Önce hayal ederim. Bir nevi niyet etmek gibi... Toprağa küçücük bir tohum bırakmak gibi... Nasrettin Hoca pirimdir. Göle bir kaşık maya çalmak gibi...
Gerisini zamana, emeğe, kısmete bırakırım. Ya tutarsa:)
Belki bu yüzden yolculuklarım, bavul hazırlamadan çok önce başlıyor. Bir kitabın kapağına takılan gözle, bir cümleyi merak etmekle, hiç tanımadığım bir yazarın peşine düşmekle...
Benim son keşfim Mieko Kawakami oldu.
İtiraf edeyim, önce kitap kapaklarına vuruldum. Sade ama çarpıcı... Tıpkı Japon estetiğinin kendisi gibi. Sonra yazarı araştırmaya başladım. Öğrendikçe merakım daha da katmerlendi. Kadınları, yalnızlığı, sınıfsal eşitsizlikleri, bedenle kurduğumuz ilişkiyi, gündelik hayatın görünmeyen çatlaklarını anlatan çağdaş Japon edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri olduğu söyleniyor.
Henüz okumadım.
Bazan iyi bir kitabı, ilk cümlesini okumadan önce hissetme misiniz?
Şimdi masamda Cennet, Memeler ve Yumurtalar, Sarı Ev ve Gece Yarısı Tüm Aşıklar duruyor. Ve... İlk sayfayı açmak için sabırsızlanıyorum.
Sanırım Japonya yolculuğum az sonra başlayacak... Heyooo!
Kitap kapaklarını seyretmeyi severim. İçini bilmeden sırf kabının güzelliğine tav olup kitap alabilirim. Ayrıca kabını seyretmeyi sevdiğim kitapları, bir tablo gibi kitaplığımın rafına yerleştiririm. Önünden gelip geçerken durur seyrederim.
Bugün kapaklarını sergilediğim kitapları değiştirdim. Şöyle bir karşıdan baktım. Heyy! Çok sevdim. Kitap kapaklarını değiştirdikçe fotoğraflarını çekip, Hayal Kahvem'e gözü değenlerle paylaşmaya niyetlendim.
Milan Kundera'nın Kayıtsızlık Şenliği adlı kitabını okumaya başlamadan önce, kapağına takıldım kaldım. Zaten oldum bittim güzel kitap kapaklarına meyyal bir bünyeye sahibim. Kapağından etkilendiysem, içinin güzelliğinin suretine yansımış olduğuna hükmederim.
Kayıtsızlık Şenliği'nde, kapak çiziminin beni epey meşgul ettiğini itiraf etmeliyim. Tek gözünü avucuna alarak bakan biri... Ne anlatmak istiyordu?
Kitabı okurken dönüp kapak çizimine tekrar tekrar baktım. Sonra dayanamadım, kapak çizimiyle ilgili yorum var mı diye sanal alemde dolandım. O ne? Meğer bu çizim Milan Kundera'ya ait değil miymiş? Hey!.. Bayıldım tabii... Can Yayınları'ndan yayımlanan bütün Milan Kundera kitap kapaklarında, yazarın kendi çizimleri kullanılmış. İyice heyecanlandım. İşte buyrunuz... Hepiciğini bulup, buraya toparladım.
Bilgisayarımdaki ses İspanyolca bir şarkı söylüyor. Anlamıyorum. İlla anlamam gerekmiyor diye düşünüyorum. Besame Mucho… Şarkıcı kendi tarzıyla söylüyor. Hoşlanıyorum. Kimbilir ne anlama geliyor? Bilmiyorum. Andrea Bocelli’nin sesinden müzik dinlemeyi seviyorum. Önümdeki pencere açık. Tatlı tatlı esen ılık son yaz rüzgârı tülü sanki melodinin ritminde dalgalandırıyor. Müzik anlamadığım şarkı sözleriyle kulağımdan yüreğime doğru süzüldü. Başımı döndürüyor. Dinledikçe bu müzik, şu anda yaşadığım coğrafyadan bambaşka bir yere geçivermenin heyecanını içime dolduruyor. Seviniyorum.
Çalışma masamın üzerindeki kitapların kapak resimlerine bakıyorum. “Zarfa değil mazrufa bak” diyenlerden değilim. Küçümseneceğimi bilsem bile suçluluk duymuyorum. Ne yapayım? Okumayı sevdiğimden beri güzel kabı olan kitaplara düşkünüm. Kitapçılarda kitaplardan önce kaplarını seyrediyorum. Bazıları o kadar çekici ki! Dokumak istiyorum. Tutamıyorum kendimi… Elime alıyorum. Bilmediğim bir yüz gibi… Özenle hazırlanmış bir kitap kabı yeni insanlar tanıyacağımı müjdeliyor… Seviniyorum.
Bu hafta benim için deneme kitapları şenliği oldu. Kitaplığı düzenlemeye çalışırken ne kadar çok deneme kitabımın olduğunu farkettim. Edebiyat öncelikle roman, öykü, şiir kitaplarını akla getiriyor. Ben öykücüyüm. Her türlü öykü kitabına gönül kapım sonuna kadar açık. Farklı yazarların öykülerini okumak, yeni öykü tatlarını keşfetmek beni cezbediyor. Şiir kitaplarını okumayı çok seviyorum. Büyüleyici bir dünya o… Hâlis edebiyat lezzeti veriyor. Roman ise edebiyatın daima temkinli araladığım bir alanı olmuştur. Romanı ziyadesiyle önemsiyorum. Gerçek romanın dehşet haz verdiğini çok iyi biliyorum. Bilmediğim her romana dalamam. Romanda seçiciyim. Ama deneme kitaplarına var ya… Bayılırım. Kısmetime ne denk gelirse diyerek, kendimi bahtımın rüzgârına bırakabilirim. Deneme kitaplarında düşünmeden daldan dala konabilirim. Her türlü deneme kitabından bal alabilirim. Hercaiyim. Dün kitaplarımı toparlarken Enis Batur’a ait kitaplarımın fazlalığı şaşırttı beni. Bencileyin birine Enis Batur’un yazdıkları anlaşılmaz hatta ulaşılmaz gelmeliydi. Galiba elime bir deneme kitabını aldığımda, Enis Batur’un birinci ligin en büyük takımının en mâhir oyuncularından biri olduğunu peşinen kabul ediyorum. Ben ise karşısında dostluk maçı yapan iyi bir Anadolu takımının çaylak, hevesli bir oyuncusu gibiyim. İtiraf etmeliyim ki sahada feci çalımlar atıyor bana. Feleğimi şaşırtıyor. Gene de onunla paslaşmayı seviyorum. Her yeni kitabını okuduğumda çalımlarını daha kolay aştığımı, paslaşmayı geliştirdiğimi hissediyorum. Seviniyorum.
Müzik, edebiyat… Yani sanat… Herkes sanatçı olamaz. Kabul ediyorum. Sanat yapmak elimden gelmiyor. Gene de sanattan haz aldığımı bilmek, sanat sayesinde duygularımın sonsuz muhtelifliğini sezmek insanlaştığımı düşündürüyor. Seviniyorum.
Kitapları tabii ki kapakları için almam!.. Ama güzel kapaklı kitaplara ayrı bir ilgi duyduğumu itiraf etmeliyim. Çünkü kitap kapaklarını seyretmeyi severim. Eğer günün birinde elindeki kitabın sayfalarını karıştırıp okuyacağına, kapağına uzun uzun bakan birini görürsen, anla ki işte o benim!.. Bana göre, Aşkın Güngör öncelikle genç yaşına rağmen çok sayıda kitap yazmış memleketimin iyi yazarlarından biridir. Çocukluğumda Kemalettin Tuğcu öyküleri okurken ağladığımı bilirim. Yıllardan sonra beni ağlatan kitap Aşkın Güngör'ün Gohor adlı fantastik romanı olmuştur. Bana göre öykülerin insana acı ve keder hissi vermesi kötü bir şey değildir. İnsan böyle öyküleri okudukça acıyı, merhameti, şefkati, vicdan azabını, insana dair olması gereken duyguları öğrenmeye ve hissetmeye başlar. Kederdeki zevki tattırır bu öyküler insana, yalnızlık hissini törpüler. Acı ve keder paylaşılır olur. Herşeyden güzeli acı ve keder anlaşılır olur. Aşkın Güngör'ün çocuk kitapları Edebiyatımızda eksikliğini duyduğumuz bu lezzetteki öyküler açısından emsalsizdirler. Hazır tatile girmişken Aşkın Güngör'ün kitaplarını çoluk çocuk hepimiz okumalıyız diye düşünüyorum. Ayrıca Aşkın Güngör Türkçeyi müthiş etkili kullanan bir şairdir. Şiirleriyle ilgili özel bir yazı yazmayı düşünmekteyim. O nedenle şiirlerine şimdi fazlaca değinmeyeceğim. Veeee.... Aşkın Güngör'ün kitaplarının kapaklarına da bayılırım. Şimdi Hayal Kahvem'i Yazar'ın sevdiğim kitaplarının kapakları ile süsleyeceğim...
NOT: Sevgili Salak'ı okumak isteyenler askingungor [at] yahoo.com adresine, ad ve soyadını, açık adresini ve kargo gönderisi için gerekli olan bir telefon numarasını gönderirse (ve tabii üç - dört lirayı geçmeyeceğini sandığım kargo tutarını ödemeyi de göze alırsa), Aşkın Güngör okurlarına bu kitabını ücretsiz olarak ulaştırıyor. Size sadece okumak kalıyor :)
Kitapları tabi ki kapakları için almam!.. Ama güzel kapaklı kitaplara, özel bir ilgi duyduğumu itiraf etmeliyim. Çünkü kitap kapaklarını seyretmeyi seven biriyim. Eğer günün birinde elindeki kitabın sayfalarını karıştırıp okuyacağına, kapağına uzun uzun bakan birini görürsen, anla ki o benim!.. Atilla Atalay en sevdiğim öykücülerden biridir. Kitaplarını okumayı çok severim. Ayrıca Atilla Atalay'ın kitap kapaklarına bakmaya da doyamam. Çünkü her bir kitap kapağını Latif Demirci çizmiştir. Hey, Latif Demirci'nin çizimlerine bayılırım. Şimdi Hayal Kahvem'i Latif Demirci'nin çizdiği bazı kitap kapaklarıyla süsleyeceğim...
Kitapları tabii ki kapakları için almam!.. Ama güzel kapaklı kitaplara ayrı bir ilgi duyduğumu itiraf etmeliyim. Çünkü kitap kapaklarını seyretmeyi severim. Eğer günün birinde elindeki kitabın sayfalarını karıştırıp okuyacağına, kapağına uzun uzun bakan birini görürsen, anla ki işte o benim!.. Bana göre, Aşkın Güngör öncelikle genç yaşına rağmen çok sayıda kitap yazmış memleketimin iyi yazarlarından biridir. Sonra Türkçeyi etkili kullanan bir şairdir. Ayrıca Aşkın Güngör'ün kitaplarının kapaklarına da bayılırım. Şimdi Hayal Kahvem'i Aşkın Güngör'ün sevdiğim bazı kitaplarının kapakları ile süsleyeceğim...
Kitapları tabi ki kapakları için almam!.. Ama güzel kapaklı kitaplara, ayrı bir ilgi duyduğumu itiraf etmeliyim. Çünkü kitap kapaklarını seyretmeyi severim. Eğer günün birinde elindeki kitabın sayfalarını karıştırıp okuyacağına, kapağına uzun uzun bakan birini görürsen, anla ki o benim!.. Murathan Mungan benim için öncelikle sihirli dizeleri olan bir şairdir. Bana göre Türkçeyi en etkili kullanan şairlerden biridir. Sonra gene bana göre çok iyi bir öykücüdür. Ayrıca Murathan Mungan'ın kitaplarının kapaklarına da bayılırım. Şimdi Hayal Kahvem'i Murathan Mungan'ın sevdiğim bazı kitaplarının kapakları ile süsleyeceğim...