Zamanında yetişmek niyetiyle, sabah evden o kadar erken fırlamışım ki, üniversiteye vardığımda dersin başlamasına bir saat vardı. O sevdiğim kafedeki salaş tahta masalardan birine geçip, en öğrenci edamla sandalyeye kuruldum. Baktım sıcacık simit var. Ohh! Misss! Simitin yanına beyaz penir ve ince belli bardakta çay rica ettim. Daha ne olsun? Ders öncesi en şahane kahvaltıyı ediverecektim. Garson:
- Haşlanmış yumurta ister misiniz? diye sorunca...
- Oluuur, deyiverdim.
Tabağım geldi. Yanında kız belli bardakta çayım... Nasıl mutluydum anlatamam.
Normalde şu güzelliğin hakkını verecekken... Ne bileyim... Hayatın bedava hazları törenim yok mu hani... Önceee avucumla kavrayacaktım bardağımı mesela... Diğer yuduma kadar tabağa asla koymayacaktım... Çayın kokusu aklımı alacaktı... Çok şükür, deyip simidi beyaz peynire katık yapıp, hımlaya humlaya, keyfini çıkara çıkara, yemeğe başlayacaktım...
Yooo! Yapmadım! Vallahi böyle yapmadım!
Ne yaptım bilin bakalım? Cep telefonumu elime aldım. Ve masadakilerin fotoğrafını çekmeye başladım. Sonra durdum. Binlerce kasırga aşkına! Ben ne yapıyorum, dedim. Niye, çok şükür diyerek yemeğe başlayacağıma, fotoğraf çekiyordum ki? Korktum iyi mi? Abicim, bu yoksa teknoloji dini mi ne? Büyükannem duymasın valla! Tövbeee! Tövbe!
