sevgi soysal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgi soysal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2021 Perşembe

Tante Rosa

 



Tante Rosa'yı tanır mısınız? Sevgi Soysal'ın en sevdiğim öykü kahramanıdır.

Tante Rosa, yedi yılda üç çocuk doğurmuştur.  Günlerden pazardır. Memesinde üçüncü çocuğunu emzirirken, pazar günü kiliseden dönen insanları seyretmektedir.  Tante Rosa her pazar sabahı kaz kızartması, elma pastası ve kahveyi hazır eder. 

Birinci çocuk ağlar, ikinci çocuk ağlar, bebek ağlar. Kocası kiliseden eve gelir. Kaz kızartması her pazarınkinden iyidir. Elma tatlısı çok iyidir. Ev sıcaktır. Masa örtüsü kolalıdır. Kocasının saçları biryantinle ortadan ikiye ayrılıdır. 

Tante Rosa'nın korsesi sıkmıştır. Odasına çekilir. Kapıyı içeriden kilitler. Kocası her pazar öğleden sonra yatak odasına gelir. Bu kez kapı içeriden kilitlidir ya, şaşkınlık ve zorbalıkla Tante Rosa'nın kocası kapıyı yumruklamaktadır. Haykırmaktadır.  O pazar kilise-kaz kızartması-elma pastası-karısının koynu düzeninin son halkası kopmuştur. Adam yatak odasının kapısını yumruklamaktadır.

Bir mektup bırakır Tante Rosa arkada, biri emzikte üç çocuk bırakır. Kaz kızartması ve elma pastası yapmasını, yemek masası örtülerini kolalamasını, dolapları yerleştirmesini öğrettiği hizmetçi kızını bırakır. Margarita ekili küçük bir bahçe, tahta merdivenli, yüksek tavanlı, çalar saati bir ev bırakır, her pazar sabahı kiliseye giden, her pazar öğleden sonra koynuna giren kocayı bırakır....  Çeker gider.  Tante Rosa, çocuklarını ve kocasını bıraktığı için kilise tarafından afaroz edilir.

Birbirine bağlı on dört kısa öyküden oluşan kitap, küçük bir Alman kasabasında yaşayan, aile, evlilik, annelik gibi kurumları, toplumun yüklediği rolleri sorgulayan, aykırı, farklı, cesur, neşeli bir kadının yaşam yolculuğunun serüvenini anlatmaktadır. 

Tante Rosa, zincirleme talihsizliklerini, mağduriyetlerini hiç yargılamaz. Toplum kuralları umrunda değildir.  Beckett'in sözü misali, hep dener, hep yenilir. Olsun. Gene deneyebilir. Gene yenilebilir. Daha iyi yenilebilir. Tante Rosa böyledir. Vazgeçmez.

"Tante Rosa, bütün kadınca bilmeyişlerin tek adıdır." 


9 Nisan 2018 Pazartesi

“Hep Denedin. Hep Yenildin. Olsun. Yine Dene. Yine Yenil. Daha İyi Yenil.”


Sevgi Soysal'ın ikinci kitabı Tante Rosa 1968'de yayımlanmış.  Küçük bir kasabada yaşayan bir Alman kadının hikayesi olması sebebiyle, anlatının bizim kültürümüzü yansıtmadığı gibi nedenlerle eleştirilmiş ve ilgi gösterilmemiş.  Şiir gibi akan, ince bir mizahla gülümsetirken düşündüren, özgür bir dille yazılmış,  pintiricik bir kitap. Yayımlandığı tarihten elli yıl sonra Tante Rosa'yı  tüm merakımla okudum.

Cinsiyet eşitsizlikleri, toplumsal kurallardan azade kadının kendi olma çabası o kadar evrensel ki, kahramanın yabancı bir kadın olması fark etmiyor. Tante Rosa içinden geldiği gibi yaşamak isteyen, erkeklerin kurduğu sistemin kadınlara yüklediği rolleri sorgulayan, kabullenmeyen, her insan gibi hatalar yapan, düşe kalka yoluna devam eden bir kadın. Tutunamayan pek çok erkek kahraman yok mu? Tante Rosa da tunamayan,  lakin hiç vazgeçmeyen bir kadın kahraman. 

On bir yaşında bir kız çocuğu düşünün... Bir haftalık aile dergisinde, kraliçe Victoria'nın at üstünde fotoğrafını görür. At  cambazı olmak ister.  İlk hayal kırıklıklarını yaşar... Babası ölür. Annesi  başka bir adamla evlenir. Kızı rahibe okuluna gönderirler. Komşularının oğlu Hans'tan ilk cinsel deneyiminde hamile kalınca, istemeden  evlenir. Üç çocuğu olur. Hayat gün be gün monotonlaşır. Daralır.  Yedi yıllık evililiğini ve üç çocuğunu bırakarak evi terk eder. Günahkar bir kadın olarak nitelendirilir. Afaroz edilir.  Büyük şehre gider. Evlenir. İş kurar. Yapamaz. Ayrılır. Başka bir adamla evlenir. İşe girer. İş kurar. Yapamaz. Hayal kurmaktan vazgeçmez. Başına gelenlere gülen, alaya alan, toplum  ve din kuralları diye önüne sürülen hayatını daraltacak her şeye baş kaldıran,  ölümüne kadar hayatın ipine tutunmaktan asla vazgeçmeyen bu kadının serüvenini, Sevgi Soysal'ın o şahane anlatımıyla mutlaka okumalıdır.


NOT- Başlık Samuel Beckett'e aittir. 

10 Mart 2018 Cumartesi

Mart Ayı Okumalarım / Memleketimin Öncü Kadın Yazarlarına Selam Çakış



 Fatma Aliye 1862-1936 


 Halide Edip Adıvar 1884-1964 


 Suat Derviş 1903 - 1972 



Leyla Erbil 1931 - 2013 



                                                       Sevgi Soysal 1936-1976




                                                                   Tezer Özlü 1943 - 1986



 NOT - Adını burada anmadığım  memleketimin diğer  öncü kadın yazarları affetsinler beni, çünkü her birinin hakkı var üzerimde... Cümlesine selam çakmak niyetiyle bu mart bu kadın yazarları ve bu  kitaplarını okumaya niyetlendim. Yattıkları yer nur dolsun. İyi ki benim  coğrafyamda doğmuşlar. İyi ki yaşadıkları tüm zorluklara rağmen yazmışlar. 

19 Haziran 2015 Cuma

Sevdiğim Güzel Yazarlar


 
 
 
 


1-  Halide Edip Adıvar (1882-1964)
2- Şükûfe Nihal (1896-1973)
3- Suat Derviş (1903-1972)
4- Cahit Uçuk (1911-2004)
5- Adalet Ağaoğlu (1923-)
6- Nezihe Meriç (1925-2009)
7- Sevim Burak (1931-1983)
8- Füruzan (1932-) 
9- Sevgi Soysal (1936-1976)
10- Tomris Uyar (1941-2003)
11-  Tezer Özlü (1943-1986)
12- Duygu Asena (1946-2006)
13-Buket Uzuner (1955-)
14-Nazan Bekiroğlu (1957-) 
15-Latife Tekin (1957-)
16-Perihan Mağden (1960-)
17-Elif Şafak (1971-)
18- Şebnem İşigüzel (1973- )
19-Ece Temelkuran (1973-)
20-Sema Kaygusuz (1972-)
21-Şule Gürbüz (1974-)


21 Nisan 2015 Salı

Hayvanlar Ve Edebiyat -2- KARINCA



"Sana söyliyemediklerimi karıncalara söyliyeceğim, bozkıra senden benden yalnız.

Susuyoruz bak hep. Söyliyemediklerimizi susuyor, bilmediklerimizi konuşuyoruz. Bozkır senden benden yalnız, oysa yaratık dolu, yaşam dolu - ya karıncalar."



Sevgi Soysal/ Ne Güzel Suçluyuz Biz Hepimiz


6 Mart 2013 Çarşamba

Marş Marş! İstikamet Bahar... Yooo... Sempozyumlar:)


Ilık  uykumdan  uyandım. Tiril tiril giyindim. Yapsam mı yapmasam mı diye hiiç düşünmedim. Daha mühimi, hiiç üşenmedim. Sabahın en erken saatinde bizim köyden otobüse bindim. İstanbul'da otobüsten indim. Servise bindim. Servisten indim. Minübüse bindim. Minübüsten indim. Bil bakalım neredeydim? Yeditepe Üniversitesi'nde...  Peki niye?  Hey!.. Bilenler bilir... Saat 10 ile 16.30 arasında Rektörlük binasının mavi odasında, Kemal Tahir Öyküleri İçin Sempozyum vardı. Ve ben bu sempozyumun uzun zamandır hayalini kurmaktaydım. Hava mı rüzgârlıydı, yoksa bizatihi yürüyüşüm mü  rüzgâr çıkardı, bilmiyorum. Ayazdı. İncecik ceketimle üşümeye razı bir halim vardı. Hayret edilecek şey! Oysa her yıl beni avare eden zalim nisan'ın gelmesine günler vardı. İyi ama... Bu sabah etrafta, anlamadığım bir enteresanlık vardı. Nasıl desem? Adeta bir  mevsimin diğerine dönüştüğü o efsunlu zamandı. Yoksa? Kış bitti mi? Yoksa? İstikamet artık bahar mı? "Amaaan sende..." dedim kendi kendime... Kafamı bulandırmadım Hiç telaşlanmadım. Ellerimi ceplerime sokup ıslık çalmaya başladım. Aaa! O ne? Saçlarımı savura savura yürürken, rektörlük binasına çoktan ulaşmıştım.

 
Kemal Tahir Türk Edebiyatı'nın en güçlü kalemlerinden biri. Aslında romanlarıyla daha bilinir olsa da, sahaflarda denk gelip satın aldığım  Kemal Tahir'in Göl İnsanları adlı öykü kitabını çok severim. Ballıydım. Sempozyumda en çok bu kitabından söz edildi. Şahane bir sempozyumdu. Memleketimdeki üniversitelerin, en azından edebiyat bölümündeki öğrenci ve öğretmenlerinin bu mühim sempozyumları nasıl kaçırdıklarına hayret ediyorum. Niye katılım bu denli az hiç anlam veremiyorum. Ben akademisyen değilim. Sadece kitap okumayı seven biriyim. Herkesin katılımın serbest olduğunu öğrendiğim geçen seneden beri, edebiyatçılar için düzenlenen bu sempozyumları kaçırmamaya gayret ediyorum. Kendi adıma söylemeliyim ki, sadece bir okur olarak, sevdiğim bir yazarın ve kitaplarının farklı yönlerden incelenmesi zihnimi silkeliyor. Üstelik bir iki akademik anlatım dışında, bu sempozyumlar bana  çok samimi, eğlenceli, zenginleştirici ve şaşırtıcı geçiyor.

 
 

Misal  Kemal Tahir'in okuduğum ve sevdiğim Göl İnsanları adlı öyküsünün, sinemaya uyarlandığını bilmiyordum. Sempozyumda biraz izleme şansı bulabildiğim, Kadir İnanır'ın başrolde oynadığı bu filmin adı, Göl İnsanları değil de Güneşe Köprü'ymüş. Mutlaka bulup seyretme arzusundayım.  Ayrıca Kemal Tahir'in şiirleri olduğunu, karikatür ve mizah dergilerine yazdığı öyküleri olduğunu da bilmiyordum. Araştırmaya niyetliyim. Kemal Tahir'i nasıl bilirsiniz ile başlayan sempozyumda, öykülerindeki labirent mekanlar, göç ve üretim ilişkisi, uzaktaki köyün ironisi, öykülerdeki kadınlar,  öteki çocuklar ve onların diğer yaşıtları gibi, Kemal Tahir'in öykücülüğü ve öyküleri hakkında yapılan araştırmaları  dinlemek çok keyifliydi. 


Gene afacanlık yapmadan duramadım.  Umarım kamera çekmemiştir. Sempozyum çıkışında kapının üstünde asılı olan Kemal Tahir Öyküleri İçin Sempozyum afişini gizlice aşırdım. Eve gelir gelmez, hemen odamdaki çerçeveye yapıştırdım.  Geçen yıl Tezer Özlü, Sevgi Soysal, Vüs'at O Bener, Tomris Uyar, Masumiyet Müzesi, Yusuf Atılgan sempozyumlarına gitmiştim. Bu yıl ilk izleyici olduğum Kemal Tahir Öyküleri İçin düzenlenen Sempozyum oldu. Ve gene dünyanın en mutlu, en güzel, en zengin kişisi benmişim gibi havalı köye döndüm. Bugünkü sempozyumu düzenleyen Yeditepe Üniversitesi Türk Dili Ve Edebiyat Bölümü'ne ve  Hilmi Tezgör'e çok teşekkür ederim.