 2015 Çarşamba

Sevdiğim Bıyıksız Roman Yazarları



  


 
 
 
  

1-  Nahid Sırrı Örik (1894-1960)
2- Peyami Safa (1899-1961)
3- Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962)
4- Aziz Nesin (1915-1995)
5- Yusuf Atılgan (1923-1989)
6- Yaşar Kemal (1923-2015)
7- Attila İlhan (1925-2005)
8- Fakir Baykurt (1929-1999)
9- Sadık Yemni (1951- )
10- Orhan Pamuk (1952- )
11- Murathan Mungan (1955- )
12- Halil Gökhan (1965- )
13- Barış Bıçakçı (1966- )
14- Alper Canıgüz (1969- )
15- Hakan Günday (1976- )
16- Emrah Serbes (1981- )