çay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2026 Pazar

Çay Var İçersen...

Abim ve kardeşim, babam hayattayken bayram sabahları  bana gelirler, birlikte kahvaltı yapardık. Babamı toprağa verdikten sonra aynı geleneği sürdürmeye devam ettik. Bu, babamsız geçirdiğimiz üçüncü bayram.

Abim,  "bu bayram hiç evden çıkasım yok” diye mesaj attı. Yorgundur, dinlenmek istiyordur, diye düşündüm.  Ama yine de üç kardeş bayramın ilk günü bir araya gelmezsek içime sinmeyeceğini hissettim. “Ben de yorgunum abim,” dedim, “sabah değil de öğleden sonra buluşalım, ne dersin?”

Bir süre cevap gelmedi. Sonra… “Bilmem, düşüneyim,” dedi. Keyifsiz olduğu belliydi. Ben de son kozumu oynadım...  “Hey! Geliyorsun diye pırasa yaptım sana… Valla enfes oldu. Benden söylemesi, kaçırma!” diye yazdım.  Rüzgar hızında cevap geldi. Önce bir gülücük… Ardından: “Aa, gelirim o zaman.” dedi.

Önce abim geldi. Yemeğini yedi. Pırasayı hımlaya humlaya  bitirdi. Kalanı kavanoza koydum. “Eve götürürsün,” dedim. “Tamam,” dedi. Kardeşim geldiğinde, göz kırptım. “Sana pırasa yok,” dedim, “abiye koydum.”  Gülümsedi.  Onaylayıp göz kırptı.

Çay içtik. Sohbet ettik. Abim çayı çok sever. Niyeyse ilk bardağı yarım bıraktı. “Başka istemem,” dedi. Üstelemedim. Bol bol muhabbet ettik. Sonra herkes evine gitti.

Gece yatmadan önce telefona baktım. Abim mesaj atmış... 

“Pırasan çok güzel. Çay demlemeyi öğren.” 

Hahha!  Yeminle sesli güldüm. Bir de çay demleme tarifi göndermiş. Üstelik aynı benim demleme usulüm.

Abimin yazdığı çok hoşuma gitmişti. Beğendiğine “beğendim” diyen, beğenmediğine “öğren” diyebilen insanların hayatımda olması şahane!

Hayat bana bayram:) 

20 Aralık 2025 Cumartesi

Merak Sen Ne Şahane Bir Şeysin:)

 

Geçmişi 15. yüzyıla kadar dayandığı söylenen, tasarımcısı bilinmeyen, İran'dan geldiği için Acem çay tabağı diye isimlendirilen, kadınların kınalı parmaklarını hatırlatan kenarlarındaki yedi çiçeğe rumi, Türk süsleme sanatında çok bilinen ortasındaki çiçeğe beş anlamına gelen  penç denilen, optik biliminin rotasında kırmızı renklerin  çayın daha kırmızı görünmesini sağladığı düşünülen, arkasında kontrast oluşturması için beyaz renk kullanılan,  bu çay tabakları sadece kahvehanelerde kullanılıyor sanıyorsanız yanılıyorsunz.

Hastasıyım. Çayla demlenmeyi çok severim. İnce belli çay bardağımı illa bu tabakta görmek isterim.

 


9 Şubat 2025 Pazar

İstanbul'da Bir Pazar Günü Karaköy Kaçamağı...

 

Bu benim Karaköy ritüelim. Önce Namlı'ya uğruyorum. İki  dilim pastırma istiyorum. "Hoppalaa! Olur mu iki dilim  pastırma?" demiyorlar. Yeminle, şık şıkıdım paket yapıp veriyorlar. Sonraa... 

Marş marş Karaköy'deki Tarihi Galata Simitçisi'ne dalıyorum. Mis gibi taze simit kokusu aklımı başımdan alıyor.  "Bir simit ile ince belli bardakta demli bir çay lütfen" diye sesleniyorum.  

Dışarıda... İstanbul'un şubat ayazı yüzümü ısırıyor. Hiç oralı olmuyorum. Tahta sandalyeye oturup heyecan içinde  bekliyorum. Demli çayım ve sıcacık simidim geliyor. Durur muyum?  Pastırma paketimi gizlice aralıyorum. İlk dilimin yarısını  koparıp simidime katık ediyorum. Off! Mis! Mis!  Çayımdan bir yudum alıyorum. Hımm! Leziz!.. O anda  dünyanın en zengin insanı benmişim gibi hissediyorum.  Gelene geçene bakıp en saftirik halimle gülümsüyorum.


21 Temmuz 2024 Pazar

İnce Belli CAM Çay Bardağını İlk Kim Tasarladı?

 


Çayı ince belli bardaktan içmeyi çok severim. Tıpkı Metin Üstündağ usulü...

"ne garip bir sıvıdır bu ateş suyu.. ugh!. ve fakat en güzeli sahilde, denize karşı içileni olsa gerek.. salaş tahta masalarda ve pek tabii hava da az biraz rüzgarlı olacek.. çay da hep sıcak olacek.. l aflayarak, denize ve martılara bakınarak.. ciddi gibi içilecek.. garson rahatsız etmeyecek ama.. hem çayın dostlukları da başka başka.. hem çay bizim ömrümüzün bitkisel ateş suyu.. ama kız belli bardakta olacak.. avucunuzla kavrayacaksınız bardağı.. tabağa koymayacaksınız.. diğer  yuduma kadar.. ama tekrar, kaynamış değil.. ama kokusu da aklını alacak.. bir çay marş'ımız niye yok.. bir çok şeyden daha mühim bu sıvı, oysa.. ımmmh, nefis.. 
"tazeler misiniz usta, benimki demli olsun lütfen.." aynı bardakta çay gibiyiiz"

Acaba ince belli cam bardağın ilk tasarımı kime ait, diye merak ettim. Araştırdım. İnce belli cam çay bardakların üretimini ilk kez kimin ne zaman yaptığı ne yazık ki bilinmiyormuş. Şaştım kaldım. 

1858-1930 yılları arasında yaşayan ressam  Hoca Ali Rıza'nın Semaver adlı tablosunda ilk kez rastlandığı için, bu tarihler arasında kullanılıp yaygınlaştığı tahmin ediliyormuş. 

Cam tasarım konusuna merak sardım. İlk merak ettiğim cam tasarımı, ince belli cam çay bardağı. Ve tasarımcısı belli değil. İlginç! 

Önce Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı adlı romanında ince belli cam bardakla ilgili bir cümle olabilir mi diye aklımdan geçti.

Türkiye Şişe ve cam Fabrikaları A.Ş 1934 yılında kurulmuş.  
Tablodaki cam bardak, çok daha önce  cam üretimi yapan cam atölyelerinden birinde imal edilmiş olmalı.

İnce belinden avuçla sımsıkı kavranabilen, çayın sıcaklığını kolaycacık hissettirebilen, incecik şeffaf üretimiyle demini, rengini hemencecik belli eden şahane bir tasarım değil mi, ince belli cam çay bardak? 

Heyy! Dilerim Seramik ve Cam Sanatları Tasarımı bölümünü kazanırım. Yepisyeni merak  konuları buldum.  Vay babasını... Ne hoş!..  Bahtiyarım☺ 


NOT- Akademisyen Seyhan Güneş'in Türk Çay Kültürleri ve Ürünleri adlı araştrma yazısını okudum. İlgilenenlere tavsiye ederim.


12 Şubat 2018 Pazartesi

Ve Çay Ve Çiçek Ve Şiir

Severek içtiğim bu çiçek aromalı  çayı seviyorum.  Acaba içinde hangi çiçekler var diye merak ettim.  Turunç ve portakal kabukları olduğuna eminim. Peki bu mavi olanlar ne? Muhteviyatına baktım.  Cornflowers yazıyor. Nedir ki cornflowers! Aaa! Peygamber çiçeğiymiş. Ne hoş!



Nasıl olur peygamber çiçeği peki? Hemen gugılladım. İşte bu! Ne şahane değil mi? Aklıma Sezai Karakoç'un Ve Mona Roza'sı geldi... "Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara/ Sana doğru uzanan ellerimi" der ya hani...  Kimbilir bu şiiri kaç kez okudum. Acaba daha önce  niye merak etmedim peygamber çiçeğini?


Ayrıca mavi kantaron da deniyormuş bu çiçeğe...  Sonraaa... Aaa! Telefon çaldı. Gitmeliyim. Çay molam bitti:)


21 Ekim 2017 Cumartesi

Tövbe!


Zamanında yetişmek niyetiyle, sabah evden o kadar erken fırlamışım ki, üniversiteye vardığımda dersin başlamasına bir saat vardı.   O sevdiğim kafedeki  salaş tahta masalardan birine geçip,  en öğrenci edamla sandalyeye kuruldum. Baktım  sıcacık simit var. Ohh! Misss! Simitin yanına beyaz penir ve ince belli bardakta çay rica ettim.  Daha ne olsun? Ders öncesi en şahane kahvaltıyı ediverecektim.  Garson:
-  Haşlanmış yumurta  ister misiniz? diye sorunca...
-  Oluuur, deyiverdim.  
Tabağım geldi. Yanında kız belli bardakta çayım...  Nasıl mutluydum anlatamam. 

Normalde şu güzelliğin hakkını verecekken... Ne bileyim... Hayatın bedava hazları törenim yok mu hani... Önceee avucumla kavrayacaktım bardağımı mesela... Diğer yuduma kadar tabağa asla koymayacaktım...  Çayın kokusu aklımı alacaktı... Çok şükür, deyip simidi beyaz peynire katık yapıp,  hımlaya humlaya, keyfini çıkara çıkara,  yemeğe başlayacaktım... 

Yooo! Yapmadım!  Vallahi böyle yapmadım!

Ne yaptım bilin bakalım? Cep telefonumu elime aldım. Ve masadakilerin fotoğrafını çekmeye başladım. Sonra durdum. Binlerce kasırga aşkına! Ben ne  yapıyorum, dedim.  Niye, çok şükür diyerek yemeğe başlayacağıma, fotoğraf çekiyordum ki? Korktum iyi mi? Abicim,  bu yoksa  teknoloji dini mi ne?  Büyükannem duymasın valla! Tövbeee! Tövbe!

11 Mart 2015 Çarşamba

Onu Aklımdan Attım, Peki Ya Kalbimden ?


 

Üç gündür griple tuhaf bir ilişki içindeydim.  Hani o dünyalar güzeli film var ya… Enternal Sunshine Of The Spotless Mind… Neydi Türkçesi? Sil Baştan… Hah işte… Ben sanki Sil Baştan adlı filmdeki Clementin’dim…  Grip ise hayatımdan çıkarmak istediğim…

Ne yani, çok mu zorlama oldu örneğim?  Yeminle, üç gündür o kadar bunalttı, o kadar haksızlığa uğramışlık hissi yarattı ki, grip'in adını bir daha asla anmamak için onunla ilgili her şeyi hafızamdan sildirmek niyetindeydim.

Abartmak gibi olmasın, griple ortak tükettiğimiz her eşyayı  yok edesim bile vardı ne yalan söyleyeyim.   Meyve suyu bardağı, çay bardağı, limonluk, çarşaflar, yastık kılıfları, sıcak su torbası, battaniye, ısı ölçer…  Bu düşüncelerle  nasılsa uyuyakalmışım.

Az önce içimde bir boşluk duygusuyla uyandım.   Yatağın baş ucundaki, beyaz renkli toparlak gövdeli sehpanın üzerinde duran radyoyu açtım.  Gipsy Kings  müziği odayı doldurdu. Bomboleo’yu söylüyordu. Kollarımı iki yana açıp bir süre gerindim. Latin müziği için bünyede enerji içeceği tesiri yapar diye haybeye söylemiyorlar demek ki… İyi hissettim.

Ama başka bir  his daha vardı içimde… Anlam veremediğim.  Ayağa kalktım. Müziğin ritminde salınarak mutfağa gittim. Çay demledim.  Canım istedi. Çay bardağımın yanına birkaç pötibör bisküvi ekledim.  Koltuğa oturdum.  Çaydan bir yudum içtim. Koku almaya başlamışım. Miss! Bisküviden bir parça ısırdım. Ağzımın tadı gelmiş. Nefis.  

Ilık, şekerli paşa çayı  ve pötibör bisküvi… Çocukluğumda annem her şey olduğumda bana verirdi… Şey olduğumda… Bir şey olurdum. Bütün bedenim tir tir titrerdi. Sırtımda tüylerimi ürperten serin bir esinti gezerdi. Gene de çok terlerdim.  Annem incecik bir tülbenti belimden yukarıya  şefkatle iterdi.  Kaybolmuş zamanlar gibi…  Yemek yemek istemezdim. Paşa çayı ve bisküvi…  Ben bir şey olduğumda annem verirdi. İyi gelirdi. Neydi?  Bir adı vardı. Unuttum şimdi.


23 Şubat 2015 Pazartesi

Diyor Ki Bir Şair...


Türkü dinlemeyen, 
şiir sevmeyen,
kitap okumayan
ve çay içmeyen birine;
gönül vermeyin...

aykut ciyhan




19 Şubat 2015 Perşembe

Şşşth Kimse Duymasın 17 - Sobaya Güzelleme



Ey soba!
 Hayatta hiç kıymetin kalmadı mı zannediyorsun? 
Olur mu?
Sırf  şu fotoğraftaki  halinle, 
ruhumu ısıtıyor, hayallerimi süslüyorsun...

Gerçekten!




2 Mart 2012 Cuma

Çay İle Simit'in Aşkı

Şimdi içimden şahane bir aşk hikayesi anlatmak geldi. Öyle bir hikaye ki, iki aşık yanyana geldiler mi, göze şenlik, dile lezzet, yaşama şevk veren cinsinden.. Harikulade bir ikili.. Bilmiyorum ki, başka iki şey bu denli birbirine yakışabilir mi? Düşünüyorum da eşleri benzerleri yok gibi!

Bak şimdi... Oğlan bizim buralardan... Bizim şehirli... Yağız mı yağız, yiğit mi yiğit bir delikanlı... Yusyuvarlak, tostoparlak bir beden... Yooo, sakın şişman zannetme... Değil, değil... Yakışıklı mı yakışıklı... Sadece tamam, biraz iri kıyım, kallavi... Olsun... Yakışır delikanlıya, öyle değil mi? Ah, nasıl gevrek gevrek güler... Eğer gevrek sıfatını bulmuşlarsa dilbilimciler, inanıyorum ki bizim delikanlıyı görüp karar vermişler... O kadar bizimkine uygun bir sıfat ki bu, o kadar olur yani! Ya o kirli sakalı! Of! Sanki suratına susam serpmişler... Bu kadar mı yakışır sakal delikanlıya? Az sakallıysa az susamlı, çok sakallıysa çok susamlı desen hata olmaz ki, haklısın, de vallahi... Eğer bana sorarsan, yakışanı çok susamlı derim ben! Adı mı ne? Tamam, söyleyeceğim.... Simit! İzmit'in meşhur yakışıklı jönü Simit elbette!


Kız ise Rize'li...Bir Karadeniz dilberi... Bir fizik var kızda, nasıl anlatsam? Hani denir ya 90-60-90 ölçülerinde... Bir etek giydi mi altına kırmızı beyaz çizgilisinden... Bir duruş, bir alım, bir eda... Yanar ona elini süren... İnanılmaz güzelliktedir haspa! Fizik harika tamam... Ya kimya? Esas kızımızın hüneri, Karadeniz usulü demlenmiş olmasıdır, dikkat etmeli... İhmal etme, önce alt kattaki suyu kaynat, kız üst katta dinlenirken... Bir gerilsin, bir serpilsin şöyle buhardan.. Ohh!.. Sonra korkmadan sıcak suyu boca ettimiydin kızımıza, bırak kalsın bir süre demlensin sıcak suda... O kadar güzelleşir! İşte o güzel fiziğe ruh katan, asıl bu kimyadır... Başka hiç bir şeyde olmaz onun lezzeti. Adı ne mi? Çay tabi ki, çay... İnce belli bardakta demli bir çay... Başka ne olacak ki?

İşte bu yazdığım dillere destan Çay ile Simit'in aşk hikayesidir. İkisinin birlikteliği şahane bir lezzet verir. Hele arada yanlarında, ikisinin de en yakın arkadaşı, memletimin gözde akça pakça dilberi Ezine'nin Beyaz Peynir'i varsa... Offf! Bu üçlünün nefasetinden çıldırırsınız valla!..


03.10.2010

Ve Çay Ve Simit Ve Mutluluk



Geçen sene İstanbul Film Festivali sebebiyle, iki hafta süren festival süresince, dört gün İzmit'ten İstanbul'a gittim. Günde üç filmden toplam oniki film seyrettim. Film biletleri normal zamanlardan ucuz olsa bile, on iki film olunca ehh epeyce bir yekûn tutmuştu. Dört günlük yol masraflarımı üzerine ekleyince... Festival için kendime bir bütçe ayırmıştım. Hakveririsin ki bu durumda yeme içme faslında idare etmeye gayret ettim. İstiklal Caddesinin hemen girişinde,  heykelin olduğu yerde, hani Fransız Konsolosluğu'na doğru inerken,  önünde arabasıyla duran bir simitçi vardır, bilmem farkında mısın? İşte her Beyoğlu'na gittiğimde o simitçiden  iki simit  alıp çantamam atıyordum. Bir şey itiraf edeyim mi? Bana...  "Hayatta sana haz veren neler vardır?" diye bir soru soracak  olsan, inan benim için simit yemek en baş sıralarda gelir. Simit yemek o kadar mutlu eder  ki beni anlatamam.  Ya sinema? Ya İstanbul?  Düşünsene. İstanbul'dayım. Hem de başkalarını bilmem ama benim için buram buram tarih kokan İstiklal Caddesi'ndeyim. Sinemaya giriyorum. Hey! Film festivalindeyim üstelik... Sinema çıkışında iki film arasında az zamanım oluyor. Allahım! Nisan yağmuru  nasıl da çisil çisil yağıyor! Ben çocukluğumda olduğu gibi ayaklarım ıslanacak diye hiç korkmadan, cup cup  sulara basa basa bir sinemadan diğerine koşturuyorum.  Film çıkışında acıkıyorum tabii. Midem filmin başlayacağını haber verircesine "fena halde açım!" diye zırıl zırıl çalıyor. Hemen Beyoğlu'nun ara sokaklarına dalıyorum. Salaş tahta masalı sandalyeli bir yer bulup  telaşla oturuyorum. "Usta bir şekersiz çay, benim ki demli olsun lütfen.." diye sesleniyorum.. Kız belli bardakta çayım geliyor. Bir avucumla kavrıyorum bardağı. Tabağına asla koymuyorum. Düşünsene diğer elimde simit. Hımm...  Her ikisini ayrı ayrı kokluyorum.  Çayın  ve simidin kokusu  her defasında aklımı alıyor... Sonra önce çaydan bir yudum içiyorum. Immmh, nefis... Sonra bir parça simitten koparıp yiyiyorum... Immmh, leziz...  Mutluluk nedir ki?  O anda  "Şu dünyanın en zengin, en güçlü, en mutlu kişisi kimdir?" diye bana sorsan... İnan  başım yukarda "Benim!" derdim. Hani  bazan sorarlar ya "Mutluluk nedir?" diye... Mutluluk aynen böyle bir şey işte!


30.04.2011

Hayatın Bedava Hazları - Çay İçmek


az önce eve girdim.. üşümüşüm ne yalan söyleyeyim.. of.. şimdi canım nasıl çay istedi anlatamam sana..  metin üstündağ usulü olmalı ama.. bilirsin değil mi..  çay yani..  hani hayatın bedava hazlarından biri.. bak şimdi..
"ne garip bir sıvıdır bu ateş suyu.. ugh!. ve fakat en güzeli sahilde, denize karşı içileni olsa gerek.. salaş tahta masalarda ve pek tabii hava da az biraz rüzgarlı olacek.. çay da hep sıcak olacek.. laflayarak, denize ve martılara bakınarak.. ciddi gibi içilecek.. garson rahatsız etmeyecek ama.. hem çayın dostlukları da başka başka.. hem çay bizim ömrümüzün bitkisel ateş suyu.. ama kız belli bardakta olacak.. avucunuzla kavrayacaksınız bardağı.. tabağa koymayacaksınız.. diğer  yuduma kadar.. ama tekrar, kaynamış değil.. ama kokusu da aklını alacak.. bir çay marş'ımız niye yok.. bir çok şeyden daha mühim bu sıvı, oysa.. ımmmh, nefis.. "tazeler misiniz usta, benimki demli olsun lütfen.." aynı bardakta çay gibiyiiz"

metin üstündağ
 
30.12.2011
 

30 Aralık 2011 Cuma

Hayatın Bedava Hazları - Çay İçmek




az önce ofise girdim.. üşümüşüm ne yalan söyleyeyim.. of.. canım nasıl çay istedi şimdi anlatamam sana..  metin üstündağ usulü olmalı ama.. bilirsin değil mi..  çay yani..  hani hayatın bedava hazlarından biri.. bak şimdi..
"ne garip bir sıvıdır bu ateş suyu.. ugh!. ve fakat en güzeli sahilde, denize karşı içileni olsa gerek.. salaş tahta masalarda ve pek tabii hava da az biraz rüzgarlı olacek.. çay da hep sıcak olacek.. laflayarak, denize ve martılara bakınarak.. ciddi gibi içilecek.. garson rahatsız etmeyecek ama.. hem çayın dostlukları da başka başka.. hem çay bizim ömrümüzün bitkisel ateş suyu.. ama kız belli bardakta olacak.. avucunuzla kavrayacaksınız bardağı.. tabağa koymayacaksınız.. diğer  yuduma kadar.. ama tekrar, kaynamış değil.. ama kokusu da aklını alacak.. bir çay marş'ımız niye yok.. bir çok şeyden daha mühim bu sıvı, oysa.. ımmmh, nefis.. "tazeler misiniz usta, benimki demli olsun lütfen.." aynı bardakta çay gibiyiiz"

metin üstündağ