neşet ertaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
neşet ertaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2026 Salı

Kendimi Eylediğim Zamanlar

 

Filmler seyrettim.

Galataport'ta Müzeverse'ye gittim.



Lubliyana'da Invaders avcılığı yaptım.

Elif Şafak'ın Mahrem'ini yıllar önce okuyup çok sevmiştim.
İlüstrasyonlu versiyonunu bulunca aldım, tekrar okumaya başladım.

Bu bir çam ağacının bebe kozalağı ve iğne yaprakları...
Büyüleyici değil mi? 
Harbiden, "Cahildim, dünyanın rengine kandım" demiş ya şair.
Çok haklı.

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Var Olmak Ve Kızılcık


Pazarda kızılcığı gördüm ya! Aman ne sevindim...  Durur muyum? Hemen satın  aldım. Eve gelir gelmez,  kallavi bir tabağa doldurup yıkadım. Marş marş  kitaplık! Okuma sırası bekleyen kitaplarıma  aceleyle göz attım. İçlerinden birini çektim çıkardım.  Balkona çıktım. Kızılcık kasesini kitapla yan yana masaya bıraktım.  Kızılcığın rengi gözümü aldı.  "Otların yeşil olması, denizin mavi olması, gökyüzünün bulutsuz olması, pekala bir meseledir." der ya Sait Faik. Kızılcığın kırmızı olması da meseledir bana göre tadında düşünceler zihnimde dolanırken, kitabın kapağına bakakaldım. O ne? Kitabın adı... Keşke Hiç Olmasaydık. Var Olmanın Kötülüğü.   Hay canına sayın seyirciler, dedim kendi kendime... Nasıl yani?

Acaba nereden duyup sipariş ettim? Kitapçıda  gözüme takılıp aldığım kitaplardan olmadığına, kargoyla geldiğine eminim. Derhal gözümü kapadım. Kitaptan bir sayfa araladım.  İlk denk geldiğim cümleleri okumaya başladım:

"Kişinin hayatından zevk alması,  var olmanın var olmamaktan daha iyi olduğu anlamına gelmez; çünkü eğer kişi dünyaya gelmeseydi, o hayattan alınan zevklerden  mahrum kalan kimse olmayacaktı ve hazzın yokluğu kötü olarak nitelendirilmeyecekti. Diğer taraftan eğer kişi  hayattan zevk almıyorsa varoluşuna hayıflanması da doğaldır. Bu durumda, kişi dünyaya gelmemiş olsaydı, yaşadığı hayatı sürdüren  ve acı çeken bir varlık da olmayacaktı. Bu, hazzı tecrübe edecek kimsenin yokluğunda bile "iyi"dir."

Durdum.  Olgun bir kızılcık tanesini elime aldım.  Mücevher  gibi.   Nasıl güzel anlatamam. Hayran kaldım. Dayanamadım,  "Cahildim dünyanın rengine kandım" diyerekten, bir Neşet Ertaş türküsü mırıldanmaya başladım. 

10 Ocak 2016 Pazar

Gönülden Gönüle Yol Gizli Gizli


 Yalan söyleyecek değilim. 
Bu adamı çok seviyorum.
 Az önce son filminden çıktım.  
Yine yeni yeniden sevdiğimi kendi kendime itiraf ettim. 
Pekiii...
O kimi seviyor acaba?



Neee?
Nası yani? 
Beni mi?
Yooo...
Yok artık!
Aaa!
Sahi mi?
Kalp kalbe karşı derler ya,
doğruymuş demek ki:)



20 Ekim 2013 Pazar

Dönüyor Aman Dünya Başım Duman...

Dün gece... Niyetine girdim. Beş Batman filmini, yine yeni yeniden seyretmeye heves ettim. İkisi Tim Burton'ın Batman ve Batman Dönüyor. Üçü Christopher Nolan'ın Batman Başlıyor, Kara Şövalye ve Kara Şövalye yükseliyor. Tamam. Hazırım. Odayı kararttım. Nananaanooom! Seyretmeye başladım. İyi ama... İkinci filmin sonunda saat gece yarısı üçü gösteriyordu. Dayanamadım yattım.


Sana bir şey söyleyeyim mi, süper kahramanlar arasında sanırım en çok Batman'i seviyorum. Bikere ona bahşedilen özel güçleri yoktur. Batman kendiliğinden uçamaz, görünmez olamaz, binlerce ton ağırlık kaldıramaz. Karanlık bir kahramandır o. Gülümserken bile kederli görüntü verir. Süperman gibi pırıl pırıl, tertemiz Metropolis'te yaşamaz. Belki  kapkara, kirli, yozlaşmış, çürüyen bir şehir olan Gotham'ın mutsuz insanlarından biri olduğunu düşündüğüm için,  Batman herdaim bana melankolik bir adam hissi geçirir.


Bugün hava nasıl güzeldi anlatamam. Uyandığımda güneş pırıl pırıl parlıyordu. Oysa... Daha dün... Şakır şakır yağmur yağıyordu. Anladım ki... Şehre bir film gelmiş. Mevsim akdeniz olmuş, dedim. Gülümsedim. Hemen süslendim püslendim sinemaya gittim. Filmin adı Yerçekimi'ydi. Üç boyutlu bir film. Epeydir bu filmi bekliyordum. Koltuğuma kuruldum. Gözlüklerimi taktım. Işıklar karardı. İster inan ister inanma... Filmin başlamasıyla, anında uzayın o büyüleyici mecrasına aktım. Filmin konusunu boşverdim. Üç boyut görüntüleri içinde, bu filmden bencileyin hayalperest bir bünyenin etkilenmemesi mümkün değil. Bayıldım filme. Peki ya Sandra Bullock... Kaç yaşında bu kadın?  Sanal ansiklopediye şimdi baktım. Tam 49 yaşında. Vay canına sayın seyirciler! Valla film kadar, Sandra Bullock'un görüntüsü ve performansından da etkilendim. 

 
Arabama bindim. Eve dönüyordum. Yüreğimin bir yarısında Batman... Gotham şehrine gidesim, Batman'ın kapısını çalasım var. Diğer yanında Yerçekimi filminin  o şahane görüntüleri. Ne dersen de... Astronot olasım, uzaya çıkasım var. Öyle özenti biriyim işte. Tam o anda radyoda bir misket havası çalmaya başlamadı mı? Üstelik Neşet Ertaş söylüyor. Ruhuna rahmet... "Aman ben yandım yandım yandım yandım. yandım. Ellerin memleketinde aldandım  kaldııııım."  Yeminle, Ankara'yla uzaktan yakından ilgim yok. Nedir bu böyle? Allahım nasıl şahane bir türkü bu anlatamam.  Ne vakit duysam içim kıpır kıpır ediyor. Nasıl halim biliyor musun? Direksiyon başında hem türkü söylüyor hem omuzlarımı öne arkaya sallıyorum. O anda arabayı yolun kenarına çekesim, arabadan fırlayıp, şıkır da şıkır oynayasım var. Öyle böyle değil. 

Dünya dönüyor. Mevsimler geçiyor. Tatil bitiyor. Benim... Başım içmeden duman. Amaann! "Aman desinler desinler şeker yesinler. Şu Hayal Kahvem kafayı iyice yemiş desinleeeer:)


NOT- Başlık Yaşar'ın şarkı sözü.

19 Temmuz 2013 Cuma

Bir Çeki Taşı Gibi Üstümde Zaman...


Şimdi durup dururken nereden hatırıma geldi bilmem. Cemal Süreya der ya hani: " Anımsıyor musun Toros ekspresinden inmiştiniz... Biletlerinizden ibaretti ikinizin de kimliği."  

Allahım, bu dizeler şairin hangi şiirinde geçiyordu ki? İnan bilmiyorum. Bedenimle buradayım. Evde. Heyy! Sanıyorum ruhum gene seferde. Çocukluğum  tren yolunda geçtiği için olmalı... Zaman zaman ruhum sefere çıkmak istiyor. Sefere çıkmak istiyor çıkmak  istemesine... deee... İlla trenle gitmek istiyor... İlla trenle. 

Şehrim, bir vakitler içinden tren geçen şehirdi. Bizim evimiz tren yolunun kenarındaki apartmanlardan birindeydi. Çok severdim gelip geçen trenleri seyretmeyi. İçindeki insanları hayal etmeyi. Ben evimizin penceresinden, o meçhul yolcu ise vagon penceresinden bakarken... Göz göze gelirdik bazen... Gülümser el sallardım. "Kalpten kalbe bir yol vardır görünmez. Gönülden gönüle yol gizli gizli." der ya Neşet Ertaş hani... İşte ruhumu sefere göndermeye o zamanlar başlamışım demek ki... Kimi takıldım o trenlerin peşine.. O şehir senin bu şehir benim dolaştım bir bir... Anlıyorsun değil mi?  Trenin değil, yüreğimin hayal ettiği yere giderdim tabii...

Allahım, sahiden bütün bunlar şimdi nereden aklıma geldi? "Bir çeki taşı gibi üstümde zaman." mı diyordu Oktay Rifat, Mısır Dönüşü adlı şiirinde? O halde, du bi... Edip Cansever'in şu şiirini bulayım da yazayım Hayal Kahvem'e... "Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi?  Biz eskiden seninle istasyonları dolaşırdık bir bir... O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar... Nazilli kokardı... Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası... Kül gibi ince İstanbul yağmurunun  altında... Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen... Diyeceğim şu ki... Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler..." Bu dizelerin üzerine başka ne diyebilirim? 

Biliyor musun, az önce ruhum Toros ekspresinden indi. Ve inanmayacaksın ama kimliğim biletimden ibaretti... İşte bak, eve döndüm. Neler yaşadığımı anlatamayacağım. Çok geç oldu.Yatmalıyım. Uykum geldi. 


2011

20 Haziran 2013 Perşembe

Ve Bağlama Hevesi Ve Kentin Türküsü Ve Yalan Dünyada



Selda'nın yukarıdaki fotoğrafını gördüğüm an, "bittim ben!" diye düşündüm. Uzun zamandır bağlama çalmayı öğrenmek istiyorum. Ara ara nüksediyor bu arzum. Bu kez kolay uyum sağlamak niyetiyle, kendime hemcinsim bir rol model arıyorum. Düşünüyorum... Düşünüyorum... Aklıma bir tek eskilerden elinde bağlamayla şarkı söyleyen Selda Bağcan geliyor nedense. Artık kararlıyım ya bağlama öğrenmeye... Selda'nın bağlamalı fotoğraflarına bakmak istedim. Az önce sanal dünyada fotoğraflarını bulmak üzere  dolanmaya başladım. Denk geldiğim ilk fotoğrafına  baktım ki o ne? Bağlama değil de gitar yok muydu Selda'nın elinde. "Eyvah!" dedim.  "Allahım bağlamalı bir kadın rol model bulamayacak mıyım yoksa kendime?"

Tuhaf huylarım vardır.  Biliyorum temkin süzgeçi eksik benim bünyemde.  Bir şeye karar verirken bi dur bi etraflıca düşün di mi? Nerdee? Her bişeye kolay heves ettiğim gibi, moralman şıppadanak çökerim. Kendime inancım çapçacık yıkılır. Hemencik kör kuyularda merdivensiz, denizler ortasında yelkensiz kalmış gibi hissederim.  Ne denir? "Savaşı kazanan, kılıcı keskin iri savaşçılara sahip olan değil, morali yüksek savaşçılara sahip olan taraftır." Bu sözü kim demiş, ne zaman demiş, niçin demiş diye sakın sorma. Laf aramızda inan bilmiyorum. Valla ne bileyim, kalmış işte hafızamın tozlu bi çekmecesinde. Helee... Sen sen ol... Lütfen, bu söz ne alaka filan sakın deme. Bende yüksek moralli savaşçı ruhu olmayınca. Anlasana... Bittiğimin resmidir. Biterim... Biterim! Misal bu ya bağlama çalma hevesimden  şıp diye vazgeçebilirim.


Neyse ki, Cumhur Canbazoğlu'nun, gelecek nesillere kaynak olsun diye yazdığı, Kentin Türküsü Anadolu Pop Rock adlı kitabı var şu an elimde. Şu kitap denen nesne var ya, her derde deva yeminle. Allah razı olsun Cumhur Canbazoğlu'ndan. Bu kitabı morasiz ruhuma ilaç gibi geldi... Bak şimdi. Kitabının 222. sayfasından itibaren altı sayfayı Selda'ya ayrılmış. Selda 1948 yılında Muğla'da doğmuş. Ortaokula giderken gitara ilgi duymuş. Bak burayı iyi dinlemelisin... Çünkü ismini ilk olarak bu kitapta okuduğum Catherina Valente'nin,  Aşk ve Müzik filmini izlerken, Selda'nın içinde şarkıcı olma merakı uyanıvermiş. Al sana rol model durumu... Gördün mü, anlatmak istediğim budur işte.

Sonra eve alınan teyp, radyoda dinlediği Latin şarkıları teybe kaydetmeler, sonra bu şarkıları söylemeye başlamalar filan... Yani bir bakıma eve alınan teyp sayesinde şarkıcı olmaya başlar. Lise bire giderken sahneye çıkar. Alpay'la tanışır. Alpay'ın sayesinde banda çekilen şarkıları Ankara Radyosu'na gönderilir. Rahmetli Fecri Ebcioğlu İstanbul Radyosun'da bu şarkıları yayınlar.  Ailesinin ısrarıyla Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü'ne devam eder. Bu yıllar memleketimizdeki gençlik olaylarının yayıldığı, türkülerin ve Anadolu popunun canlanmaya başladığı yıllardır. Ünlü türkücü Saniye Can'dan dinlediği türküler sebebiyle halk müziğine gönül verir. Türküleri gitarıyla söylemeye başlar.  Latince şarkı söylerken, birden Mahzuni'yi, Neşet Ertaş'ı, Aşık Veysel'i keşfeder. Ne güzel!




Cem Karaca'yla Barış Manço'nun, Selda'nın çalıştığı Ankara'daki kulübe uğramaları, hayatının yönünü İstanbul'a çevirir. Çünkü bu iki sanatçı kendisine plak yapmak için yardımcı olacaklarını söylerler. Tatlı Dillim, Katip Arzu Halim Yaz Yare Böyle, Çemberimde Gül Oya çok hoşlarına gider. Bu şarkılar banda okunup TRT ye gönderilir. Denetimden geçer ve radyolara dağıtılır.  Türkan Poyraz'ın TRT için hazırladığı Mahpushaneler adlı programında Selda'nın Mahpushanelere Güneş Doğmuyor adlı şarkısı fon müzik olarak kullanılınca, ismi cismi belli olmayan fondaki ses çok beğenilir. Hatta Deniz Gezmiş'in eski nişanlısı olduğu söylentisi yayılmaya başlar. Deniz Gezmiş ve arkadaşları ise kısa bir süre önce yakalanmışlardır.



Plakçılar evinin kapısını aşındırmaya başlayınca, gitar dersleri alır ve türküleri tamamen doğal sesiyle söylemeye başlar. 1971 yılında ilk 45'liği çıkar. Plakları ilgiyle karşılanır. Adaletin Bu mu Dünya ile listelerin en üst sırasına yerleşir. Aynı dönemde TRT deki programdaki sesin Selda olduğu anlaşılınca, Deniz Gezmiş'le adı anıldığı için yayınlanamaz kararı verilir. Moğollarla çalışmaya başlar. Bir süre sonra yolları ayrılır. 1972'de Dışişleri bakanlığı tarafından Bulgaristan'daki Altın Orfe yarışmasına gönderilir. Dereceye giremez. İzmir Fuarı'nda sahneye çıkar. Denetim, Selda'nın şarkılarını onaylamaz. Arif Sağ'ın bağlamayla yer aldığı albümünde türkü kokan şarkılar söyler.

Ortam gergindir.  Sol müziğin bayraktarlığını yapmaktan vazgeçmez. Kaldı Kaldı Dünya adlı parçası Hey dergisi 45'likler listesinde 1 numaraya yükselir. 12 Eylül Askeri Müdahales'nde üç kez göz altına alınır. Söylediği şarkılardan dolayı yargılanır. 1980-1987 arasında pasaportuna el konulur. Yurt dışına çıkamaz. Uzun bir dönem TRT yasaklısı olur. Ancak 1992 yılında ekranlara çıkacaktır. Geçmişte ürettiği albümleri ve 45'likleri ulaşamadığı geniş kitlelere ve genç kuşak için tekrar değerlendirmeye karar verir. Ve muhtelif albümler çıkarır.  2000 yılında konsere giderken ağır bir kaza geçirir ve uzun süre tedavi görür. Cumhur Canbazoğlu, kitabında Selda'ya  ayırdığı altı sayfalık yazısını şöyle bitirmiş: "2004 yılında Denizlerin Dalgasıyım albümüyle geçmiş günleri anımsatan yoğunlukta politik, duyarlı bir söylemle yeniden listelerde gözükür. Anadolu popun yorulmaz emekçisi olarak Selda, bayrağı hiç düşürmeyerek her dönem büyük saygı görür."


Heyy! Du bi... İşte Selda'nın elinde bağlamayla bir fotoğrafını buldum. Acaba Selda bağlama çalıyor muydu ki? Yoksa Türkülerimiz plağı için mi böyle fotoğraf çektirmişti? Kentin Türküsü kitabında, Selda'nın bağlama değil gitar dersi aldığı yazıyordu. Hatta türküleri gitarıyla çalıp söylüyormuş. Bir ara gitara da  heves etmiştim. Allahım ben ne şıpsevdi biriyim? Yooo. Enseyi karartmayayım, ne var? Olsun varsın... Şimdi gitarla tek şarkı çalabilirim misal... Romans!.. Arpejle Romans'ı çalmayı beceriririm. Hımm... Acaba bağlamayı bırakıp, gitarla türkü çalmayı mı denemeliyim? Kafam karıştı. İnan bilemedim. Geç oldu. Önce şu yalan dünyanın  herşeyine meraklı, dikkati dağınık, bilgisi yarım yamalak bünyemi tımar edecek bir Neşet Ertaş türküsünü önce Selda'dan.. Yooo... Dayanamam. Üstüne cilalama niyetiyle bir de Neşet Usta'dan  dinleyeyim. 

Hocaların hocası Neşet Ertaş'ın ruhuna rahmet göndereyim. Selda'yla, Cumhur Canbazoğlu'na  mahsus selam edeyim. Sonra anne sözü dinler gibi masum... Tıpış tıpış uyumaya gideyim.



2012

30 Eylül 2012 Pazar

Ah, Yalan Dünyada...



Selda'nın yukarıdaki fotoğrafını gördüğüm an, "bittim ben!" diye düşündüm. Uzun zamandır bağlama çalmayı öğrenmek istiyorum. Ara ara nüksediyor bu arzum. Bu kez kolay uyum sağlamak niyetiyle, kendime hemcinsim bir rol model arıyordum. Düşünüyorum... Düşünüyorum... Aklıma bir tek eskilerden elinde bağlamayla şarkı söyleyen Selda Bağcan geliyor nedense. Artık kararlıyım ya bağlama öğrenmeye... Selda'nın bağlamalı fotoğraflarına bakmak istedim. Az önce sanal dünyada fotoğraflarını bulmak üzere  dolanmaya başladım. Denk geldiğim ilk fotoğrafına  baktım ki o ne? Bağlama değil de gitar yok muydu Selda'nın elinde. "Eyvah!" dedim.  "Allahım bağlamalı bir kadın rol model bulamayacak mıyım yoksa kendime?" Tuhaf huylarım vardır.  Biliyorum temkin süzgeçi eksik benim bünyemde.  Bir şeye karar verirken bi dur bi etraflıca düşün di mi? Nerdee? Her bişeye kolay heves ettiğim gibi, moralman şıppadanak çökerim. Kendime inancım çapçacık yıkılır. Hemencik kör kuyularda merdivensiz, denizler ortasında yelkensiz kalmış gibi hissederim.  Ne denir? "Savaşı kazanan kılıcı keskin iri savaşçılara sahip olan değil, morali yüksek savaşçılara sahip olan taraftır." Bu sözü kim demiş diye sakın sorma. Laf aramızda inan bilmiyorum. Valla ne bileyim kalmış işte hafızamın tozlu bi çekmecesinde. Helee... Sen sen ol... Lütfen, bu söz ne alaka filan sakın deme. Bende yüksek moralli savaşçı ruhu olmayınca. Anlasana... Bittiğimin resmidir. Biterim... Biterim! Misal bu ya bağlama çalma hevesimden  şıp diye vazgeçebilirim.


Neyse ki, Cumhur Canbazoğlu'nun, gelecek nesillere kaynak olsun diye yazdığı, Kentin Türküsü Anadolu Pop Rock adlı kitabı var şu an elimde. Şu kitap denen nesne var ya, her derde deva yeminle. Allah razı olsun Cumhur Canbazoğlu'ndan. Bu kitabı morasiz ruhuma ilaç gibi geldi... Bak şimdi. Kitabının 222. sayfasından itibaren altı sayfayı Selda'ya ayrılmış. Selda 1948 yılında Muğla'da doğmuş. Ortaokula giderken gitara ilgi duymuş. Bak burayı iyi dinlemelisin... Çünkü ismini ilk olarak bu kitapta okuduğum Catherina Valente'nin,  Aşk ve Müzik filmini izlerken, Selda'nın içinde şarkıcı olma merakı uyanıvermiş. Al sana rol model durumu... Gördün mü, anlatmak istediğim budur işte. Sonra eve alınan teyp, radyoda dinlediği Latin şarkıları teybe kaydetmeler, sonra bu şarkıları söylemeye başlamalar filan... Yani bir bakıma eve alınan teyp sayesinde şarkıcı olmaya başlar. Lise bire giderken sahneye çıkar. Alpay'la tanışır. Alpay'ın sayesinde banda çekilen şarkıları Ankara Radyosu'na gönderilir. Rahmetli Fecri Ebcioğlu İstanbul Radyosun'da bu şarkıları yayınlar.  Ailesinin ısrarıyla Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü'ne devam eder. Bu yıllar memleketimizdeki gençlik olaylarının yayıldığı, türkülerin ve Anadolu popunun canlanmaya başladığı yıllardır. Ünlü türkücü Saniye Can'dan dinlediği türküler sebebiyle halk müziğine gönül verir. Türküleri gitarıyla söylemeye başlar.  Latince şarkı söylerken, birden Mahzuni'yi, Neşet Ertaş'ı, Aşık Veysel'i keşfeder. Ne güzel!


Cem Karaca'yla Barış Manço'nun, Selda'nın çalıştığı Ankara'daki kulübe uğramaları, hayatının yönünü İstanbul'a çevirir. Çünkü bu iki sanatçı kendisine plak yapmak için yardımcı olacaklarını söylerler. Tatlı Dillim, Katip Arzu Halim Yaz Yare Böyle, Çemberimde Gül Oya çok hoşlarına gider. Bu şarkılar banda okunup TRT ye gönderilir. Denetimden geçer ve radyolara dağıtılır.  Türkan Poyraz'ın TRT için hazırladığı Mahpushaneler adlı programında Selda'nın Mahpushanelere Güneş Doğmuyor adlı şarkısı fon müzik olarak kullanılınca, ismi cismi belli olmayan fondaki ses çok beğenilir. Hatta Deniz Gezmiş'in eski nişanlısı olduğu söylentisi yayılmaya başlar. Deniz Gezmiş ve arkadaşları ise kısa bir süre önce yakalanmışlardır. 


Plakçılar evinin kapısını aşındırmaya başlayınca, gitar dersleri alır ve türküleri tamamen doğal sesiyle söylemeye başlar. 1971 yılında ilk 45'liği çıkar. Plakları ilgiyle karşılanır. Adaletin Bu mu Dünya ile listelerin en üst sırasına yerleşir. Aynı dönemde TRT deki programdaki sesin Selda olduğu anlaşılınca, Deniz Gezmiş'le adı anıldığı için yayınlanamaz kararı verilir. Moğollarla çalışmaya başlar. Bir süre sonra yolları ayrılır. 1972'de Dışişleri bakanlığı tarafından Bulgaristan'daki Altın Orfe yarışmasına gönderilir. Dereceye giremez. İzmir Fuarı'nda sahneye çıkar. Denetim, Selda'nın şarkılarını onaylamaz. Arif Sağ'ın bağlamayla yer aldığı albümünde türkü kokan şarkılar söyler. Ortam gergindir.  Sol müziğin bayraktarlığını yapmaktan vazgeçmez. Kaldı Kaldı Dünya adlı parçası Hey dergisi 45'likler listesinde 1 numaraya yükselir. 12 Eylül Askeri Müdahales'nde üç kez göz altına alınır. Söylediği şarkılardan dolayı yargılanır. 1980-1987 arasında pasaportuna el konulur. Yurt dışına çıkamaz. Uzun bir dönem TRT yasaklısı olur. Ancak 1992 yılında ekranlara çıkacaktır. Geçmişte ürettiği albümleri ve 45'likleri ulaşamadığı geniş kitlelere ve genç kuşak için tekrar değerlendirmeye karar verir. Ve muhtelif albümler çıkarır.  2000 yılında konsere giderken ağır bir kaza geçirir ve uzun süre tedavi görür. Cumhur Canbazoğlu, kitabında Selda'ya  ayırdığı altı sayfalık yazısını şöyle bitirmiş: "2004 yılında Denizlerin Dalgasıyım albümüyle geçmiş günleri anımsatan yoğunlukta politik, duyarlı bir söylemle yeniden listelerde gözükür. Anadolu popun yorulmaz emekçisi olarak Selda, bayrağı hiç düşürmeyerek her dönem büyük saygı görür."



Heyy! Du bi... İşte Selda'nın elinde bağlamayla bir fotoğrafını buldum. Acaba Selda bağlama çalıyor mu ki? Yoksa Türkülerimiz plağı için mi böyle fotoğraf çektirmişti? Kentin Türküsü kitabında, Selda'nın bağlama değil gitar dersi aldığı yazıyordu. Hatta türküleri gitarıyla çalıp söylüyormuş. Bir ara gitara da  heves etmiştim. Allahım ben ne şıp sevdi biriyim? Yooo. Enseyi karartmayayım, ne var? Olsun varsın...Şimdi gitarla tek şarkı çalabilirim. Romans!.. Arpejle Romans'ı çalmayı beceriririm. Hımm... Acaba bağlamayı bırakıp, gitarla türkü çalmayı mı denemeliyim? Kafam karıştı. İnan bilemedim. Geç oldu. Önce şu yalan dünyanın  herşeyine meraklı, dikkati dağınık, bilgisi yarım yamalak bünyemi tımar edecek bir Neşet Ertaş türküsünü Selda'dan dinleyeyim. Neşet Ertaş'ın ruhuna rahmet göndereyim. Selda'yla, Cumhur Canbazoğlu'na  mahsus selam edeyim. Sonra anne sözü dinler gibi masum... Tıpış tıpış uyumaya gideyim.




26 Mayıs 2011 Perşembe

Kahve Molası - Kalpten Kalbe Bir Yol Vardır Görünmez. Gönülden Gönüle Giden Yol Gizli Gizli.


Şimdi durup dururken nereden hatırıma geldi bilmem. Cemal Süreya der ya hani: " Anımsıyor musun Toros ekspresinden inmiştiniz... Biletlerinizden ibaretti ikinizin de kimliği." Allahım, bu dizeler şairin hangi şiirinde geçiyordu ki? İnan bilmiyorum. Bedenimle buradayım. Ofiste. Heyy! Sanıyorum ruhum gene seferde. Çocukluğum  tren yolunda geçtiği için olmalı... Zaman zaman ruhum sefere çıkmak istiyor. Sefere çıkmak istiyor çıkmak  istemesine... Amaa... İlla trenle gitmek istiyor... İlla trenle. İzmit bir zamanlar içinden tren geçen şehirdi. Bizim evimiz tren yolunun kenarındaki apartmanlardan birindeydi. Çok severdim gelip geçen trenleri seyretmeyi. İçindeki insanları hayal etmeyi. Ben evimizin penceresinden, o meçhul yolcular ise vagon pencerelerinden bakarlarken... Göz göze gelirdik bazen... Gülümser el sallardım. "Kalpten kalbe bir yol vardır görünmez. Gönülden gönüle yol gizli gizli." der ya Neşet Ertaş Gönül Dağı adlı türküsünde hani... İşte ruhumu sefere göndermeye o zamanlardan başlamışım demek ki... Kimi takıldım o trenlerin peşine.. O şehir senin bu şehir benim dolaşırdım bir bir... Anlıyorsun değil mi?  Giderdim trenin değil yüreğimin istediği yere. Allahım bu kahve molasında  bütün bunlar nereden aklıma geldi? "Bir çekitaşı gibi üstümde zaman." mı diyordu Oktay Rifat Mısır Dönüşü adlı şiirinde? O halde dur Edip Cansever'in şu şiirini bulayım da yazayım Hayal Kahvem'e... "Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi?  Biz eskiden seninle istasyonları dolaşırdık bir bir... O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar... Nazilli kokardı... Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası... Kül gibi ince İstanbul yağmurunun  altında... Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen... Diyeceğim şu ki... Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler..." Bu dizelerin üzerine başka ne diyebilirim? Biliyor musun, az önce ruhum Toros ekspresinden indi. Ve inanmayacaksın ama kimliğim biletimden ibaretti. Vee... Ofise döndüm. Neler yaşadığımı anlatamayacağım. İşim var... Kahve molam bitti.