sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2026 Pazar

Tatile Çıkamayan Bir Hayalcinin Hayalleri, Güneşle İlgili Olmayacaktır Tabii..


Ey sıcak sevenler! 
Ey güneşseverler! 
Ey memleketime denk gelen en sıcak aylar ve günler! 
Ey Haziran! Ey Temmuz! Ey Ağustos! 
Ey beni bitiren mevsim! 
Ey yaz! 
Ey günebakan çiçekleri gibi enerjiyi güneşten alan insanlar! 
Bense bir yeldeğirmeni misali enerjimi rüzgârdan, yağmurdan alan biriysem eğer…
Güneşe, sıcağa, bu durgun, esintisiz havalara asla uygun değildir benim bünyem! 

Ben iflah ve islah olmaz derecede rüzgar ve yağmursever biriyim. 
Eğer dışardaysam ve yağmur başlamışsa aniden, hani ahmak ıslatan cinsten... 
Yağmur yağacağı varken bile tedbirsizsem üstelik... Zaten tedbir nedir bilmem... 
Asla saçak altına girmem... 
Koşturmam kaçmam yağmurdan... 
Yürürüm yavaş yavaş koşuşan insanların arasından... 
Islanırım sırılsıklam... 
Zaten kanıtlamışlar. 
Koşsa da yürüse de fark etmiyormuş biliyor musunuz?  
Yağmurda aynı miktarda ıslanıyormuş insan...  

Ey Yaz! Üzülme… Kırılma bana e mi? Merak etme… Kış gelince hakkını vereceğim. 


Gizli Not: 
Size bir şey söyleyeyim mi, tatile bir türlü çıkamıyorum. 
Şööyle güneşli, denizli, şıpıdık terlikli, tiril tiril entarili, üfür üfür etekli tatil yapamayınca 
ne yapayım?  
Oturup dertleneyim mi yani? 

Onun yerine sonbahara, kışa, kara, soğuğa... 
Ne bileyim? 
Rüzgâra, yağmura.... Güzelleme yapıyorum... 
Böyleyken böyle:)


2012

12 Mayıs 2025 Pazartesi

İlkbaharda Sonbaharı Hissetmek...

 


Bazan durup kendime soruyorum.

Ben mi fazla alınıyorum, yoksa insanlar mı fazla hoyrat davranıyor? 

İçimde bir yer var.

Hırpalanmış ve kırgın hissediyorum.

Aslında sadece şunu istiyorum: 

Ne olursa olsun,  asla kırılmamak.

Gerçekten… 

Nasıl yapılır bu? 

Kırgın  hissetmemeyi nasıl becerebilirim?



NOT: Fotoğraf Sonbahar adlı filmin bir karesi.

17 Eylül 2021 Cuma

İnsan Yürek Acılarını Sevmeli.

 


"Çölde

Bir yaratık gördüm, çıplak vahşi.
Çömelmiş oturuyor
Yüreğini ellerinde tutuyor
Yiyordu.
Dedim ki: “tadı güzel mi dostum?”
“Acı, acı,” diye karşılık verdi;
“Ama seviyorum
Çünkü acı
Ve benim kalbim.”

H.Crane

Müzik 

Bu gün hep arazide koşturup durunca, eve gitmeden önce kahve molası vermek istedim.   Yumuşak adımlarla  köşedeki kafeye doğru ilerledim. İlk güz rüzgarı tatlı tatlı esmekteydi. Rüzgârın tenimi üşütmesi hoşuma gitti.  Bu esinti, daha bir kaç hafta önce nasıl değişik  tat veriyordu. Sıcaktı. Yakıyordu. Şimdi… Sonbaharda farklı.  Artık serin esiyor. Diriltici. Önümüz kış. Kimi zaman dondurucu olacak. Sertleşecek.  Bazan önünde ne varsa peşi sıra sürükleyecek. 

Mevsimler, hayatlar gibi kendi mecralarında akıp gidiyor, diye düşünerek yürümeyi sürdürdüm. Omuzlarıma uzadığından beri saçlarımı artık hiç toplamıyorum. Yürürken esintinin ritminde saçlarımın dans etmesini, kimi zaman yüzüme doğru uçuşan saçlarımı tek elimi enseme sokarak arkaya ittirmeyi, mutlulukla alınan her nefesi, sağlıkla atılan her adımı, özgürce dolaşmayı,  bilmediğim yepisyeni duygularımın varlığını keşfetmeyi seviyorum.  Bir zamanlar böyle miydim? Bana hüzün veren her durumda dünyanın sonu geldi diye düşünürdüm.  Gene olmuyor mu? Oluyor elbette. Ama o eski  günleri iyi ki yaşamışım diye düşünüyorum. Size bir şey söyleyeyim mi? Anılar acı bile olsa beyaz tülbentlere sarılıp saklanmalılar. Sonra ömrün farklı mevsimlerinde çıkarılıp merhem niyetine hayata sıvanmalılar.

Bakın şimdi… O yıl liseye başlamıştım.  Vee... İlk kez aşık olmuştum.  

Yo, o benim  hiiiçç farkımda değildi. Güzel değildim. Ya da, o vakitler "aslında her kadın güzeldir"’i henüz öğrenmemiştim. Sivilceliydim. Okul giysim üzerimden dökülürdü. Saçlarım erkek çocuk gibi kısacık kesilmişti. Gözlerim bozuktu. Tam beş numara. Kara çerçeveli, kalın camlı gözlüklerim vardı. Dikkat çekecek hiç bir özelliğim yoktu öyle söyleyeyim.  O ise çok yakışıklıydı. Okulun güzel kızları onunla çıkmak için yarışırlardı.  

Bizim eve yakın otururlardı. Her sabah balkonda gizlice beklerdim. Onun uzaktan geldiğini görür görmez hemen kapının önüne inerdim. O farkında olmazdı. Okula giderken aynı kaldırımdan yürürdük. Çok çocuktum. Çocukluk ne güzeldi. Arkasından onun yürümesini izlemeyi severdim. Adımlarımı onunkilerle eşleştirirdim. O sağ adım atardı. Ben sağ adım atardım. O sol adım atardı. Ben sol adım atardım. Böylece sanki birlikte yürüyormuşuz gibi hissederdim.  

Güz hemencecik geliverirdi. Bazan şehrimin asırlık çınarları  yapraklarını konfeti gibi onun omuzlarına dökerdi.  Bazan yapraklar  kuzguni siyah saçlarına asılı kalırdı. Elini kaldırır, saçlarındaki yaprakları teker teker alırdı. 

Kimi günler daha keyifli olur, yürürken Gipsy Kings’in  o vakitler çok meşhur olan No Volvere şarkısını ıslıkla  çalardı. İşte o an.. O’nun ıslıkla şarkının ezgisini mırıldandığını işitirdim ya… Yüreğim sevinçle kanatlanırdı sanki. “Aşık olmak ne güzel şey!” diye düşünürdüm.  Okulun kapısına gelirdik. Bahçe kalabalık olurdu. O arkadaşlarıyla şakalaşır, sınıfına doğru giderdi.  Ben sınıfıma giderdim. Bütün gün hülyalara dalardım.  Neden aşk üzerine hep fena öyküler anlatılırdı ki? Şarkılar neden hep aşk acısından bahsederdi? Bence onlar aşkı bilmiyorlardı. Çünkü aşık olmak insanın içini sevinçle dolduran tatlı bir histi. 

O sabah… O sabah gene adım adım peşinden gitmiştim.  O sabah var ya beni ilk kez fark etmişti.  Hatta ilk kez bana gülüp “Günaydın” demişti. Düşünebiliyor musunuz halimi? Tepeden tırnağa pespembe kesilmiştim. Olduğum yerde kalakalmış, ıslık çalarak yürümesini  şaşkınlıkla izlemiştim. Sonra hızlı adımlarla arkasından yetişmiştim. Eteklerim zil çalmıştı. Görüyordum... Yüreğim o gün okula benden önce varmıştı.

Okulun kapısına geldiğimizde  bir kız ona doğru geldi. Sanırım o kız çok güzeldi. Gördüm. Birbirlerine güldüler. Ve o… O…  O… Güzel kızı öptü. Sonra o güzel kızın elini tuttu.... Ve... Güzel kızın elini tutarak gitti....  İlk kalp acısını o gün hissettim işte... Ve o gece bir rüya gördüm. Rüyamda çömelmiş oturuyordum. Elimde yüreğimi tutuyordum.  Ter içinde uyandığımı çok iyi hatırlıyorum. Elimi korkarak yüreğimin üzerine koymuştum. Hissediyordum. Kalbim fena halde acıyordu. Feci bir histi. Tuhaf... Benim kalbim… Benim acımdı ya… Bu acıyı sevmiştim. 

Şimdi oturduğum kafede Gipsy Kings No Volvare’yi söylüyor.  Elimi yüreğime koydum. İnsan yürek acılarını sevmeli diye düşünüyorum. Kahvemin son yudumunu aldım. Az sonra kafeden çıkacağım.  Sonbahar rüzgarında  dalgalanarak yüzüme dökülen saçlarımı elimi enseme sokarak arkaya doğru attıracağım. Gipsy Kings’in  melodisini ıslıkla çala çala hayata dalacağım.


26 Eylül 2020 Cumartesi

Eylül Ve Yalnız Bir Opera'yı Özlemek


".......
"Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda.
Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran
Zaman'ı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken 
Senin bana geç kaldığını
.........."



Murathan Mungan'ın 
Yalnız Bir Opera adlı şiirinin bazı dizeleri
ve 
Atatürk Arboretumu



6 Aralık 2018 Perşembe

Ve Otomobil Ve Bahar Ve Zihin


Bugün yine yollardaydım.  
 "Otomobilin hızı baharın bütün güzelliğini heder ediyor." 
cümlesi, ansızın  zihnimden süzülüverdi.  
Hangi kitapta okumuştum ki? 
Hatırlayamadım. 
Ahmet Hamdi Tanpınar  tadı verdi.
Olabilir mi?



31 Ekim 2017 Salı

Sonbahar Hüznü



Ekim başında çıkan bir poyraz fırtınasından sonra Boğaz'ın akıntılı suları girilemeyecek kadar soğuyunca, kısa sürede hüznüm saklanmayacak kadar koyulaştı. Akşamın erkenden inmesi, arka bahçeye ve rıhtıma erkenden dökülen sonbahar yaprakları, yazlık olarak kullanılan  yalı dairelerinin  boşalması, iskelelere, rıhtımlara çekilen sandallar ve yağmurlu ilk günlerden sonra bir anda boşalan sokaklara devrilmiş bisikletler, ikimize de kaldırmakta zorlandığımız ağır bir sonbahar hüznü vermişti zaten.


Orhan Pamuk - Masumiyet Müzesi - Sayfa 220 - İletişim

8 Kasım 2015 Pazar

Bir Bakmışsın Gelivermiş Beklediğin

Tanrım,
Gönderdiğin sonbahar mektubuna nihayet denk gelebildim.  Zarfı bu kez kolaylıkla  açtığımı itiraf etmeliyim. Tek zarfın içine  yerleştirdiğin  emsalsiz güzellikteki sayısız notları görünce,  dizlerimin üstüne sessizce çöküverdim. 

Duygularımı anlatacak kelimelerim yetersiz...
Teşekkür ederim.

Sevgiler,

22 Eylül 2015 Salı

Adım Sonbahar

nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
  gözlerin kamaşır

oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
    adım sonbahar

attila ilhan/adım sonbahar

28 Ağustos 2015 Cuma

Ağustos Bitti Bitiyor...


"Ağustos, gidip dönen bir ad takvimde, daha doğrusu, sabahları gelip akşamları gider, ve hep Eylül'e ulaşır nedense."

turgut uyar