gönül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gönül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2015 Pazartesi

Diyor Ki Bir Şair...


Türkü dinlemeyen, 
şiir sevmeyen,
kitap okumayan
ve çay içmeyen birine;
gönül vermeyin...

aykut ciyhan




22 Ekim 2010 Cuma

İnsanın Yüreği Titrer mi?


Bu fotografta iki sevdiğim  var. Biri öğretmenim Mehtap Hoca. Diğeri Mehtap Hoca'nın elindeki  benim bağlamam. Gönül. Evet, Gönül koydum bağlamamın adını. Geçen yıl, yüreğimin kuytusunda bunca zamandır gizli kalmış bağlama çalma hevesi ayan beyan kendini belli edince, üzerine  Kocaeli Belediyesi'nin  ücretsiz bağlama kursu denk gelince,  beni kim tutabilir? Haftada bir gün iki saat bağlama kursuna devam ettim. Ben gecikmiştim tabii.. Kurs aylar önce başlamıştı. Kursa misafir öğrenci olarak katıldım. Bağlama kursuna ilk gittiğim günü hiç unutmam. Ofiste ogün gerçekten çok işim vardı. Ben kursa vardığımda, ders çoktan başlamıştı. Ben zaten koştura koştura geldiğimden sınıfın kapısında  nefes nefese kalmıştım. Çok heyecanlıydım. Bu yaştan sonra bağlama çalmaya heves etmiştim ya,  biraz da utanıyordum ne yalan söyleyeyim.  Ayrıca o anda gözümüm önünden hep bağlama çalan erkekler geçiyordu. Aşık Veysel, Neşet Ertaş, Özay Gönlüm... Bağlama ile kadını bir türlü  özdeşleştirememiştim.  Bağlama erkek sazıydı sanki.. Bir kadının elinde bağlama nasıl dururdu ki? Kapıda  böyle karışık düşüncelerle bir süre kalakaldığımı hatırlıyorum. Geri dönsem mi? İçeri girsem mi? Ne yapsam? Sonra bir cesaret açtım kapıyı... Girdim içeri... Heyy! Bağlama dersinin hocası bir kadın değil miydi? Aaa! Sonradan adını öğrendiğim Mehtap Hoca elindeki bağlamayı akort yapıyordu. Allahım... Bir kadın bağlama öğretiyordu.  Ne güzel! Ellerimi amen yapar gibi göğsümün önünde birleştirdim. Sessizce “özür dilerim.” dedim. “Dert etme” der gibi başını salladı. Yerime geçtim. Oturdum. Allahım Mehtap Hoca nasıl güzel bir türküyü çalıp söylüyordu! Dinledikçe tüylerim diken diken olmuştu. Hem bağlamanın sesi hem de türkünün nağmesi nasıl çarptı silkeledi beni anlatamam...  "Lambada titreyen alev üşüyor... Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban..." Vay canına sayın seyirciler!.. Nasıl damardan bir türküydü bu böyle. Dinledikçe resmen içimi acıtıyordu. Aynı şeker kırığı gibi... "Tabiblerde ilaç yoktur yarama... Aşk deyince ötesini arama... Her nesnenin bir bitimi var ama... Aşka hudut çizilmiyor Mihriban..." "Allahım, zamanı geldiyse şimdi ölsem... Ölsem gam yemem, inan ki yemem" diye aklımdan geçirmiştim...

 
Bağlamanın sesi  şeker kırığının dile batması gibi yüreğime batıyordu. Off! Nasıl acıtıyordu... Ama türküyü dinledikçe... dinledikçe... Şeker eriyor... eriyor... Türkünün bitimiyle acı usulca sona eriyordu. Bağlamanın sesi ve türkü bana aynen böyle bir his geçiriyordu. Daha önce hayatımda hiç duymadığım yeni bir histi bu. Eğildim elimdeki bağlamamın kulağına… Dedim ki usulca “İyi ki vazgeçip dönmemişiz gerisin geriye Gönül! İyi ki! Türkülerin meziline girelim bir hele… Bakalım ne hisler öğreneceğiz türkülerle!” Şimdi Mehtap Hoca ile kursumuz başladı gene. Bu kez en baştan başlıyorum. Geçen sene heybeme koyduğum türkülerim var. Bu yıl hem onları geliştireceğim hem yeni türküler öğreneceğim. Sonra gelip Hayal Kahvem'e olan biteni döktüreceğim... Bağlamanın sesi var ya... Off! Nasıl bir şey bu Allahım! İnsanın yüreği titrer mi? Ben şahidim. Titriyor inan ki!