Kitap kapaklarını seyretmeyi severim. İçini bilmeden sırf kabının güzelliğine tav olup kitap alabilirim. Ayrıca kabını seyretmeyi sevdiğim kitapları, bir tablo gibi kitaplığımın rafına yerleştiririm. Önünden gelip geçerken durur seyrederim.
Bugün kapaklarını sergilediğim kitapları değiştirdim. Şöyle bir karşıdan baktım. Heyy! Çok sevdim. Kitap kapaklarını değiştirdikçe fotoğraflarını çekip, Hayal Kahvem'e gözü değenlerle paylaşmaya niyetlendim.
Black Mirror, bir İngiliz TV dizisi. Bu hafta her bölümünü şaşkınlıkla seyrettim. Çok az bölümü kaldı. Bu akşam bitireceğim.
Ellerimi kullanarak neler yapabilirim derken, resim yapmaya niyetlendim. Renkli kalemler aldım. Peki ne çizecektim? Bencileyin birinin aklına Leonardo da Vinci gelecek değil ya, Tim Burton geldi tabii. Voodoo Girl'ü çizmeye başladım. Çizmek şahaneymiş. Tüm acemiliğimle devam edeceğim.
Defterleri çok severim. Gittiğim her yerden defter almaya heves ederim. Peki, bu kez defterimi kendim yapsam dedim. Defter yapmayı gerçekten denedim. İşte bu ilki. Yaptıkça güzelleştireceğim.
Yıl sonu. İşim açısından en debdebeli aylar. Kimi günler çok yoruldum. Yoruldukca kendimi sinemaya attım. Her biri ilaç gibi geldi. İyi ki sinema var.
Bu hafta sayfalarında dolandığım kitaplar, Gündüz Vassaf'ın Boğaziçi'nde Balık, Levent Cantek'in yazdığı Berat Pekmezci'nin çizdiği Uzak Şehir, Murathan Mungan'ın Hayat Atölyesi. Uzak Şehir'i bir solukta bitirdim. Boğaziçi'nde Balık ve Hayat Atölyesi'nin sokaklarında gezindim.
Bu hafta Yann Tiersen'in Porz Goret'ini sürekli dinledim. Kesinlikle şifalı bir müzik.
“Gece,
odanın ışıkları söndürülmüş yalnızca radyonun ışığında klasik sesle bu şarkıyı
dinliyor, neye olduğunu bilmediğim bir hasretle uzakları, çok uzakları düşlüyorum.”
-Gizli Not-
Bu kareyi gördüğümde, arkadaşlarım Dilek ve Şeraza'yla yaptığımız gece oturmaları gözümde canlandı.
Ellerimizde tek parça çalabildiğimiz gitarlar...
Biz hayatın kardeş ettiği insanlardık.
Küçük bir öykü uyduracaktım.
Uykum geldi.
Yattım.
Rüyalar alemine daldım:)