28 Temmuz 2024 Pazar
"Ne Bileyim Ben Senin CAMa Geldiğini, CAMdan Sevdiğini, Gülüverdiğini?"
16 Ağustos 2018 Perşembe
Öyle İşte...
10 Kasım 2017 Cuma
"Dünya Dedikleri Bir Gölgeliktir."
Mikrop'un ruhu sadece Limon'da yaşamaz. 1990 yılında bizzat Mikrop'un beyni Engin Ergönültaş, Milliyet gazetesi bünyesinde Pişmiş Kelle isimli yeni bir dergi yayımlamaya başlar. Pişmiş Kelle, bir yandan kenar mahalle öyküleriyle Ergönültaş'ın 1990'lı yıllarda tazelenmş dehasını okuyucuya sunarken, diğer yandan Bahadır Baruter, Oky, Memo Tembelçizer gibi sonraki yıllarda en önemli mizah dergilerinde başarılı işlere imza atan çizerlerin çıraklık dönemlerini geçirdikleri bir okul olur.
Gırgır ve Fırt'ta yayımlanan (Oğuz Aral'ın "Utanmaz Adam"'ı, Nuri Kurtcebe'nin "Gaddar Davut"u, İlban Ertem'in "Küçük Adam"ı gibi) devamlı hikayeler ve (Oğuz Aral'ın "Avanak Avni"si, Özden Öğrük'ün "Çılgın Bediş"i gibi, yarım veya Engin Ergönültaş'ın "Zalim Şevki"si, Hasan Kaçan'ın ve Latif Demirci'nin "Tarzan"ı gibi) tam sayfa haftalık hikayeler, Gırgır sonrası yayımlanan mizah dergilerinde çizgi romanın içeriğin ayrılmaz bir parçası haline gelmesinde önemli bir rol oynamıştır.
İkinci olarak, mizah dergilerinin politik tavırlarının çoğunlukla derginin "beyinleri" tarafından belirlendiği söylenebilir. Örneğin, "tek adam" tarafından yönetilen Akbaba, Gırgır, Mikrop dergilerinde, sırasıyla Yusuf Ziya Ortaç, Oğuz Aral, Engin Ergönültaş politik çizgiyi yönlendiren isimler olmuştur.
17 Mayıs 2017 Çarşamba
23 Şubat 2015 Pazartesi
Diyor Ki Bir Şair...
13 Şubat 2015 Cuma
Türkülerim Ve Çizgi Romanım
Ölesiye sevdum seni her şeyum idun"
Ne yapalum kuramaduk yar yuvamuzi"
Ayrı düştük seninle yar sonsuza kadar"
17 Ocak 2015 Cumartesi
Türkülerim Ve Filmlerim -1 -
20 Haziran 2013 Perşembe
Ve Bağlama Hevesi Ve Kentin Türküsü Ve Yalan Dünyada
Cem Karaca'yla Barış Manço'nun, Selda'nın çalıştığı Ankara'daki kulübe uğramaları, hayatının yönünü İstanbul'a çevirir. Çünkü bu iki sanatçı kendisine plak yapmak için yardımcı olacaklarını söylerler. Tatlı Dillim, Katip Arzu Halim Yaz Yare Böyle, Çemberimde Gül Oya çok hoşlarına gider. Bu şarkılar banda okunup TRT ye gönderilir. Denetimden geçer ve radyolara dağıtılır. Türkan Poyraz'ın TRT için hazırladığı Mahpushaneler adlı programında Selda'nın Mahpushanelere Güneş Doğmuyor adlı şarkısı fon müzik olarak kullanılınca, ismi cismi belli olmayan fondaki ses çok beğenilir. Hatta Deniz Gezmiş'in eski nişanlısı olduğu söylentisi yayılmaya başlar. Deniz Gezmiş ve arkadaşları ise kısa bir süre önce yakalanmışlardır.
Plakçılar evinin kapısını aşındırmaya başlayınca, gitar dersleri alır ve türküleri tamamen doğal sesiyle söylemeye başlar. 1971 yılında ilk 45'liği çıkar. Plakları ilgiyle karşılanır. Adaletin Bu mu Dünya ile listelerin en üst sırasına yerleşir. Aynı dönemde TRT deki programdaki sesin Selda olduğu anlaşılınca, Deniz Gezmiş'le adı anıldığı için yayınlanamaz kararı verilir. Moğollarla çalışmaya başlar. Bir süre sonra yolları ayrılır. 1972'de Dışişleri bakanlığı tarafından Bulgaristan'daki Altın Orfe yarışmasına gönderilir. Dereceye giremez. İzmir Fuarı'nda sahneye çıkar. Denetim, Selda'nın şarkılarını onaylamaz. Arif Sağ'ın bağlamayla yer aldığı albümünde türkü kokan şarkılar söyler.
Heyy! Du bi... İşte Selda'nın elinde bağlamayla bir fotoğrafını buldum. Acaba Selda bağlama çalıyor muydu ki? Yoksa Türkülerimiz plağı için mi böyle fotoğraf çektirmişti? Kentin Türküsü kitabında, Selda'nın bağlama değil gitar dersi aldığı yazıyordu. Hatta türküleri gitarıyla çalıp söylüyormuş. Bir ara gitara da heves etmiştim. Allahım ben ne şıpsevdi biriyim? Yooo. Enseyi karartmayayım, ne var? Olsun varsın... Şimdi gitarla tek şarkı çalabilirim misal... Romans!.. Arpejle Romans'ı çalmayı beceriririm. Hımm... Acaba bağlamayı bırakıp, gitarla türkü çalmayı mı denemeliyim? Kafam karıştı. İnan bilemedim. Geç oldu. Önce şu yalan dünyanın herşeyine meraklı, dikkati dağınık, bilgisi yarım yamalak bünyemi tımar edecek bir Neşet Ertaş türküsünü önce Selda'dan.. Yooo... Dayanamam. Üstüne cilalama niyetiyle bir de Neşet Usta'dan dinleyeyim.
2012
10 Eylül 2012 Pazartesi
Türküler Üzerine Hasbihal...
22 Temmuz 2012 Pazar
Yeşil Ördek Gibi Daldım Göllere...
William Blake: Senin adın nedir?
Heey!.. Sen de çok şey yazıp hiçbir şey anlatmadığımı düşünüyorsun öyle değil mi? Aşkolsun! Heey!.. Du bi... Şu güzelim türküyü dinlemeden gitme bari:)
19 Haziran 2011 Pazar
Türküler Üzerine Hasbihal...
NOT: 1.Fotoğraf: Savunma ve Havacılık Dergisi Bülent Yılmazer'in arşivinden
10 Aralık 2010 Cuma
Efsane Kaya Amca ile "Mızrap, Parmak, Kulak" Vaziyetlerimiz
6 Ekim 2010 Çarşamba
Hafıza Ne Acayip Bir Kutu, Şaşırtıyor İnsanı!
30 Eylül 2010 Perşembe
Sanat Her Zaman İnsanca Yaşamaya Yönelik Bir Eylemdir.
Evet, Sonbahar'la birlikte yaz uykusundan uyanıyorum artık. Önce spora başladım. Şimdi ise bağlama kursundan haber bekliyorum. Geçen yıl azıcık öğrenmeye giriş yaptığım bağlamayla bir kaç türküyü iyice çalayım istiyorum. Sadece türkü öğrenmiyorum ki türkülerin menzilinde dolandıkça memleketimin büyük sanatçılarını, memleketimin gerçek kültürünü öğreniyorum. Öğrenmenin yaşı da yok, sonu da yok... O kadar bilgi kirliliği içinde yaşıyoruz ki neyi öğrenmemiz gerektiğini unutuyoruz diye düşünüyorum. Hep denir ya ak koyun kara koyun birbirine karışıyor diye, inan şu devir o devir işte... Televizyonda izlediğimiz klipleri, radyoda dinlediğimiz müzikleri düşünsene... Eğer türkülere ilgim olmasa Neşet Ertaş’ın kendi tarzıyla "Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca, Akar can özümde sel gizlı gizli." diyerek bağlaması eşliğinde söylediği türküyü nereden bilecektim de dinleyecektim? Türkü sözlerinin güzelliğinin nasıl farkına varmaya başlayacaktım? Bırak bilmediklerimi öğrenmeyi, bildiğimiz gerçek değerlerimizi bile unutur olduk öyle değil mi?
Ölümünün 25.yılında ve bu son Eylül gününde, rahmetle anıyoruz büyük halk ozanımızı. Sevgi ve saygı ile.
Bağlamanın Sesi Gizlenenleri Ortaya Çıkarır Mı Sahiden?
İtiraf etmeliyim ki geçen yıl merak sarıp türkülerin menzilinde dolandıkça yakın takibe almıştım Neşet Ertaş'ı... Hele bir ara Neşet Ertaş'ın "Gönül Dağı" şarkısını sürekli arka arkaya dinlemeye başlayınca, Neşet Ertaş'ın babasıyla ilgili okuduğum bir hikaye aklıma gelmişti. Hikaye 20. yüzyılın başlarında geçiyor. Ve biliyoruz ki "Dünyalılar hiçbir yüzyılda 20.yüzyılda çektiği kadar acı çekmedi." 20. yüzyılın ilk yarısı tamamen savaşlarla geçmişti. İşte gene o savaş yıllarını hayalimizde canlandıracağız şimdi. Memleketimizdeyiz. Anadolu'dayız. Savaşın bin bir türlü hallerinden biri olan, savaştan kaçan, savaş cephelerinden dağların karanlıklarına gizlenen asker kaçaklarının durumunu hayal edeceğiz. Kendilerini aramaya çıkan askeri birliklere yakalanmamak için oldukları yerde sessizce bekliyorlar. Neşet Ertaş’ın ailesi Kırşehir'liymiş. Bu bölgedeki dağlarda asker kaçakları olduğu duyulmuşsa, askeri birlikler dosdoğru Neşet Ertaş'ın babasının dayısı olan Bulduk Usta'ya giderlermiş. "Haydi bakalım, al bağlamanı gel bizimle," derlermiş. Dağda görünmez bir köşeye otuttururlarmış Bulduk Usta'yı. Otutturduktan sonra da, vurup sazın tellerine türkü söylemesini isterlermiş. Bulduk Usta'nın öyle olağanüstü, öyle yürek titreten bir sesi varmış ki, sazını çalıp türkü söylemeye başladığında, dağ taş türkü olurmuş. Bu sesin güzelliğine kimse dayanamazmış. Bu sesin güzelliğine dayanamayan asker kaçakları da adeta hipnotize olmuşcasına yerlerinden çıkar, gizlenmeyi unutur, birer birer Bulduk Usta'nın bulunduğu yere doğru yürümeye başlarlarmış. Eee... Yürümeye başlayınca da tek tek yakalanırlarmış.
Bulduk Usta, Neşet Ertaş'ın babasının dayısı. Neşet Ertaş memleketimizin en değerli bağlama ustası, türkü derleyicisi ve kendine has türkü söyleyen sanatçılarından biri. Ben o günlerde, özellikle Gönül Dağı'nı dinliyordum ya Neşet Ertaş'tan döne döne... Gönül Dağı'nı döne döne dinledikçe, yüreğimi titretiyordu bağlamanın sesi. Bu durumda içimdeki kuytuda gizli kalmış, yıllardır saklanmış bağlama çalma hevesi yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamadı mı? Eyvah!.. Evet, Eyvah, ne olacak benim sonum diye düşünmüştüm önce... Sonra Kocaeli Belediyesi'nin bağlama kursu duyurusu, bu hevesimin ortaya çıktığı günlere tam denk gelince... Haftada bir gün iki saat bağlama kursuna devam etmiştim. Ara vermiştim yaz gelince. Şimdi haber bekliyorum. Kurs açılır açılmaz başlayacağım gene kısmetse...
21 Eylül 2010 Salı
Tren Gelir Hoş Gelir Ley Ley Limi Limi Ley!
6 Mart 2010 Cumartesi
Türkülerin Menzilinde Dolanalım Mı Gene?
Bugün geç kaldım. Evet bağlama kursuna bir saat geç kalınca, öyle mahçup oldum ki anlatamam. Sınıfın kapısının önünde, bir süre durdum. Kapıyı tıktıkladım. Usulca kapıyı açtım. Açtığım gibi kapıda kalakaldım. Bir türkü çalışıyorlardı ki, oy, oy, oy! Eğer ben bu türküyü çalarsam… Evet… Eğer ben bu türküyü bağlamamla çalmayı becerebilirsem, bir daha bağlama kursuna gitmem ki... Bana bu kadar yeter!
Bak şimdi. Bu yıla kadar türkülerle inan ki hiç işim olmazdı. Tamam. Bilirdim tabii türküleri. Sevdiğim pek çok türkü vardı. Bazılarını dinleyince, etkilenirdim illa ki. Ama bağlama çalmak yeminle aklımın ucundan bile geçmezdi. Zaten bağlama deyince aklıma önce Aşık Veysel gelirdi. Hatırlasana, eskiden televizyonda ya da radyoda, hiç değilse ölüm yıldönümünde dinlediğimiz olurdu değerli ozanı. Şimdi var mı bilmiyorum ki, yıllardır rastgelmedim Aşık Veysel’le ilgili bir programa. “Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa” mesela. Nasıl güzel çalar söylerdi. Ne bileyim, Özay Gönlüm’ün elinde yaren adlı bağlamasıyla, Denizli aksanlı, türkülü, sohbet programları kalmış hafızamın kuytularında. Arif Sağ’ın bağlama çalarak türkü söylemesi saçlarını attıra attıra… Ve tabii ki Neşet Ertaş’ın kendi tarzıyla “Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca, Akar can özümde sel gizlı gizli..” diyerekten bağlaması eşliğinde söylediği türkü… Biraz zorlasam belki, birkaç isim daha çıkarabilirim. Ama o kadar. Bağlama demek erkek sazıydı bana göre. Hiç bağlama çalan kadın görmedim ki. Aklıma bile gelmedi. Gitara heves ettim ama. Çok severim gitar sesini. İki parça çalabilirim. O kadar. Yeter. Ne olacak ki. Elime gitar geçerse, boş boş bakmam. Tellerini seslendirebilirim bana yetecek kadar.
Haaa.. Bugün öğrendiğimiz türkü ne miydi? Oy, oy, oy! Karahisar Kalesi! Hatırlasana Kıraç söyler hani… Bir Afyon türküsü… “Karahisar Kalesi yıkılır gelir / Kahkülü boynuna dökülür gelir / Yayladan gel allı gelin yayladan / Kesme ümidini kadir Mevladan / Ver elini karlı dağlar aşalım / Bayramlaşalım / Ben bir koyun olayım sen de bir kuzu / Meleye meleye getirem yazı “ Peki ben türküyü bağlamamla çalabiliyor muyum? Sorulur mu? Nasıl çalıyorum hem de biliyor musun? Şahane!




























