mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2018 Cuma

yolüstü eziyetleri

yolda karşılaşılır.. sinema'ya, tiyatro'ya, randevu'ya, bir yerlere gecikilmiştir.. ille de ayaküstü şu diyaloglar yapılır "n'aaber", "iyidir.. senden n'aaber", "nasıl gidiyo.." "sen hâlâ orda mısın" "yo.. artık ben burdayım", "bir ara, beni bir ara ya" "olur.. numaramı vereyim", "yoo, verme.. ben bulurum".. nerden bulucan.. nasıl bulucan.. işte adam karşında ne konuşacaksan, konuşsana ya.. yok olmaz.. ille de yapılacak bu yolüstü eziyetleri


yolda karşılaşılır.. bir türlü mevzu çıkmaz.. tıkanılıp kalınır, yol ortasında.. birinin "haydi eyvallah" diyesi beklenilir.. o biri "haydi eyvallah"ı demez.. "vaay be, demek öyle ha", "ya", "allah, allah", "cık cık", "eee", "hadi ya" gibi manasız, anlamsız, can sıkıntısı, geyik efektler salgılanır, gözler orada burada gezinirken.. biri, "işim var.. eyvallah" dese, ötekinin nazarında k.ç tempra olacak, denmez, denilemez, bu nedenle de bu eziyet hep sürer


yolda karşılaşılır.. birikmiş kesişmeler mevcuttur.. karşılıklı hoşlantılar tedavülde rezerve.. ancak birinin ilk adımı atması olmamıştır.. ve fakat biri o, ilk adımı hiç atmaz.. kaz gibi geçersiniz birbirinizin  önünden ve ömründen.. "velhasılı pır pır ederken yüreği, ellerim bak boş kaldı" olur.. bir güzel ukte, bir güzel başka tesadüfe kalır.. hayırlısı..

metin üstündağ/denemeyenler


11 Haziran 2013 Salı

Nasılsın Bacım?


 
 "- nasılsın?"

- "nasılsın" kelimesi, güzel türkçemizde bir soru olup, "nasılsın" diye soran dost ve müşteri şahıslara, duruma uygun, doğru ve yanlış cevaplar verilir.. bu cevaplar da kendi aralarında bir kaça ayrılabilirler..... nasıl olsam hoş olur.. bezgin, mutlu, göçebe, vurdum duymaz, kumral, sıska, bir düzine, dul, yaşlı, sosyalist, kel, laz, yeşil, karamsar, atletik, vesaire.. nasıl olsak hoş olur






"- nasılsın?"

- anladığın ve algıladığın kadarım işte.. ne bir eksik ne bir fazla.. nasıl hissettiriyorsan öyle'yim.. nasıl hissettiriyorsam öyle'yim..  biraz'ım, galiba'yım, sanki'yim, belki'yim, acaba'yım.. gibi'yim.. herhangi bir insan teki'yim.. her hangi bir ruh hâliyim.. nefis manzaralı, bir hayat eti'yim, eki'yim.. nasıl olsak, hoş olur




 
"nasılsın?"

- boş ver şimdi.. ne sen, sormuş ol, ne de ben cevap vermiş olayım.. gel, hiç tanışmıyormuş gibi yapalım.. den dan'ım, dan dun'um.. vakit dolduruyorum





 "-nasılsın?"

- tahmin edemeyeceğin kadar iyi'yim.. bundan iyisi, şam'da kayısım.. dar geldi bu yaş bana.. alışamadım, şığışamadım.. sağlığınıza duacıyım..... herkes iyi olmadan ben hiç iyi olamıyım.. peki ben ne yapıyım






"- nasılsın?"

-  gerçekten mi, soruyorsun.. iş olsun diye mi.. kaç kişi, birisinin, gerçekten iyi olup olamadığını merak ediyor ki.. önyargı ve dedikodu varken.. kim kimin iyiliğini istiyor ki.. kim kimin kötülüğü üzerine, iyilik bina etmiyor ki.. şimdi'yim ve burada'yım.. öyleyse nasıl'ım.. ölümden önce, doğumdan sonra'yım.. ölmeyecek kadar iyi, yaşamayacak kadar kötü'yüm.. kendi kendim bir yere kadar gittim, kendim gelene kadar, kendimin yerine bakıyorum.. kinetik enerji'yim, potansiyel iyiyim.. bir işaret bekliyorum 



 "- nasılsın?" 
 -  ne bu, yahu.. yeni bir tarikat mi kurdunuz.. niye her rastladığınıza bu soru'yu soruyorsunuz.. nasılsın olay'ına karşı'yım ağa.. gıcık yapıyor, allerji kapıyorum.. dur kaçma.. ha, ha, ha




 NOT - metin üstündağ'ın ömür törpüsü adlı kitabının "-nasılsın?." adlı bölümünün bazı paragraflarını, etkilendiğim bazı fotoğraflarla  eşleştirdim.. "nasılsın" mı diyorsun.. bana mı.. dur kaçma..

21 Nisan 2012 Cumartesi

Ve Ben Bütün Bunları Hissetmeyi Seviyorum.


Ben Gırgır Dergisi müdavimiydim bir vakitler. Ama ne yazık ki gizli gizli okurdum ailemden. Nedense derginin içinde fena şeyler olduğunu sanırdı annem. "Kızlara göre değil" derdi ne demekse... Oysa "can sıkıntısını ve aşk yarasını" şip şak kesen bir tılsımı vardı. Bunu aileme izah etmem imkansızdı. İşte hep bahsederler ya ders kitabı içinde çizgi roman ya da mizah dergisi okuyan tiplerden.. İşte onlardan biriydim ben.. Neyse, aradan uzun yıllar geçti. İyi de huylu huyundan vazgeçti mi peki? Yoo... Ne yalan söyleyeyim, vazgeçmedim. Halen takip ettiğim  haftalık mizah dergileri ve çizgi romanlarım var. Karikatür seyretmeyi ve okumayı hep sevdim. Biliyorsun, her karikatüristin kendine has bir çizim stili, anlatım tarzı vardır. Mesela en sade çizgi ustası Cemal Nadir'dir denir. Ben öykü okumayı seven biriyim. Öykücüyüm. Bana her karikatür  karesi bir öykü gibi gelir. İnanamayacaksın ama bana şiir gibi gelen karikatürler bile vardır. Şimdi sevdiğim iki farklı karikatüristten bahsetmek istiyorum.



Biri Şenol Bezci. Şenol Bezci'nin karikatürlerini seyretmeyi seviyorum. Genelde sözsüzdür karikatürleri ve insanın içini acıtan karikatürleri vardır. Mizahın tam anlamını bilemiyorum. Bende bıraktığı tad ne biliyor musun? Eğlenceli gibi sanıyorsun, ama sonunda Oğuz Aral'ın dediği gibi yüreğimde gözyaşıyla bile silinmeyecek bir tortu kalıp biriktiriyor. Geriye irisinden bir "çeki taşı" kalıyor. Kalıyor sahiden. Şimdi Şenol Bezci'nin yukarıdaki karikatürlerine bakınca "söze ne gerek var?" diyor insan. Çünkü sanki bu karikatürler sözün bittiği yerde başlıyor. Ve her bir kare resmen sözsüz bir öykü anlatıyor. Sonunda da insanın dimağında şiirimsi ya da öykümsü bir lezzet bırakıyor.




Peki sözlü karikatürlere ne diyeceğiz? Çizimlerini ve esprilerini sevdiğim bir diğer karikatürist ise Yiğit Özgür'dür.   Yiğit Özgür ise  sözsüz değil bilakis  bol konuşma balonu içeren karikatürler çizer. Sadece haftalık mizah dergisindeki karikatürlerini takip etmekle kalmam, evde iki tane Karikatürler1 ve 2 kitabı vardır. Karikatürlerine bakmak ve okumak  ruha şifa  gibi gelir.

Karikatür seyretmeyi ve okumayı seviyorum  diyorum ya... Ben  galiba Cemal Nadir'in dediği gibi  karikatürü ne palyaçoluk, ne de göbek attıran, çeneleri ağırtan kahkaha olduğunu düşünüyorum. Karikatürü gene Cemal Nadir'in söylediği gibi  "insan beyninin muhtaç olduğu tebessüm ve düşünmeyi temin eden" önemli bir sanat olarak görüyorum. Tanıdığım pek çok  kişiye mizah dergilerinin ve çizgi romanların dili uzaktan kaba geliyor.  Oysa  sanıldığı  gibi değil. Mizah dergilerindeki karikatürlerin kimi zaman çizimleri ve dili  kaba ya da argo olsa da bilakis hayatımızın kabalığını inceltmeye yaradığını, farketmeye zorladığını ve alışılagelen durumlara karşı zaafiyetimizi kışkırttığını düşünüyorum. Bu nedenle bence  mizah dergilerine ve çizgi romanlara uzaktan bakmamak, mesafeli durmamak, ele alıp dokunmak gerekiyor. Sözlü ve sözsüz karikatürler hayatımızı daha yaşanası kılıyor. Ben karikatürü ve karikatürle uğraşanları seviyorum. Karikatürlere bakıyorum. Onları seyrediyorum. Okuyorum. Gülüyorum. Farkediyorum. Silkeleniyorum. Çivileniyorum. Ve şuramda, tam yüreğimde bir sızı hissediyorum. Ve ben bütün  bunları hissetmeyi seviyorum.

12.10.2010





26 Eylül 2011 Pazartesi

illa kalk gidelim defteri notları'nı okuyasım.. hayat yaraları'mı bantlayasım geldi..



telefonlarla bağlıydık hayata...

(kablolu vantrologlar olmuştuk
cebimizden konuşmaya bayılıyorduk
tele-sekreter'lerle oturup karşı karşıya 
mekanik not'larla dertleşiyorduk)


gazeteler'le bağlıydık hayata...

(kim kimi düdüklemiş kim ne kadar götürmüş
hangi takım yenilmiş akşam televizyonda ne var
kaç kupona kaç yargısız infaz alkışlanıyor
ilim irfanlanıyorduk
taptığımız köşe yazarları
yıllık izinlere çıkınca
mevzusuzluktan can sıkıntısından
tırnaklarımızı yiyiyorduk)


televizyon'la bağlıydık hayata...

(yüzyıl süren kıvır kıvır kıvranan
haberlerle pembe dizilere
paparazzilere vesairezzilere
seyirci çıkıyorduk 
hem felaket kızıyorduk onlara
hem de çekip uzaktan kumandayı 
daan diye vurmuyorduk)


metin üstündağ
kalk gidelim defteri
hayat yara bantları'ndan



20 Mayıs 2011 Cuma

İnsanlar İki Ayrılar; Mizahtan Anlayanlar Ve Mizahtan Anlamayanlar!

Ne yaptım ettim becerdim. Sabah ofiste  işlerimi toparlayınca... Heyy... "Ver elini İstanbul!" dedim. Ayağımda her zamanki gibi bez ayakkabılarım. Hava bulutlu yağmur yağar mı acaba demedim. Anne sözü dinler gibi masum tıpış tıpış  Oğuz Aral sergisine gittim. Gitmeliydim. Bu nasıl bir şey biliyor musun? Bak sana şöyle anlatabilirim. Yaşam içinde yüreğime değen ve beni zenginleştirdiklerine inandığım bazı insanlar var. Üstelik onlarla illa tanışık olmam gerekmiyor. İşte Oğuz Aral onlardan biridir. Bir vakitler "kızlar okumaz böyle şeyler deseler" de, ailemden gizli gizli yolunu gözlediğim haftalık mizah dergisi Gırgır'ın ve memleketimdeki mizah dergiciliğinin babasıdır kendisi. Taşrada yaşayan benim gibi birinin ufkunu açan, düşünerek gülmenin lezzetini lıkır lıkır yüreğime akıtan büyük bir usta olarak görüyorum Oğuz Aral'ı. Ve ardından şimdiki mizah dergilerinin de sadece İstanbul'daki okurların değil Anadolu'nun taşra şehirlerinde yaşayan insanların da kendilerinden çok  şeyler bulabildikleri, düşünürken gülmece lezzeti veren, katkı sağlayacak güzellikte olmalarını diliyorum. Sergiye gittim gerçekten. Oğuz Aral'ın hayatına dair eşyaları, yazı ve çizimleri görünce hem hüzünlendim hemde kıkır kıkır güldüm ne yalan söyleyeyim. Ara ara Hayal Kahvem'e sergiyle ilgili başka yazılar yazmayı deneyeceğim. Şimdi Oğuz Aral'ın kendi el yazısıyla yazdığı mizah üzerine düşüncelerini buraya geçirmek istiyorum. Bak neler diyor büyük usta?  Huzurla yatsın, yattığı yerden okurunu zenginleştirmeye gene devam ediyor. Bu sergiyi düşünüp hazırlayanlara çok teşekkür ederim.


"Çok önemli bilim adamları, çok önemli, hem bilimsel görünmek için her şeyi katagorilere ayırırlar. Örneğin insanları ikiye ayırırlar. Akıllılar ve aptallar, kadınlar ve erkekler, eşcinseller ve normaller, siyahlar ve beyazlar, yönetenler ve yönetilenler, zenginler ve fakirler, uzunlar ve kısalar, ihtiyarlar ve gençler, Almanlar ve Avusturyalılar gibi... Aslında bu ayırımların hepsi palavradır. İnsanlar gerçek olarak sadece  şöyle ikiye ayrılırlar; mizahtan anlayanlar ve mizahtan anlamayanlar!..

Dünyada insanoğlunun başına ne gelmişse mizahtan anlamayanlar sayesinde gelmiştir. Ispartalılar'ın, Cengizhan'ın, Atilla'nın, Napolyon'un, Hitler'in tarihe malolmuş tek bir nükteli sözünü bulamazsınız. Zaten büyük adamlar gülemez. Onlar asık yüzlü, çatık kaşlı, sert bakışlı ve kahraman duruşlu olmak zorundadırlar. Eğer gülerlerse başlarına çok büyük bir felaket gelir. Yani insanlaşırlar, o zaman... Çünkü gülebilmek sıradan ve gerçek insanların  becerebildiği bir iştir. İnsan olmak da adamın başına gelebilecek en büyük felakettir.

Önce en karamsar  olanımızın bile günde bir kaç kez tekrarlamadan duramadığı gülme fiili üstüne bir kaç söz etmek istiyorum... Nedir gülme? Beyinde bir elektrik kontağı (kısa devresi) midir?.. Kafanın geriye atılıp yüz kaslarının yana ve yukarıya doğru gerilmesi midir? Yoksa göğüs kafesinden bazen gürültülü ve kesik bazen de hıçkırığa benzer sesler çıkarması mıdır?


Bilirsiniz insanın en büyük özelliği düşünebilmesidir derler. Hatta "düşünüyorum o halde varım derler." Ama, hayvanlar da az çok düşünür... Hatta kompüterler bizden daha yaman düşünür bazen... Benim bir kompüter satrancım var. Beni hababam yenip duruyor. Yenince de bir takım ışıklarını yakıp söndürüyor, biip bip diyor.  Oysa ben onu arada bir yenince zafer kahkahaları atıyorum. 

İnsanın diğer organik ve sentetik yaratıklara olan gerçek üstünlüğü, düşünme sürecin sonunda gülebilmesidir. İnsanoğlu gülebilme üstünlüğüne ve niğmetine sahip olarak doğan, uzaydaki tek canlıdır. Hatta şöyle bir Almanca deyim öğrendim: "Tiericher ernst"  Yani hayvansı ciddiyet... Kasım kasım kasılmayı, değişmez bir ciddi görünümü hayvanlara, gülmeyi insanlara yakıştırmışlar. 

Biz bu akşam sinir boşalmasının veya gıdıklanmanın neden olduğu gülmeden değil, düşünce sonucu varılan  gülme fiilinden söz etmeye çalışacağız. Yani gülme, komik olan ve mizah sanatını biraz irdelemeye uğraşacağız. Tabii bunu yaparken de elimizden geldiği kadar esnemenizi de önlemeye çalışacağız." Oğuz Aral

15-31 Mayıs - Oğuz Aral Sergisi
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
Tophane-i Amire Tekkubbe SalonuDefterdar Yokuşu No:2 Tophane
Karaköy İstanbul

1 Mayıs 2011 Pazar

Aylık Neş-e ve Cambazlıklar Mecmuasından İlk Alıntım...


"Komşumuzun torunu Sema'nın, kız ve bana göre cüce olmasına rağmen benden önce okula başlamasına fena halde içerlemiştim. Bir kaç kez okulda harfleri öğrendiklerini, oynamaya gelemeyeceğini, okuması gereken kitaplar olduğunu filan söyleyip hepten delirmeme neden oldu. Ben de konuyla ilgili duygularımı kaleme almaya karar verdim.
 

Gelgelelim çok fazla harf bilmediğimden Sema'nın dedesine ait park halindeki arabanın üzerine beton çivisiyle sadece "At" yazdım. Yazım büyük ses getirdi. Telif ücreti olarak babam İstanbul'dan arabasını karaladığım adama ikiyüz lira para gönderdi."




NOT: 44 pûr-i pak renkli sahifeli ve içerisinde kapağında hal-i hazırdaki isim ve mahlaslara ilaveten daha nice mürekkep erbabı ve muharrirlerin iştiraki ile defter idülüp dürülmüş aylık neş-e ve cambazlıklar mecmuası HARAKİRİ'nin ilk sayısından Hayal Kahvem'e seçtiğim ilk alıntı yazı, 24. sayfadaki Atilla Atalay'ın  "İlk yazdığım yazı: Konusu kıskançlıktı ve iki harften oluşuyordu: At..." başlıklı yazısıdır.

5 Nisan 2011 Salı

"ne desem yalnış anlıyorsun.."


inanamıyorum.. ben nasıl atlamışım bu kitabını.. sen git kadıköy'ün sahaflarında günlerce bütün eski kitaplarını ara.. sonra.. taksim'deki kitap fuarında her standa kitaplarını tek tek sor.. yeni kitabından bihaber ol.. var mı böyle bir şey sorarım sana.. geçen hafta istanbul'daydım.. kitapçıda dolanıyordum.. çizgi romanlar bölümünde zagor'un son sayısına bakıyordum.. "askeri askort" zagor'un yeni macerasının adı.. naylonundan çıkardım.. şöyle sayfalarını dalgalandırdım.. heyy.. kadın var bu macerasında.. daha birinci sayfasında zogor'a tanıştırılıyor.. bayan quandy.. at kuyruklu, esmer, güzel bir kadın.. bayıldım.. hemen çizgi romanın  kapağını  kapattım.. böyle ayaküstü okuyamam.. evde törenle okuyacağım.. tamam.. sonra.. kitapçıdaki görevliye iş olsun diye metin üstündağ ve atilla atalay'ın kitaplarını sordum.. her seferinde yaparım kitapçıya gittiğimde.. belki bilmediğim bir kitaplarına denk gelirim diye.. anladın değil mi.. ümitsizce.. atilla atalay'ın kalbin böcüü ile mecnun kuleleri var sadece.. ikisini de okudum.. metin üstündağ'ın ise şiyir sevişgenleri.. nasıl yani.. şiyir sevişgenleri mi.. bakabilir miyim dedim.. görevli o küçücük kitabı elime verdi.. kitabın kapağındaki karikatürünü çok iyi biliyorum.. hayal kahvem'de kullandığımı çok iyi hatırlıyorum.. kitabı açtım.. sayfalarını hızla çevirdim.. bunlar metin üstündağ'ın karikatürleri..


allahım.. bu karikatürlerin bir kısmını çok iyi biliyorum.. ama bu kitabı satınaldığımı hiç hatırlamıyorum.. ben o şaşkınlıkla bir dalmışım bu cüce kitabın içindeki karikatürlere.. o sayfa senin.. bu sayfa benim.. bir ara var ya o kadar kocaman bir kahkaha attım ki anlatamam sana..  tutamıyorum kendimi.. kahkahalarla gülüyorum arka arkaya..  artık metin üstündağ'ın yeni kitabını buldum diye sevincimden mi.. yoksa karikatürlerdekilerin komik hallerinden mi bilmiyorum.. tamam.. etraftakiler baktılar bana.. hiç aldırmadım hiççç.. güldüm.. güldüm.. sonra kasaya doğru yürüdüm..  satın aldım.. başka ne yapabilirdim..


haftalık mizah dergisinde metin üstündağ'ın pazar sevişgenlerini hep okuruz öyle değil mi.. ama bunlar biraz değişik.. kitabın arkasında şöyle yazıyor: "Okumamış yazmamış, mürekkep yalamamış, kitap emmiş, film yemiş, müzik içmiş kişiler. Amma velakin mevzu aşk, seks, ilişki olunca pek de bir şey değişmiyor gibi. Alın, bakın, okuyun, bir de siz tecrübe edin bakalım hakkaten öyle mi." arka sayfayı metin üstündağ yazmamış sanki.. cümle başı büyük harf ile başlamış.. cümle sonu tek nokta ile bitmiş.. hayret edilecek şey.. hiç metin üstündağ tarzı değil.. neden bilmem ki..


7 Şubat 2011 Pazartesi

Kabak Çiçeği'nin Çiko Aşkı - Vazgeçmem!

Umrumda değil yaşamak ölmek
Canımdan geçerim senden vazgeçmem
Olur mu bu aşkı bir anda silmek
Canımdan geçerim senden vazgeçmem





Dünya tersine dönse vazgeçmem
Gökteki güneş sönse vazgeçmem
Sensizlik inan ki ölümden beter
Canımdan geçerim senden vazgeçmem
Senden vazgeçmem ölsem vazgeçmem






Artık bundan sonra sensiz olamam
Kendime başka bir dünya kuramam
Mümkün değil benim sensiz yaşamam
Canımdan geçerim senden vazgeçmem 
Senden vazgeçmem ölsem vazgeçmem!



 NOT: Zagor çizgi roman kareleri ile Müslüm Gürses'in söylediği Vazgeçmem adlı şarkının sözlerini eşleştirdim:)

14 Ocak 2011 Cuma

Haftalık Mizah Dergileri İle Aramda Gizli Bir Sevda Vaziyeti Var.


Sen haftalık mizah dergilerini okumayı sever misin? Peki "Can sıkıntısını, aşk yarasını, karı koca kavgasını, şip şak keser. Her derde devadır, Gırgır da gırgır" bu sloganı daha önce duymuş muydun? 1972 den 1989 yılına kadar yayın hayatı süren Oguz Aral'ın kurucusu  olduğu Gırgır adlı mizah dergisi zamanı çocuğuyum ben.  Bu yazdığım da Gırgır'ın sloganıydı.  Gırgır o vakitler ailem "kızlara göre değil" dese de, gizli gizli ama illa ki  okuduğum bir dergiydi. Çizgileri ile beni büyülerdi. Taşra şehrinde yaşayan benim gibi hayalperest biri için Gırgır okuldan daha okul olmuştur bile diyebilirim. O günlerden kalma gizli bir sevda  vaziyeti vardır haftalık mizah dergileriyle aramda... Kitapçılarda, alışveriş merkezlerinde, marketlerde gazete ve dergilerin sergilendikleri bölüm vardır ya hani. İşte orada haftalık mizah dergilerini önce karşıdan hayran hayran seyrederim. Nasıl işlemiş içime mahalle baskısı.  Bu yaşımda bile acaba aileden kimse var mı diye etrafı usulca kolaçan ederim. Sonra tabii ki bu halime gülerim. Mizah dergilerinden ikisi zaten bizim mahallenin bakkalı tarafından her hafta eve gönderilir. Hepsini satınalabilsem keşke... Ama hepsini satınalabilmem mümkün değil. Olsun.. Diğerlerine bakarım, dokunurum, şöyle bir gözden geçirmek isterim.  Hatta kimi zaman haftalık mizah dergileri daha görünür olsunlar diye, yerlerinden çıkarırıım da gazetelerin üzerlerine  üzerlerine sererim. Gülme ama bir şey itiraf edeceğim.  Gizlice ellerimi açıp "Allahım,  ne olur çok satsınlar!.." diye dua ettiğim de çok olmuştur biliyor musun? Çünkü ben memleketimde haftalık mizah dergilerinin kapanmamasını bilakis çok ama çok fazla satılmasını istiyorum. Hey, bir şey söyleyeceğim...  Duydun mu Leman 20 yaşındaymış!.. Ne hoş! Leman 1000. sayısını çıkardı ya, Allahım dualarımı kabul ettiğin için çok teşekkür ederim.

6 Ocak 2011 Perşembe

Kitap Kapaklarını Seyretmeyi Severim..


Kitapları tabi ki kapakları için almam!.. Ama güzel kapaklı kitaplara, özel bir ilgi duyduğumu itiraf etmeliyim. Çünkü kitap kapaklarını seyretmeyi seven biriyim. Eğer günün birinde elindeki kitabın sayfalarını karıştırıp okuyacağına, kapağına uzun uzun bakan birini görürsen, anla ki o benim!.. Atilla Atalay en sevdiğim öykücülerden biridir. Kitaplarını okumayı çok severim.  Ayrıca Atilla Atalay'ın kitap kapaklarına bakmaya  da doyamam. Çünkü  her bir kitap kapağını Latif Demirci çizmiştir. Hey, Latif Demirci'nin çizimlerine bayılırım. Şimdi Hayal Kahvem'i Latif Demirci'nin  çizdiği bazı kitap kapaklarıyla süsleyeceğim...