gitar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gitar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2021 Salı

Ukuleleden Gitara Zıplama


Bilenler bilecektir. Müziğe yeteneğim yok. Hatta... Nasıl denir? Müzik kulağım hiiiiç yok. 

Ayrıca... Nota körlüğüm var. Nota gördüğüm zaman beynim kilitleniyor. Çok denedim. Nota öğrenebilmem mümkün değil. Ne gam! Merakım feci. Hevesim çokun ötesinde çook:)

İlla nota bilmem şart mı? Sonunda baş edebileceğim, dört telli, küçücük, sevimli bir müzik aleti buldum. Ukulele. Bir Havai çalgısı.  Daha ne olsun. Tam bana göre.

Yaklaşık  iki yıldır kendi kendime ukulele çalışıyorum. Müzik öğretmeni  Can Kahramansoy, Etkili Müzik Eğitimi adıyla youtube'da videolar hazırlamış. Sakin, ürkütmeden, tatlı tatlı ukulele öğretiyor. Sayesinde epeyce ilerlettim.

Can hoca, şimdi gitar öğretmeye başladı. Aaa! Acaba becerebilir miyim, diye denedim. Size bir şey söyleyeyim mi, ukulelede öğrendiklerim işime yaradı. Tecrübeliyim ya, gitar çalmamı çok kolaylaştırdı. Nasıl ritim atıyorum anlatamam.  Şaşırdım kaldım. Güvenim geldi bu durumda. 3. videoyu bitirdim. 4. videoyu sabırsızlıkla beklemekteyim. 

Hey! Binlerce kasırga aşkına! İnanamıyoruuumm... Gitar çalmayı becereceğim:)

Ukulele, havai dilinde zıplayan pire demekmiş. Ukulele pire gibi  beni gitara  zıplatoyor ya, çok sevinçliyim. Can Kahramansoy'a milyon  kamyon dolusu teşekkür ederim. 




28 Mayıs 2017 Pazar

Bu Hafta Neler Yaptım?

Biri evde diğeri sinemada iki güzel film seyrettim.




Hiç görmediğim coğrafyalara gittim.



Gitarımı  çıkardım, yine yeni yeniden öğrenmeye başladım.




Bu hafta sayfalarında dolandığım kitaplar....


20 Haziran 2013 Perşembe

Ve Bağlama Hevesi Ve Kentin Türküsü Ve Yalan Dünyada



Selda'nın yukarıdaki fotoğrafını gördüğüm an, "bittim ben!" diye düşündüm. Uzun zamandır bağlama çalmayı öğrenmek istiyorum. Ara ara nüksediyor bu arzum. Bu kez kolay uyum sağlamak niyetiyle, kendime hemcinsim bir rol model arıyorum. Düşünüyorum... Düşünüyorum... Aklıma bir tek eskilerden elinde bağlamayla şarkı söyleyen Selda Bağcan geliyor nedense. Artık kararlıyım ya bağlama öğrenmeye... Selda'nın bağlamalı fotoğraflarına bakmak istedim. Az önce sanal dünyada fotoğraflarını bulmak üzere  dolanmaya başladım. Denk geldiğim ilk fotoğrafına  baktım ki o ne? Bağlama değil de gitar yok muydu Selda'nın elinde. "Eyvah!" dedim.  "Allahım bağlamalı bir kadın rol model bulamayacak mıyım yoksa kendime?"

Tuhaf huylarım vardır.  Biliyorum temkin süzgeçi eksik benim bünyemde.  Bir şeye karar verirken bi dur bi etraflıca düşün di mi? Nerdee? Her bişeye kolay heves ettiğim gibi, moralman şıppadanak çökerim. Kendime inancım çapçacık yıkılır. Hemencik kör kuyularda merdivensiz, denizler ortasında yelkensiz kalmış gibi hissederim.  Ne denir? "Savaşı kazanan, kılıcı keskin iri savaşçılara sahip olan değil, morali yüksek savaşçılara sahip olan taraftır." Bu sözü kim demiş, ne zaman demiş, niçin demiş diye sakın sorma. Laf aramızda inan bilmiyorum. Valla ne bileyim, kalmış işte hafızamın tozlu bi çekmecesinde. Helee... Sen sen ol... Lütfen, bu söz ne alaka filan sakın deme. Bende yüksek moralli savaşçı ruhu olmayınca. Anlasana... Bittiğimin resmidir. Biterim... Biterim! Misal bu ya bağlama çalma hevesimden  şıp diye vazgeçebilirim.


Neyse ki, Cumhur Canbazoğlu'nun, gelecek nesillere kaynak olsun diye yazdığı, Kentin Türküsü Anadolu Pop Rock adlı kitabı var şu an elimde. Şu kitap denen nesne var ya, her derde deva yeminle. Allah razı olsun Cumhur Canbazoğlu'ndan. Bu kitabı morasiz ruhuma ilaç gibi geldi... Bak şimdi. Kitabının 222. sayfasından itibaren altı sayfayı Selda'ya ayrılmış. Selda 1948 yılında Muğla'da doğmuş. Ortaokula giderken gitara ilgi duymuş. Bak burayı iyi dinlemelisin... Çünkü ismini ilk olarak bu kitapta okuduğum Catherina Valente'nin,  Aşk ve Müzik filmini izlerken, Selda'nın içinde şarkıcı olma merakı uyanıvermiş. Al sana rol model durumu... Gördün mü, anlatmak istediğim budur işte.

Sonra eve alınan teyp, radyoda dinlediği Latin şarkıları teybe kaydetmeler, sonra bu şarkıları söylemeye başlamalar filan... Yani bir bakıma eve alınan teyp sayesinde şarkıcı olmaya başlar. Lise bire giderken sahneye çıkar. Alpay'la tanışır. Alpay'ın sayesinde banda çekilen şarkıları Ankara Radyosu'na gönderilir. Rahmetli Fecri Ebcioğlu İstanbul Radyosun'da bu şarkıları yayınlar.  Ailesinin ısrarıyla Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü'ne devam eder. Bu yıllar memleketimizdeki gençlik olaylarının yayıldığı, türkülerin ve Anadolu popunun canlanmaya başladığı yıllardır. Ünlü türkücü Saniye Can'dan dinlediği türküler sebebiyle halk müziğine gönül verir. Türküleri gitarıyla söylemeye başlar.  Latince şarkı söylerken, birden Mahzuni'yi, Neşet Ertaş'ı, Aşık Veysel'i keşfeder. Ne güzel!




Cem Karaca'yla Barış Manço'nun, Selda'nın çalıştığı Ankara'daki kulübe uğramaları, hayatının yönünü İstanbul'a çevirir. Çünkü bu iki sanatçı kendisine plak yapmak için yardımcı olacaklarını söylerler. Tatlı Dillim, Katip Arzu Halim Yaz Yare Böyle, Çemberimde Gül Oya çok hoşlarına gider. Bu şarkılar banda okunup TRT ye gönderilir. Denetimden geçer ve radyolara dağıtılır.  Türkan Poyraz'ın TRT için hazırladığı Mahpushaneler adlı programında Selda'nın Mahpushanelere Güneş Doğmuyor adlı şarkısı fon müzik olarak kullanılınca, ismi cismi belli olmayan fondaki ses çok beğenilir. Hatta Deniz Gezmiş'in eski nişanlısı olduğu söylentisi yayılmaya başlar. Deniz Gezmiş ve arkadaşları ise kısa bir süre önce yakalanmışlardır.



Plakçılar evinin kapısını aşındırmaya başlayınca, gitar dersleri alır ve türküleri tamamen doğal sesiyle söylemeye başlar. 1971 yılında ilk 45'liği çıkar. Plakları ilgiyle karşılanır. Adaletin Bu mu Dünya ile listelerin en üst sırasına yerleşir. Aynı dönemde TRT deki programdaki sesin Selda olduğu anlaşılınca, Deniz Gezmiş'le adı anıldığı için yayınlanamaz kararı verilir. Moğollarla çalışmaya başlar. Bir süre sonra yolları ayrılır. 1972'de Dışişleri bakanlığı tarafından Bulgaristan'daki Altın Orfe yarışmasına gönderilir. Dereceye giremez. İzmir Fuarı'nda sahneye çıkar. Denetim, Selda'nın şarkılarını onaylamaz. Arif Sağ'ın bağlamayla yer aldığı albümünde türkü kokan şarkılar söyler.

Ortam gergindir.  Sol müziğin bayraktarlığını yapmaktan vazgeçmez. Kaldı Kaldı Dünya adlı parçası Hey dergisi 45'likler listesinde 1 numaraya yükselir. 12 Eylül Askeri Müdahales'nde üç kez göz altına alınır. Söylediği şarkılardan dolayı yargılanır. 1980-1987 arasında pasaportuna el konulur. Yurt dışına çıkamaz. Uzun bir dönem TRT yasaklısı olur. Ancak 1992 yılında ekranlara çıkacaktır. Geçmişte ürettiği albümleri ve 45'likleri ulaşamadığı geniş kitlelere ve genç kuşak için tekrar değerlendirmeye karar verir. Ve muhtelif albümler çıkarır.  2000 yılında konsere giderken ağır bir kaza geçirir ve uzun süre tedavi görür. Cumhur Canbazoğlu, kitabında Selda'ya  ayırdığı altı sayfalık yazısını şöyle bitirmiş: "2004 yılında Denizlerin Dalgasıyım albümüyle geçmiş günleri anımsatan yoğunlukta politik, duyarlı bir söylemle yeniden listelerde gözükür. Anadolu popun yorulmaz emekçisi olarak Selda, bayrağı hiç düşürmeyerek her dönem büyük saygı görür."


Heyy! Du bi... İşte Selda'nın elinde bağlamayla bir fotoğrafını buldum. Acaba Selda bağlama çalıyor muydu ki? Yoksa Türkülerimiz plağı için mi böyle fotoğraf çektirmişti? Kentin Türküsü kitabında, Selda'nın bağlama değil gitar dersi aldığı yazıyordu. Hatta türküleri gitarıyla çalıp söylüyormuş. Bir ara gitara da  heves etmiştim. Allahım ben ne şıpsevdi biriyim? Yooo. Enseyi karartmayayım, ne var? Olsun varsın... Şimdi gitarla tek şarkı çalabilirim misal... Romans!.. Arpejle Romans'ı çalmayı beceriririm. Hımm... Acaba bağlamayı bırakıp, gitarla türkü çalmayı mı denemeliyim? Kafam karıştı. İnan bilemedim. Geç oldu. Önce şu yalan dünyanın  herşeyine meraklı, dikkati dağınık, bilgisi yarım yamalak bünyemi tımar edecek bir Neşet Ertaş türküsünü önce Selda'dan.. Yooo... Dayanamam. Üstüne cilalama niyetiyle bir de Neşet Usta'dan  dinleyeyim. 

Hocaların hocası Neşet Ertaş'ın ruhuna rahmet göndereyim. Selda'yla, Cumhur Canbazoğlu'na  mahsus selam edeyim. Sonra anne sözü dinler gibi masum... Tıpış tıpış uyumaya gideyim.



2012

9 Şubat 2013 Cumartesi

Cumartesi Günü Ve Gitar Keyfi

 

Raul Midon yeni keşfettiğim bir şarkıcı. İlginç bir gitar çalma tekniği var. Doğuştan kör olan Raul Midon'un gitar çalarak söylediği şarkıları dinlemeyi seviyorum. 




5 Temmuz 2012 Perşembe

Ah, Benim Cahil Cesaretim...


Kaç şarkı çalabiliyorum ki? Biliyorum kendimi... Kaç kere denedim. Sanatın hiç bir dalına kabiliyetim yok. Enstrüman çalmak dersen mesela... Gitarla sadece Romans’ı çalabiliyorum... O kadar. Hımm… Olsun varsın… Ne yaptım bil bakalım? Sanki yılların gitarcısıymışım gibi... İşten ve köyden bir kaç günlüğüne kaçtığım bu sahil kasabasına gelirken,  gitarı da getirdim.  Oldum bittim  tüm gitarların  şekillerini de seslerini de tuhaf bir aşkla severim. Sana bir şey söyleyeyim mi, şimdi düşünüyorum da, iyiki yanımdaymış bu gitar… Yoksa böyle bir  hikayeyi sana nasıl anlatabilirdim:) Bak şimdi... Bu sabah… Erkenden… Güneşin sıcak ışınlarına kalkan olan, zeytin ağaçlarının altında, kumların üzerine serilmiştim. Hafif hafif esen ılık rüzgâr, gitar ve ben…  Bilmem anlatabiliyor muyum? Düşünsene... Karşımda, masmavi, üfür üfür deniz... Of, sahiden görüntü müthiş!..  Gitarı usulca kabından çıkardım. Tam katlayıp kenara koyuyordum ki, gitar kabının cebinden bir kaç şarkı notası döküldü. Hımm… Havalanıp kaybolmasınlar diye, beyaz kağıtları telaşla avuçladım… Kucağıma yerleştirdim. Çevreme ürkek ürkek baktım… Yapayalnızdım… Dinlemiyor ya beni kimse… Kumsalın ıssız, sakin bir köşedeydim. Birdenbire cahil cesaretim ruhumu ele geçirdi. Sanki kırk yıllık gitarcıymışım gibi, burnum havada,  bilgiç bilgiç sayfaları gözden geçirdim. Üç notayla çalınan bir şarkı ilgimi çekti.  Sadece “Am… Dm… G… “ ile çalınabiliyor. Hey!.. Bunların yerlerini biliyordum ya işte... Tamam, dedim. Ne olacak ki? Denerim. Peki ritm nasıl olacak? Du bakalım… Sadece notalara basıp, ritimsiz, gitarın tellerine yukarıdan aşağıya vurmaya başladım. Allahım, ne hoş şarkı... “Kırıklarını aldırdım kalbimin… Zırhımı çıkarttım astım portmantoyaaa….”  Çok güzel… Devam ettim...  “Gönülçelen… Gönülçeleeen… Aynı anda utanmadaaan… Hem kırıcı… Hem kırılgaaan… Yordun beni gönülçeleeeen…”  Ne hoş yaa… Bayıldım. Şarkıyı baştan aldım… Sadece notalara basıyor ve gitarın tellerine yukarıdan aşağıya vurmaya devam ediyordum ki… İyice cesaretlendim. Ritimli çalmayı denemeye karar verdim.  Heyy!.. Oluyor mu ne?  “Evet dedi ben de seni aldattım. Bir kez de değil üstelik…  Çünkü beni çok kanattın… Çok sevdiğim bir yalandıııın… Gönülçelen… Gönülçeleeeennn… Aynı anda utanmadaaaan… Hem kırıcı hem kırılgaaaan… Yordun beni gönülçeleeennn!” Ben… Ben var ya… İnanamıyorum… Galiba gitarla bir şarkı daha çalabilmeyi becerdim.  “Kırıklarımı aldırdım kalbimin… Zırhımı çıkarttım astım portmantoyaaa…” Ve ben… Ve gitar… Ve gönülçelen… Ve hafif hafif esen ılık rüzgâr… Ve karşımda uçsuz bucaksız deniz... Of!... Becerdim ya… Bahtiyardım!.. Sonra bir coştum ben tamam mı? Uçtum... Uçtum... Hiç bir sanatı beceremem ama... Bak işte söylemeyi unutmuşum... Becerebildiğim bir sanat dalı var... Abartma sanatında üzerime kimse tanımam... Ben... Bağıra bağıra... Gitarın tellerine vura vura... Gönülçelen’i.. Ardı ardına tam beş kez çalıp, söyledim. Valla ne yalan söyleyeyim...Teoman benim vaziyetimi gorse… Biliyorum.. Dudakları uçuklar, bu benim şarkım mı, yok artık, derdi yani… Kesinlikle emindim. Hiç dert etmedim. Şarkıyı tekrar tekrar gitarla çalıp, efkârlı efkârlı söylemeye devam ettim. Şarkıyı en son söyleyip bitirdiğimde, alkış ve "Bravooo!" sesleri geldi. Ürperdim. Korka korka dönüp seslerin geldiği yöne baktım. On muzip muzip gülen göz bana bakıyordu. Yürüyüşe çıkmış bir grup yaşlı çiftti.  Ne yalan söyleyeyim… Feci  halde utandım… Utanınca yaptığımı gene yaptım. Şapkamı yüzüme örttüm. Sonra... Zırhımı çıkartıp astım portmantoya... Veee... Kendime güldüm. Ne yapsaydım yani? Tamam... Biliyorum... Komikti vaziyetim! Hımm.. Ah, benim cahil cesaretim:)