bisküvi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bisküvi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2015 Cuma

Mutluluk Neydi?



Şu minik minik toplar var ya hani... İşte onları az önce ben yaptım. Bugün eve geldiğimde çay yanında tatlı bir şey yemek istedim. Dolabı açtım.  Pek bir şey kalmamış. Sert sert bakan iki paket bisküvi, bir kaç parça çikolata... O kadar...  Olsun. Çok şükür dedim. Ama...  Yoo, böyle yememeliyim. Yiyeceğimi itinayla hazırlayıp, tabağımı renklendirmeliyim.

Kollarımı sıvadım. Bisküvileri yarım çay bardağı sütle rondoya attım. Bisküviler ufalandılar... Sütle hemhal olunca sertlikleri gitti, yumuşadılar. "Hah şöyle," dedim bisküvilere... "Sizi ilk gördüğümde, neydi o gergin vaziyetiniz öyle?" Haftalardır yüzünüze bakmadım diye, depresyona girmiş olmayasınız. Aaa! Çok fena eğer öyleyse! Durun bi... Şimdi sizle ilgileniyorum işte... Öyle değiştireceğim ki sizi, siz bile şaşacaksınız kendinize:)" dedim. 


Sütle yumuşamış bisküvileri sevgiyle avucumun içine aldım. Her birini şefkatle top gibi yuvarladım. Aha! Şahane! Beyaz çikolata parçalarını sıcak su üstüne oturttuğum kapta erittim. Elimdeki topları beyaz çikolataya bulayıp, şekerlemeyle süsledim. Binlerce kasırga aşkına! Çok mutlu görünüyorlardı. İnanmayacaksınız biliyorum ama resmen gülümsüyorlardı. Durur muyum? Hemen çayı demledim.

Bu hafta sonu okumayı planladığım çizgi romanlarımı yanıma aldım. Koltuğa oturdum. Ayaklarımı altıma topladım. İlk çizgi romanın adı  Y The Last Man.  Konusu çok ilginç. Bir gün ansızın, saniyeler içinde dünya üzerindeki bütün erkek canlılar ölüyor. Tüm kadınlar ile sadece Yoric adında genç bir adam ve bir erkek şempanze hayatta kalıyor. Son Adam Y... İşte böyle bir hikaye başlangıcı olan bu kitabı uzun zamandır okumak istiyordum. Çayım ve tatlımla, Son Adam Y'nin çizgi romanını okumaya başladım. Bir yudum çaydan içtim. Missss! Bir parça çikolatalı top bisküviden ısırdım. Hımmm... Nefis! Mutluluk neydi ki? Gündelik keyiflerimizle şimdiki zamanı anlamlandırma gayreti...  Di mi?


11 Mart 2015 Çarşamba

Onu Aklımdan Attım, Peki Ya Kalbimden ?


 

Üç gündür griple tuhaf bir ilişki içindeydim.  Hani o dünyalar güzeli film var ya… Enternal Sunshine Of The Spotless Mind… Neydi Türkçesi? Sil Baştan… Hah işte… Ben sanki Sil Baştan adlı filmdeki Clementin’dim…  Grip ise hayatımdan çıkarmak istediğim…

Ne yani, çok mu zorlama oldu örneğim?  Yeminle, üç gündür o kadar bunalttı, o kadar haksızlığa uğramışlık hissi yarattı ki, grip'in adını bir daha asla anmamak için onunla ilgili her şeyi hafızamdan sildirmek niyetindeydim.

Abartmak gibi olmasın, griple ortak tükettiğimiz her eşyayı  yok edesim bile vardı ne yalan söyleyeyim.   Meyve suyu bardağı, çay bardağı, limonluk, çarşaflar, yastık kılıfları, sıcak su torbası, battaniye, ısı ölçer…  Bu düşüncelerle  nasılsa uyuyakalmışım.

Az önce içimde bir boşluk duygusuyla uyandım.   Yatağın baş ucundaki, beyaz renkli toparlak gövdeli sehpanın üzerinde duran radyoyu açtım.  Gipsy Kings  müziği odayı doldurdu. Bomboleo’yu söylüyordu. Kollarımı iki yana açıp bir süre gerindim. Latin müziği için bünyede enerji içeceği tesiri yapar diye haybeye söylemiyorlar demek ki… İyi hissettim.

Ama başka bir  his daha vardı içimde… Anlam veremediğim.  Ayağa kalktım. Müziğin ritminde salınarak mutfağa gittim. Çay demledim.  Canım istedi. Çay bardağımın yanına birkaç pötibör bisküvi ekledim.  Koltuğa oturdum.  Çaydan bir yudum içtim. Koku almaya başlamışım. Miss! Bisküviden bir parça ısırdım. Ağzımın tadı gelmiş. Nefis.  

Ilık, şekerli paşa çayı  ve pötibör bisküvi… Çocukluğumda annem her şey olduğumda bana verirdi… Şey olduğumda… Bir şey olurdum. Bütün bedenim tir tir titrerdi. Sırtımda tüylerimi ürperten serin bir esinti gezerdi. Gene de çok terlerdim.  Annem incecik bir tülbenti belimden yukarıya  şefkatle iterdi.  Kaybolmuş zamanlar gibi…  Yemek yemek istemezdim. Paşa çayı ve bisküvi…  Ben bir şey olduğumda annem verirdi. İyi gelirdi. Neydi?  Bir adı vardı. Unuttum şimdi.