levent gönenç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
levent gönenç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2017 Cuma

"Dünya Dedikleri Bir Gölgeliktir."


Levent Cantek ve Levent Gönenç'in  yazılarından oluşan Muhalefet Defteri Türkiye'de Mizah Dergileri ve Karikatürler adlı  kitap epeydir kitaplarımın arasında duruyordu. Bu akşam elime aldım. Sayfalarını  dalgalandırdım. Memleketimdeki dönemlerinin en etkili mizah dergilerinin, geçmişten günümüze maceralarında gezineceğim için elbette heyecanlıydım. Lakin yüreğimin pıtpıtını bastırdım. Tuhaf bir illüzyonla kitabın en arka sayfalarındaki Dizin bölümüne göz gezdirmeye başladım. E harfinde Engin Ergönültaş’ı gördüm. Durdum. 19, 24, 26, 32, 35, 43, 140, 141, 159, 173, 182. 



Hemen bu satırları renklendirdim. İlgili sayfaları açıp, acaba Engin Ergönültaş adı hangi konularda geçiyor diye tüm merakımla okumaya başladım. 

S.19 
Mikrop'un ruhu sadece Limon'da yaşamaz. 1990 yılında bizzat Mikrop'un beyni Engin Ergönültaş, Milliyet gazetesi bünyesinde Pişmiş Kelle isimli yeni bir dergi yayımlamaya başlar. Pişmiş Kelle, bir yandan kenar mahalle öyküleriyle Ergönültaş'ın 1990'lı yıllarda tazelenmş dehasını okuyucuya sunarken, diğer yandan Bahadır Baruter, Oky, Memo Tembelçizer gibi sonraki yıllarda en önemli mizah dergilerinde başarılı işlere imza atan çizerlerin çıraklık dönemlerini geçirdikleri bir okul olur.

S. 24 
Gırgır ve Fırt'ta yayımlanan (Oğuz Aral'ın "Utanmaz Adam"'ı, Nuri Kurtcebe'nin "Gaddar Davut"u, İlban Ertem'in "Küçük Adam"ı gibi) devamlı hikayeler ve (Oğuz Aral'ın "Avanak Avni"si, Özden Öğrük'ün "Çılgın Bediş"i gibi, yarım  veya Engin Ergönültaş'ın "Zalim Şevki"si, Hasan Kaçan'ın ve Latif Demirci'nin "Tarzan"ı gibi) tam sayfa haftalık hikayeler, Gırgır sonrası yayımlanan  mizah dergilerinde çizgi romanın içeriğin ayrılmaz bir parçası haline gelmesinde önemli bir rol oynamıştır.

S.26 
İkinci olarak, mizah dergilerinin politik tavırlarının  çoğunlukla derginin "beyinleri" tarafından  belirlendiği söylenebilir. Örneğin, "tek adam" tarafından yönetilen Akbaba, Gırgır, Mikrop dergilerinde, sırasıyla  Yusuf Ziya Ortaç, Oğuz Aral, Engin Ergönültaş politik çizgiyi  yönlendiren isimler olmuştur. 

DEVAM EDECEK... Du bakalım:)
BAŞLIK / Türkü sözü

1 Aralık 2013 Pazar

Ve Grafik Roman Ve Edebiyat Ve Ağlamak


Binlerce kasırga aşkına! Levent Gönenç'in Grafik Roman ve Edebiyat konulu  konferansı var öyle mi? Ne güzel! Görür görmez, planlayıp mutlaka gitmeli, diye hayal ettim. Konferans neredeymiş peki? Muzaffer Göker Salonu... Orası neresi? Ömrümde duymadım. Hemen sevgili gugıla sordum. Allahım!.. Ankara'daymış... Aaaa... Aşkolsun, dedim ama... Yoo... Moralimi bozmadım. Tamam. Ne var ki, üç saatlik yol diye düşündüm. Gitmeye niyet ettim. Ne zaman? 2 Aralık... Nasıl yani? Yarın mı? Haftanın ilk iş günü...  İzninizle ağlayacağım şimdi!

Videoya çekseler de yayınlasalar bari!

14 Mart 2013 Perşembe

Zamanın Çizgili Tarihi - Bakıyorum Gençliğim Geçiyor Uzaklardan


"bakıyorum gençliğim geçiyor uzaklardan
dudaklarımda bir ıslık
kitapların on lira olduğu zamanlardan"

Murathan Mungan / Mırıldandıklarım / Gece ve Müzik



İşittiğimden beri, Levent Gönenç'in 1992 yılında basılmış, Zamanın Çizgili Tarihi adlı kitabının takibindeydim. Kaç sahafa sordum kimbilir? Yoktu. Yapı Kredi Yayınları'ndan, Doğan Kardeş İlkgençlik Kitaplığı'nın 49. kitabıymış. Taaa o günlerden bugüne kalır mı? Düşünsene... 21 yıl öncesinin kitabıydı. Öğrendiğime göre bu kitap bir günlüktü. Ancak, bildiğim günlüklerden çok farklıydı. Çünkü yazar 13 yaşından itibaren çocuktan ilk gençlik dönemine geçişini çizgiyle kaleme almıştı. Her çiziminin altına da, bir kaç cümle  yazmıştı. Duydum ya böyle bir kitabın varlığını... Nasıl merak etmiştim anlatamam. Çöp adam bile çizmeyi becerebilen biri değilim. Yüce Tanrı, sanatından  bir nebze damlatmamış bana ne yazık ki...  Amaaaa duuur!.. Çizgiden etkilenen bir  bünye lütfetmiş... Çizmek elimden gelmese bile, bari çizgilerin menzilinde dolanmayı seven biriyim. Çok şükür!..  Diyeceğim odur ki, kafama takmıştım bir kere... Bu kitabı illa bulmalıydım. Nanananoom!.. Sonunda sanal sahafta buldum! Kitap üç gün önce kargoyla ofise geldi. O gün bugündür masamın üstündeydi. İtiraf etmeliyim ki, bugüne kadar açıp içine bakamadım. Zamanın Çizgili Tarihi'nin yazarı Doçent Dr. Levent Gönenç, bir hukukçuydu. Üstelik  Anayasa Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesiydi. Türkiye'de Seçim Uyuşmazlıkları ve Çözüm Yolları diye bir kitabı ve ciddi ciddi yazılmış Türkçe ve İngilizce sayısız makalesi vardı. Yalanım yok. Yazarından korkmaktaydım. Ne yapabilirim? Her zaman söylüyorum, tuhaf ve önyargılı biriyim. Halim böyleyken, ne kadar merak etsem de,  bu kitabı okumaya sorgu sual etmeden nasıl girişebilirdim?  Kitabın okurunu sorgulamasını ve okumamı onaylamasını sabırla beklemeliydim.  Zaten üç gündür ziyadesiyle arazideydim. Ofise ara ara geldim. Kitabı elime dahi alamadım. Sadece odama girdikçe kitaba ürkek gözlerle baktım. Bu akşam  işim  geç bitti.  Ofistekiler çoktaan evlerine gitmişlerdi. Pencereden dışarıya baktım. Karanlık yeryüzüze adamakıllı yerleşmişti. Yorgundum. Bilgisayarımı kapamadan önce hafif bir müzik açtım. Koltuğumda arkama yaslandım. O an... Nedense  Murathan Mungan'ın Gece ve Müzik adlı şiirini hatırladım. Der ya hani... "Ne zaman otursam gecenin başına... Ne zaman müziğin... Göçüyorum boş kağıdın sessizliğine... Kalbim, kapatılmış kireç kuyusu akıyor kendine...  Bakıyorum gençliğim geçiyor uzaktan... Dudaklarında bir ıslık... Kitapların on lira olduğu zamanlardan."  O anda Zamanın Çizgili Tarihi'yle göz göze geldim. Kitabın bana gülümsediğini hissettim. Usulca elime aldım. Kapağındaki çizime tüm merakımla baktım. Sevimli bir çizimin altında,  şu cümleler vardı...  "Bugün Yekta tatilden döndü... Orada kendine bir kız bulmuş... Onu kıskanıyorum... Hayallerim acıyor."  Levent Gönenç'in hem çizimi, hem  o ilk çocukluk dönemine ait bu masum ifadesi hoşuma gitti.  Birer birer sayfalarını aralamaya, yazdıklarını ve çizdiklerini ilgiyle bakıp okumaya başladım.  Sana bir şey söyleyeyim mi, Zamanın Çizgili Tarihi'ni aramama ve peşinde koşmama değdiğini düşünüyorum. Kitaplarımın arasına enfes bir çizgi günlük girdi. Keşke bu kitap yeniden basılsa... Keşke... Çünkü ebeveynlerin, öğretmenlerin hatalarını farkedeceği, aynı buhranlı çocukluk yollarından geçmekte olan gençlerin kendilerini bulabileceği, ilaç niyetine okunması gereken bir kitap olduğuna inanıyorum. Ne yalan söyleyeyim, Zamanın Çizgili Tarihi'ni çok sevdim.

 
 
 
 
 
 
 
 


28 Mart 2012 Çarşamba

Edebiyat Akrabalarımdan Biri - Levent Gönenç



Değerli  Hukukçu, Doçent Doktor Levent Gönenç'in uzun zamandır takipçisiyim. Bir hukukçunun mizahla, edebiyatla ilgilenmesinden tarifsiz kıvanç duyuyorum. Çok önemsiyorum Levent Gönenç'in düşüncelerini ve çok seviyorum yazıp çizdiklerini. Yazdığı Zamanın Çizgili Tarihi adlı kitabını maalesef halen edinemedim. Bloğu ve kişisel web sitesi, benim için tam bir okul niteliğindedir. 35 ülkeden 356 eserin katıldığı, 2. Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali kapsamında gerçekleştirilen karikatür yarışmasında, Levent Gönenç'in Portre Karikatürleri kategorisinde, Yılmaz Güney Onur ödülleri'nden birini almış olduğunu öğrenince nasıl sevindim  anlatamam. Sonra ömrümde bir defa bile görüp tanışmadığım biri için niye bu denli sevindiğimi düşündüm. Murathan Mungan'ın dediği gibi, edebiyat akrabalıkları, hiçbir zaman buluşup bir kahve içemeyeceğimiz insanların yeryüzüne dağılmış varlıklarını hatırlatmaz mı bize? Hatırlatır elbette. Kendisi bilmiyor ama... Anladım ki, Levent Gönenç, edebiyat akrabam olarak çoktan yerleşmiş yüreğime. Ödül kazandığı için çok sevinçliyim. 

 


24 Eylül 2011 Cumartesi

Mutluluk Nedir?


Kitapçılara gittiğimde karşıdan önyargılı baktığım kitap ve dergiler olduğunu farkediyorum. Bilip ellemekten çekindiklerim... Mesafeli durduklarım. Sadece insanlara değil nesnelere karşı önyargılı olmak da çok fena... Bak şimdi... Az önce gene aynı ürkek ruh halindeydim. Kompleks dedikleri bu işte. Bu, olabilir. İçgüdüsel kompleks dedikleri bu olmalı diye düşündüm. Oturduğum yerde yanaklarımı avuçlamış, dirseklerimi masaya dayamıştım. Masamın üzerinde iki dergi duruyordu. Onlara korkarak bakıyordum. "Ben gene ne yaptım?" dedim kendi kendime. Tamam. Okumayı severim ama felsefe yapmak benim neyime? Bu taşralı ruhum bu kadar sıkleti çekmez ki...  Bugün İstanbul'a gittiğimde kitapçıya uğramıştım gene. Marş marş ayaklarım beni dergiler bölümüne götürmüştü. Aradığım iki dergi vardı. Biri Birikim. Diğeri Hayâl. Niye? Duymuştum. Birikim Dergisi'nde Levent Cantek ve Levent Gönenç'in "Türkiye'de islami mizahın yükselişi" adlı bir makaleleri vardı. Okumalıydım. Hayâl Dergisi'nde ise Şenol Bezci'nin karikatürleri olmalıydı... Nasıl kaçırırdım? Her üçünü adım adım izliyordum bir kere. Memleketimin üç akademisyeni... Sadece akademik kariyer yapmıyorlardı ki. Hem mesleklerinde kariyer yapıyorlar hem popüler kültüre hizmet ediyorlardı. Sonra ben her üçünün yazılarını ve çizimlerini izlemeyi seviyorum.


Levent Cantek'in Şehre Göçen Eşek adlı kitabı son günlerde epeyce meşgul etmişti beni. Yerli çizgi romanlarda kadın vaziyetleri hakkındaki yazısıyla başlamıştım kitabını okumaya. Şimdilerde ise merhum Adnan Menderes'in hayatıyla ilgili bilgiler edinmek gayretindeyim. Levent Cantek'in kitabında Menderes dönemi karikatürleriyle ilgili okunacak hoş yazılar var. Ziyadesiyle faydalanıyorum. Diğer kitaplarını piyasada bulamadım ne yazık ki. İlla bulup okumak niyetindeyim. Ayrıca bloğunun sıkı bir takipçisiyim. 


Doçent Doktor Levent Gönenç'in Zamanın Çizgili Tarihi adlı kitabını maalesef henüz edinemedim. Fakat bloğu ve kişisel web sitesi benim için tam bir okul niteliğinde. Bir hukuk adamı Levent Gönenç. Ne yalan söyleyeyim, bir hukukçunun mizahla, edebiyatla ilgilenmesi memleketimin geleceğine umutla bakmamı sağlıyor. Kafamdaki kara bulutları dağıtıyor. Gülümsetiyor. Çok önemsiyorum Levent Gönenç'in düşüncelerini ve yazıp çizdiklerini. İlgiyle takip ediyorum. 



Üniversitede öğretim görevlisi Şenol Bezci, akademisyenliği dışında önemli bir karikatürcü. Kişisel web sitesinden alıntıladığım karikatürleriyle o kadar çok yazı yazdım ki Hayal Kahvem'e... Şenol Bezci sözün bittiği yerin karikatürlerini yapıyor. Ve birer tablo tadındaki karikatürlerinin bazıları seyircilerinin sahiden canını yakıyor.  Yakında karikatürlerini toparladığı bir kitap çıkaracağını ümit ediyorum.




Hayâl Dergisi'ni ilk kez okuyacağım. Üç ayda bir yayınlanan, kültür, sanat, edebiyat dergisiymiş. Şiirde felsefeye dalmak korkutuyor beni. Bünyeme ağır gelecek zannediyorum. Ama her başlığın yanında, üniversitede öğretim görevlisi olmasına  rağmen karikatüristlik de yapan Şenol Bezci'nin çizimlerini görüyorum ya... Gülümsüyorum. Korkum dağılıyor. Yazıları okumaya başlıyorum. Birikim Dergisi ise, adı üzerinde dağarcıklarına külliyatlar biriktirenler için olmalı diye düşünüyorum. Zorlarsa beni diye endişeleniyorum. Sonra Levent Cantek'in ve Levent Gönenç'in ciddi birer akademisyen olmalarına rağmen, gülümseten yazıları aklıma geliyor. Endişem neşeye dönüşüyor. Önce hemen dergideki onların yazılarını okumakla başlıyorum. Hey! Okudukça anlayabiliyorum. Ve hissediyorum... Zenginleşiyorum ben. Seviniyorum. 

Bazan mutluluk nedir diye sorarlar ya... Mutluluk nedir biliyor musun? Mutluluk, tanımasam da beni zenginleştiren ve geleceğe umutla bakmamı sağlayan insanlarla aynı memlekette yaşadığımı bilmektir.