8 Eylül 2024 Pazar
6 Haziran 2023 Salı
Türkiye'nin Tek 4 Kadınlı Programı'nı Takip Ediyor musunuz:)
"Türkiye'nin tek 4 kadınlı programı Only Cans'e hoşgeldiniz." diye başlayan programlarını ilgiyle, sevgiyle, gülerek takip ediyorum.
Mesela neler konuşuyorlar;
Bir şehir olsak hangisi olurduk, ne dersek feministlikten atılırız, koca nereden bulunur, nereli olmalıdır, devrimci bıyığı sevgisi, ayrılık konseptli sohbetler, tozlu lise defterleri, üniversitedeki yurt anıları, estetikte doğallık modası, kediler mi bizi yönetiyor, fazladan organ seçme hakkımız olsa ne olurdu, kime göre neye göre fakir, Napolyon'un gideri, Greud'un annesi, manitayla halı saha, Z kuşağı beklentileri, yanlış kişiye atılan mesajlar, yanlışlıkla gittiğimiz yerler, aşk acısından kurtulma taktikleri bıdı bıdı bıdı bıdı:)
Oh! Kadın kadına muhabbet lezzeti emsalsizdir. Çok eğleniyorum. Tavsiye ederim. Arz ederim.😆
Sosyal medyadan takip etmek için: Deniz Özturhan @dozturhan Eda Özyurt @edaozyurtt Tuba Ulu @ladymalumat Hande Yögen @handehanimcim
31 Mayıs 2023 Çarşamba
Kadından kadına Geçen Ölçü Birimleri
Ne diyeceğim, bugün çilekçi kafaya aldı beni, tamam mı? Valla çilekçinin tatlı sözlerine mi, yoksa çileğin o harikulade rengine mi kandım bilmiyorum. Bir kasa devasa sandık dolusu çileği kendi elleriyle koydu arabama, bir kasa devasa sandık dolusu çileği arabamdan çıkarıp kendi ellerimle koydum mutfağın tezgahına:)
Ne yapayım yani? Helali hoş olsun. Bir daha bu fiyata çileği nereden bulabilirdim? Mesela yani, di mi? Amann. Canıma değsin... Birazını komşulara veriririm. Birazını yerim. Sonraa, birazını yıkayıp tencereye koyarım. Reçel yaparım. Biraz şeker üzerine... Şööyle... Bir taşımlık kaynatırım. Bir taşımlık.
Şimdi ben böyle "bir taşımlık" diye yazınca Ece Temelkuran'ın çok eski bir köşe yazısı aklıma geldi. "Bir taşımlık. Kadınların kendilerine ait ölçü birimlerinden biridir bu. Zaman bizim gövdemizde oluşuyor çünkü. Ay, gövdemizden geçiyor kanlı. Doğurmak için aylar geçiyor karnımızda. Zaman, kadınların gövdesinde etleniyor bir tek. Bir pincik tuz, bir tık açmak var ocağın altını, göz kararı var suda pilav yaparken.
Kadından kadına geçen ölçü birimleri. Kendi dillerinde ürettikleri başka bir bilim. Sonra bir yayvan kaba konup, üzerine beyaz bir bez gerilip güneşe bırakılır. Güneş reçeli pişirir. Böylece, toprağın, dalın, kadının elinin ve güneşin bilgisi eklenir reçele. Reçel bu yüzden kıvamlıdır. Ve bu yüzden birikir şeker içinde. Çilek reçeli yapmakta bir bilgi vardır. Topraktan başlayan, dala değen, oradan çıkıp kırmızının eline bulaşmasıyla ilgili bir bilgi.
Elimize değen her şey tenimize bir yeni tat katıyor mu acaba? O tatlar ellerimizde birikiyor mu? Birikiyor olmalı. Niye güzel olsun yoksa kadınların elleri? Tenleri de biriktiriyorsa eğer... Tenlere değmeye korkmamışsa, biriktirecek kadar aklında tutmuşsa... Genç kadınlar, kadınların kendi dillerini biriktirdikleri yerlere bakmalılar. Reçel yapmayı öğrenirken genç kızlar, aslında kadının evreniyle ilgili bir atlasa bakmaktadırlar. Oralarda biriken diller ve yazılmamış bilgiler hayatı döndürüyor hamarat.
Reçel bahane, genç kadınlar kendilerinden yaşlı kadınlarla konuşmalılar. Ama iyi yaşlanmış kadınlar bulmalılar. Annesinin lafından çıkmamış kadınları değil, bütün sözlerden çıkmış, sözler vermiş, tutamamış, sözlerini tuttuğu için ağlamış, ülkelere gitmiş gelmiş, adamlar terk etmiş, terk edilmiş, sonunda en çok gülmeyi ve umursamamayı öğrenmiş kadınları bulmalılar. Genç kadınlar kendilerine kılavuzlar seçmeliler. O kadınlarda uyutulan bilgileri uyandırmalılar. Ama iyi yaşlanmış, maceralarda eskimiş kadınlardan bahsediyoruz burada; kitabına göre yaşamışlardan mümkün mertebe uzak kalmalılar."
Ne tatlı yazmış. İyi ki hatırladım. Bu yazı bana ne kadar iyi geldi anlatamam.
Yarın devasa bir kase dolusu çilekle, Münevver halama uğramalıyım. Birlikte çilek yerken, kadınlık bilgisinin gelmişini geçmişini anlattırmalıyım.
15 Mart 2021 Pazartesi
4 Mart 2021 Perşembe
Tante Rosa
Tante Rosa'yı tanır mısınız? Sevgi Soysal'ın en sevdiğim öykü kahramanıdır.
Tante Rosa, yedi yılda üç çocuk doğurmuştur. Günlerden pazardır. Memesinde üçüncü çocuğunu emzirirken, pazar günü kiliseden dönen insanları seyretmektedir. Tante Rosa her pazar sabahı kaz kızartması, elma pastası ve kahveyi hazır eder.
Birinci çocuk ağlar, ikinci çocuk ağlar, bebek ağlar. Kocası kiliseden eve gelir. Kaz kızartması her pazarınkinden iyidir. Elma tatlısı çok iyidir. Ev sıcaktır. Masa örtüsü kolalıdır. Kocasının saçları biryantinle ortadan ikiye ayrılıdır.
Tante Rosa'nın korsesi sıkmıştır. Odasına çekilir. Kapıyı içeriden kilitler. Kocası her pazar öğleden sonra yatak odasına gelir. Bu kez kapı içeriden kilitlidir ya, şaşkınlık ve zorbalıkla Tante Rosa'nın kocası kapıyı yumruklamaktadır. Haykırmaktadır. O pazar kilise-kaz kızartması-elma pastası-karısının koynu düzeninin son halkası kopmuştur. Adam yatak odasının kapısını yumruklamaktadır.
Bir mektup bırakır Tante Rosa arkada, biri emzikte üç çocuk bırakır. Kaz kızartması ve elma pastası yapmasını, yemek masası örtülerini kolalamasını, dolapları yerleştirmesini öğrettiği hizmetçi kızını bırakır. Margarita ekili küçük bir bahçe, tahta merdivenli, yüksek tavanlı, çalar saati bir ev bırakır, her pazar sabahı kiliseye giden, her pazar öğleden sonra koynuna giren kocayı bırakır.... Çeker gider. Tante Rosa, çocuklarını ve kocasını bıraktığı için kilise tarafından afaroz edilir.
Birbirine bağlı on dört kısa öyküden oluşan kitap, küçük bir Alman kasabasında yaşayan, aile, evlilik, annelik gibi kurumları, toplumun yüklediği rolleri sorgulayan, aykırı, farklı, cesur, neşeli bir kadının yaşam yolculuğunun serüvenini anlatmaktadır.
Tante Rosa, zincirleme talihsizliklerini, mağduriyetlerini hiç yargılamaz. Toplum kuralları umrunda değildir. Beckett'in sözü misali, hep dener, hep yenilir. Olsun. Gene deneyebilir. Gene yenilebilir. Daha iyi yenilebilir. Tante Rosa böyledir. Vazgeçmez.
"Tante Rosa, bütün kadınca bilmeyişlerin tek adıdır."
21 Ekim 2019 Pazartesi
Kitapla Direniş'ten Özel Bir Gün'e
26 Eylül 2019 Perşembe
Biz Kadınlar Birbirimize Hem Hemdemiz Hem Hemderdiz.
27 Mayıs 2018 Pazar
Neden Kadının Adı Yok?
9 Nisan 2018 Pazartesi
“Hep Denedin. Hep Yenildin. Olsun. Yine Dene. Yine Yenil. Daha İyi Yenil.”
24 Mart 2018 Cumartesi
Niye Kadın Shakespeare Yok?
Bu arada, kendisi gibi olağanüstü yetenekli kızkardeşinin evde olduğunu farzedeceğiz. Aslında Judith de abisi gibi macera ruhludur, yaratıcıdır, dünyayı tanımak için yanıp tutuşmaktadır. Yirmisine varmadan evlendirmek isterler. Bir yün tüccarıyla söz kesilir. Judith evlenmek istemez, ağlar, bağırır. Babaya itiraz mı ediyor? Elbette dayak yer. Abisinin yolundan gitmek ister. Evden Londra'ya kaçar. Bir tiyatro kapısına gider. Oyuncu olmak istediğini söyler. 16. yüzyıldayız. Kızların okula gitmesinin yasak olduğu gibi tiyatroda oynamaları da yasaktır. Adamlar oyuncu olmak isteyen Judith'e gülüp alaya alırlar. Peki şimdi ne yapacaktır? Abisi gibi sokaklarda gezip, barlarda sanatçılarla muhabbet edebilir mi? Mümkün değildir. Oysa Judith erkeklerle kadınların yaşamlarını ve huylarını incelemek, açlığını doyurmak için yanıp tutuşmaktadır. En sonunda bir oyuncu menajerinin Judith'e acıdığını ve evine aldığını hayal edelim. Bir süre sonra Judith bu adamdan hamile kaldığını öğrenecektir. Woolf der ki, bir kadın bedenininde kıstırılıp kalmış bir şair ruhunun şiddetini ve ateşini kim ölçebilir? Bir kış gecesi canına kıyar ve şimdi otobüslerin durduğu bir kavşakta gömülü yatmaktadır.
"Şekspir döneminde bir kadın onun dehasına sahip olmuş olsaydı, sanırım öyküsü böyle yazılırdı," der Viginia Woolf. "16. yüzyılda üstün yetenekle doğan herhangi bir kadın hiç kuşkusuz çıldırır, kendini vurur ya da yaşamını köyün dışında bir kulübede, korkulan ve alaya alınan bir yarı cadı, yarı büyücü olarak geçirirdi."
İngiltere'de 19. yüzyıla kadar bir kadının ailesi olağanüstü zengin ya da çok soylu olmadıkça, kendine ait bir odası olması imkansızdı der Virginia Woolf. !9. yüzyıldan sonrasını başka bir yazıya saklayayım... Çünkü 19. yüzyıl Virginia Woolf'un zamanıdır. O başlı başına ayrı bir kadınlık hikayesidir.
21. yüzyılda yaşıyan bir kadınım. Para kazanıyorum. Kendime ait bir odam var. Zaman ayırıyorum ve bloğa da olsa illa yazıyorum. Erkekler ne der düşünmeden yazıyorum.
Ve artık kadınların daha çok yazmaları gerektiğine inanıyorum:)
20 Mart 2018 Salı
Edebiyatta Kadın Vaziyetlerine Giriş
Laf aramızda, bu kadar okuma yaparsam, tekrar üniversiteye başlayıp kendime Kadın Çalışmaları konusunda bir yüksek lisans programı bulabilir miyim acaba diye düşünmüyor değilim:)

























