22 Mayıs 2024 Çarşamba
20 Aralık 2023 Çarşamba
8 Aralık 2020 Salı
Delilik Nedir?
Sisli bir sonbahar sabahıydı. Rotamı o yöne kırıp gene bu manzaraya doğru yürüyünce, kimi düşündüm bilin bakalım?
Yoo... Son günlerde metinleriyle haşır neşir oluyorum diye... Ne Friedrich Nietzsche, ne Arthur Schopenhaur ne Jean Jacques Rousseau ne Edmund Husserl ne Soren Kierkegaard ne Ludwig Wittgenstein ne Martin Heidegger... (Yeminle yazılışlarını tam beceremedim. Bakarak yazdım:) Hiçbirini değil. Sait Faik'i düşündüm.
Bir öyküsünün girişinde der ki:
"Sabahın dört buçuğu. İnsan sesleri sessizliğin içine düştü."
İnsan zihni, tuhaf kutu değil mi? Canı ne zaman isterse çıkarıveriyor gizlediğini... Sait Faik'in öykülerini özlediğimi fark ettim.
Neyse... Öyle işte. Şimdi itirafımı dinlemeye davet edeceğim sizi:)
Nasıl anlatsam... Bayılıyorum bu ağaca ben. Sevdalı olduğumu bile söyleyebilirim. Bu yoldan geçenler bu güzelliğin benim gibi farkındalar mıdır acaba? Bazı sabahlar onun için deli gibi olanlar var mıdır, benden başka?
Onu ilk gördüğümde ne cins ağaç olduğunu bilemedim, tamam mı? Meraktan öldüm. Hemen fotoğrafını çekip peyzaj işi yapan bir arkadaşıma gönderdim. Sordum. Cevabı muhteşemdi.
"Dişbudak bu. Güzel ve kalender bir ağaçtır." dedi.
Kalender bir ağaç öyle mi? Dayanamadım. Koşarak yanına gittim. Sımsıkı sarıldım gövdesine. Nilgün Marmara tadıyla kulağına seslendim: "O kadar güzelsin ki, kuş konsun dallarına e mi?"
Akşam yürüyüşünde gene yanından geçtim. Bir de ne göreyim... Kuşlar konmamış mı dallarına?
Heyy! Delirdim. Delirdim!
8 Mayıs 2016 Pazar
Durmak-4-
7 Nisan 2016 Perşembe
Ve Ölüm Ve Ağaç Ve Ben
16 Kasım 2015 Pazartesi
Gören Olmuş Mu Rüzgârı?
23 Temmuz 2015 Perşembe
Biraz Ordan Biraz Burdan
- Ofisteyiz. Özlem klavyeden ayırdığı ellerini birleştiriyor, avuç içlerine üst üste bir kaç kez üflüyor. Hayırdır, diye soruyorum. Sıcaktan avuçlarının alev alev yandığını söylüyor. Üfleyerek soğutuyormuş. Du bi... Yoksa... Sahiden... Üüff deyince soğuk, hoohh deyince sıcak hava mı geliyor. Şaşırıyorum.
3 Nisan 2015 Cuma
Sevmek
22 Ekim 2013 Salı
Kahve Molası - Güzel Ağacım!
29 Nisan 2013 Pazartesi
Sadece İnsanlar Mı Kaygı Duyar Sence?
Şimdi neden yazdım bunları biliyor musun? Az önce içimi kurcalan bir merak sebebiyle sanal ansiklopedide bir şeyler arıyordum. Kierkegaard'ın kaygılı olmanın, insanı diğer canlılardan ayıran şey olduğu tadında bir yazısına denk geldim. Ünlü Danimarkalı filozofa göre, insan dışındaki diğer canlılar kaygı duymazlarmış. İnsanın ise yitip gitmeden, boyun eğmeden kaygıyla yaşamasını öğrenmesi lâzımmış. İşte tam bu yazıyı okuduğumda... Kafama dank etti. Anlattığım bu hoş ağacın hemen yanındaki zavallı ağaç ansızın gözümün önüne geliverdi. Deminden beri o deli dolu, kendini beğenmiş ağacı anlatıyorum ya hani... Hah işte… O ağacın hemencik yanındaki ağaç ise bizimkinin tersine... Dalları nasıl kara kuru... Nasıl cılız... Nasıl süklüm püklüm... Nasıl acınacak haldedir anlatamam. Şimdi anladım. Beriki etrafına aldırmadan havalı havalı renklendikçe... Bu ise, kederinden eriyor olmalı günden güne... Hey!.. Ne demek kaygı duymamak, kaygılı olmamak… Kierkegaard görebilseydi keşke! Bu ağaç var ya, baştan aşağıya kaygı… Tepeden tırnağa tasa… Kökünden dallarına mutsuzluk…Gerginlik… Endişe. Ay, düşündükçe yüreğim daraldı yeminle... Acaba yanındaki ağaç, çevresine yüz vermeden gerim gerim gerindikçe, bu kendini aciz, eksik mi hissediyor? Acaba hep diğeriyle ilgilenince, bu ağaç hayatta bir kıymeti yokmuş gibi mi düşünüyor? Ne fena! Yooo... Var! Bak aklıma geldi işte. Ben onu önemsiyorum. Ne diyorum biliyor musun? Çıkıp oraya gitmeliyim. Evet, gitmeliyim inan ki. Gözünün önünde olan biteni göremeyip "dünyanın en şahane ağacı benim" havasıyla salım salım salınan o kendini beğenmişi değil, bilakis günden güne eriyen kaygılı ağaca kulağımı dayayıp ilgiyle dinlemeliyim. Ne bileyim? Aziz Nesin'in dediği gibi... "Bir güler yüz, bir tatlı söz..." Havasını bulur da önce aydınlatır kararan yüreğini... Çırpıştırır dallarını şööyle... Yanındaki şımarık ağacı şaşırtmanın sevinciyle içinde kalmış çiçeklerini patır patır açıverir belki. Şaşkın ya! Şimdi anladım. Enayi gibi hep o şımarık ağacın havasına kapılmışım! Tamam. Kararlıyım. Kaygılı ağacın yanına hemen gideceğim. Biliyorum. Benim öğretebileceğim bir şey yok, hiç kimseye ya da hiçbir şeye. Hey!.. Ağacın kulağına sadece... "Kimi zaman ben de senin gibi hissediyorum. Olur böyle haller." diyerekten gönül alma kıvamında bir kaç lakırtı edeceğim. O kadar!
3 Eylül 2012 Pazartesi
Öyleyse Biri Eski Yazıyla, Sağdan Sola Yazsın Beni...
- "Hey ahbap; niye düştün yollara kaçacak bir yer yok ki!" dedi.
Dedim ki:
- "Olmasın ne çıkar, yoruyorum ya peşimdekini,"
-"Hey ahbap, bu acı var ya kuş olsan kaçırmaz seni," dedi.
Dedim ki:
-"Öyleyse biri eski yazıyla, sağdan sola yazsın beni."
Görüldüğü gibi kimi okur, sevdiği yazar ve şairlerin cümleleriyle böyle oynar durur.









