şehre göçen eşek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şehre göçen eşek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2011 Cumartesi

Mutluluk Nedir?


Kitapçılara gittiğimde karşıdan önyargılı baktığım kitap ve dergiler olduğunu farkediyorum. Bilip ellemekten çekindiklerim... Mesafeli durduklarım. Sadece insanlara değil nesnelere karşı önyargılı olmak da çok fena... Bak şimdi... Az önce gene aynı ürkek ruh halindeydim. Kompleks dedikleri bu işte. Bu, olabilir. İçgüdüsel kompleks dedikleri bu olmalı diye düşündüm. Oturduğum yerde yanaklarımı avuçlamış, dirseklerimi masaya dayamıştım. Masamın üzerinde iki dergi duruyordu. Onlara korkarak bakıyordum. "Ben gene ne yaptım?" dedim kendi kendime. Tamam. Okumayı severim ama felsefe yapmak benim neyime? Bu taşralı ruhum bu kadar sıkleti çekmez ki...  Bugün İstanbul'a gittiğimde kitapçıya uğramıştım gene. Marş marş ayaklarım beni dergiler bölümüne götürmüştü. Aradığım iki dergi vardı. Biri Birikim. Diğeri Hayâl. Niye? Duymuştum. Birikim Dergisi'nde Levent Cantek ve Levent Gönenç'in "Türkiye'de islami mizahın yükselişi" adlı bir makaleleri vardı. Okumalıydım. Hayâl Dergisi'nde ise Şenol Bezci'nin karikatürleri olmalıydı... Nasıl kaçırırdım? Her üçünü adım adım izliyordum bir kere. Memleketimin üç akademisyeni... Sadece akademik kariyer yapmıyorlardı ki. Hem mesleklerinde kariyer yapıyorlar hem popüler kültüre hizmet ediyorlardı. Sonra ben her üçünün yazılarını ve çizimlerini izlemeyi seviyorum.


Levent Cantek'in Şehre Göçen Eşek adlı kitabı son günlerde epeyce meşgul etmişti beni. Yerli çizgi romanlarda kadın vaziyetleri hakkındaki yazısıyla başlamıştım kitabını okumaya. Şimdilerde ise merhum Adnan Menderes'in hayatıyla ilgili bilgiler edinmek gayretindeyim. Levent Cantek'in kitabında Menderes dönemi karikatürleriyle ilgili okunacak hoş yazılar var. Ziyadesiyle faydalanıyorum. Diğer kitaplarını piyasada bulamadım ne yazık ki. İlla bulup okumak niyetindeyim. Ayrıca bloğunun sıkı bir takipçisiyim. 


Doçent Doktor Levent Gönenç'in Zamanın Çizgili Tarihi adlı kitabını maalesef henüz edinemedim. Fakat bloğu ve kişisel web sitesi benim için tam bir okul niteliğinde. Bir hukuk adamı Levent Gönenç. Ne yalan söyleyeyim, bir hukukçunun mizahla, edebiyatla ilgilenmesi memleketimin geleceğine umutla bakmamı sağlıyor. Kafamdaki kara bulutları dağıtıyor. Gülümsetiyor. Çok önemsiyorum Levent Gönenç'in düşüncelerini ve yazıp çizdiklerini. İlgiyle takip ediyorum. 



Üniversitede öğretim görevlisi Şenol Bezci, akademisyenliği dışında önemli bir karikatürcü. Kişisel web sitesinden alıntıladığım karikatürleriyle o kadar çok yazı yazdım ki Hayal Kahvem'e... Şenol Bezci sözün bittiği yerin karikatürlerini yapıyor. Ve birer tablo tadındaki karikatürlerinin bazıları seyircilerinin sahiden canını yakıyor.  Yakında karikatürlerini toparladığı bir kitap çıkaracağını ümit ediyorum.




Hayâl Dergisi'ni ilk kez okuyacağım. Üç ayda bir yayınlanan, kültür, sanat, edebiyat dergisiymiş. Şiirde felsefeye dalmak korkutuyor beni. Bünyeme ağır gelecek zannediyorum. Ama her başlığın yanında, üniversitede öğretim görevlisi olmasına  rağmen karikatüristlik de yapan Şenol Bezci'nin çizimlerini görüyorum ya... Gülümsüyorum. Korkum dağılıyor. Yazıları okumaya başlıyorum. Birikim Dergisi ise, adı üzerinde dağarcıklarına külliyatlar biriktirenler için olmalı diye düşünüyorum. Zorlarsa beni diye endişeleniyorum. Sonra Levent Cantek'in ve Levent Gönenç'in ciddi birer akademisyen olmalarına rağmen, gülümseten yazıları aklıma geliyor. Endişem neşeye dönüşüyor. Önce hemen dergideki onların yazılarını okumakla başlıyorum. Hey! Okudukça anlayabiliyorum. Ve hissediyorum... Zenginleşiyorum ben. Seviniyorum. 

Bazan mutluluk nedir diye sorarlar ya... Mutluluk nedir biliyor musun? Mutluluk, tanımasam da beni zenginleştiren ve geleceğe umutla bakmamı sağlayan insanlarla aynı memlekette yaşadığımı bilmektir.

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Oldum Ben Bir Geveze... Oy Nenem Oy!

Levent Cantek’in Popüler Kültür, Mizah ve Tarih konulu Şehre Göçen Eşek adlı kitabını ilk elime alıp sayfalarını dalgalandırdığımda denk geldiğim karikatürler beni o kadar şaşırtmıştı ki anlatamam. Çok eski dönemlerin siyasilerinin kadın kılığında bir çok karikatürü vardı. Acaba niye bir siyasi kişilik, kadın gibi ya da kadınsı çizilmekteydi?  Maksat ne olabilirdi? Hemen bu karikatürlerin bulunduğu bölümün başlığına bakmıştım.  Başlık şuydu: Siyasi Muhalefetin Bir Biçimi Olarak Tahkir: Erken Cumhuriyet Dönemi Politik Mizahında Kadınsı Erkekler. "Hoppala!  Nasıl yani?" demiş, derhal yazılanları  okumaya girişmiştim.  Erken Cumhuriyet döneminde bir erkeği tahkir etmek ve bugünkü deyimiyle onunla ilgili olumsuz imaj yaratmanın en kestirme yolu neymiş biliyor musun? Onu kadın ya da kadınsı karikatürize etmekmiş. "Vay canına sayın seyirciler," demiştim de bir yaşıma daha girmiştim.  

 
Levent Cantek'in kitabında neler neler yazıyordu. Bak şimdi....  Biliyoruz ki siyasi propaganganın etkinliği ve herkes tarafından  anlaşılabilirliği  çok önemli.  Kısa, açık ve yalın olması nedeniyle, bu durumun en kolay karikatür yoluyla becerebileceğine de katılıyorum. Ehlinin elinden çıkmış bir karikatür elbette attığı hedefi on ikiden tek bakışla vurabilir. Yürekten inanıyorum.  Amaa...  Bir erkek politikacı hakkında tiksinti yaratmak... Nefret edilmesini sağlamak... Eksik ve yetersiz göstermek için kullanılan en kestirme yolun, erkeğin kadın ya da kadınsı karikatürize edilmesi olduğunun düşünülmesi yüreğime nasıl hançer sapladı anlatamam. Ne feci...  Söyler misin, neden peki bu tip karikatüre bakan biri, "saçmalamışlar" demiyor da  kadın olarak karikatürize edilen erkeği görünce bu anlatılanlar gibi olumsuz bir kanaata kapılıyor?


Olacak iş değil. Ulusun kurucuları olan muktedir erkekler karşısında, kadının eksiklik, yetersiz  anlamına gelen bir  toplumsal  önyargı söz konusu olunca, insanların kafasında bir erkek politikacının  kadın olarak çizilmesi  kolaylıkla bir tahkir ve olumsuz imaj durumu yaratabiliyormuş...  Ne fena... İşte bunları öğrenince canım çok acıyor ne yapabilirim yani. Bir kirpi gibi dikenlerimi çıkarıyorum.  Avaz avaz tepki vermek istiyorum. Amann! Neyse... O zamandan bu zamana 60 yıl geçti. Erkek işi olduğuna inanılan siyaset dünyasında kadınlar sayılarını arttırdılar çok şükür öyle değil mi? Ama... Hımmm.... Gene de  kadınlar siyasette  baş oyuncular değil ki. Yooo... Şimdi  "erkekegemen düşüncenin damla damla oluşturduğu popüler kültür vaziyetlerine bakar mısınız?" diyerekten lakırtılar etmeye başlayıp keyfimi durduk yerde kaçırmak istemiyorum...  Ayy! Boşver. Kim ne düşünürse düşünsün. 


Ben eğlenceli  bir konuya geçmek istiyorum. Roman Kahramanları dergisi bazı edebiyatçılara esprili bir soru sormuş. Soru şöyle:  "Diyelim ki; parti başkanı olarak girdiğiniz genel seçimlerden zaferle çıktınız ve hükümet kurma görevi size verildi... Kabinenizi hangi Roman Kahramanları'ndan oluşturursunuz? " Edebiyatçıların yanıtlarını tek tek okudum.  Refik Durbaş'ın kabinesine  bayıldım. Bakar mısın ne demiş?  


"Ben şaire ve şiirlerine inanırım. Bu nedenle de özellikle şairlerin ülkeyi daha iyi yöneteceklerine eminim. Biliyorsunuz "roman" entrika demektir, "düzen" kurmaktır, "dümen" kırmaktır. Oysa şairlerin kahramanları kadınlar saftır, temizdir, içlerinden geldiği gibidir. Benim "Meclis"imde kabineyi kurma görevi de şairlerin "kahraman" kadınları olacaktır. Düşünün bir Meclis'te şu kadınların olduğunu:  

 
Piraye ve Vera (Nazım Hikmet)
Fahriye Abla (Ahmet Muhip Dıranas)
Eleni ve Süheyla ( Orhan Veli)
Türkan (Oktay Rifat)
Mariyya (Asaf Halet Çelebi)
Marikula (Sait Faik)
Güzin (Sâlah Birsel)
Lavinia (Özdemir Asaf)
Büyük Leyla (Attila İlhan)
Güler (Can Yücel)
Leman Hanım (Metin Eloğlu)
Süheyla (Cemal Süreya)
Kınar Hanım ile Çanakkaleli Melahat ( Ece Ayhan)
Bütün bu hanımlar demokratik bir biçimde iş bölümü yaparak kabineyi oluşturabilirler. Hele cumhurbaşkanı da Gülten Akın olursa..."  
Ne hoş değil mi? Oh! Keyfim yerine geldi!... Oy nenem oy!
 

NOT;  Karikatürlerdeki yazılar:
1.karikatür - Yılbaşı Eğlencesi -Yesin onu nenesi! (kitaptan)
2.karikatür - Yaz tatilinde bir böcek iki böcek  (kitaptan)
3.karikatür - Kadınlarımız mebus olduktan sonra: - Kızım, sakin ol... Bir dileğin varsa kocandan manto ister gibi isteme!...(13aralık 1934) (evdeki akbaba dergisinden)

26 Temmuz 2011 Salı

Yerli Çizgi Romanda Kadın Kahramanların Vaziyetleri - Giriş Yazım

Memleketimdeki çizgi romanlarda ve karikatürlerdeki kadın vaziyetleri hakkında yazılmış bir kitap okumak çok istiyordum ki... Kitapçıda  Levent Cantek’in son kitabı Şehre Göçen Eşek – Popüler Kültür, Mizah ve Tarih adlı kitabına denk geldim. Durur muyum?  Elbette satın aldım.  Hemen okumaya başladım. Kitabın Yerli Çizgi Romanda Kadın: Cadılar ve Cariyeler adlı bölümünde Bayan Yıldız adıyla sunulan Flash Gordon’un kız arkadaşı Dale Arden için memleketimizin ilk kadın çizgi roman kahramanı denilebileceğini öğrendim.  Zerafet, fazilet, soylulukla tanımlanan,  anne/eş modeli bir kadın çizgi roman kahramanı… Türkleştirilirken Cumhuriyet beklentilerine uyarlanmış, kimi karelerde açık giysileri kapatılmış, evi geçindiren erkek ile evin bakımını üstlenen kadın biçimindeki geleneksel cinsiyet rollerini pekiştirmede işe yaramış ilk kadın çizgi roman kahramanımızmış Bayan Yıldız… 

 
Sonrasında Türkiye’deki nitelikli çizerler, gazetelerde  tefrika geleneği çerçevesinde çalışmalar yapmaya başlamışlar. Günümüz Türkiye’sinde  içim acıyarak söylemek istiyorum ki  hâlen her 5 kadından 1’i okuma yazma bilmiyor. O vakitler çok daha az kadın okur yazardı elbette. Hâl böyle olunca, gazetelere yapılan işlerde erkek okurlar hedeflenmiş. Levent Cantek bu kez Ratip Tahir Burak’ın “resimle roman” adını verdiği çalışmalarındaki kadın vaziyetlerini anlatıyordu kitabında…  Nasıl çizgi roman kadın tipleriymiş bu kadınlar? İtaatkâr, erkeği sevmesi ve memnun etmesi şart koşulmuş kadınlarmış.  Levent Cantek yazısının geri kalanında bu tip kadın çizgi roman tiplerine “cariyeler” diyordu artık. Çünkü  Levent Cantek’in yazısını okudukça görecektim ki yerli pek çok çizgi romanlarda “cariye” modeli kadın çizgi roman kahramanları epeyce yer alacaktı. Ratip Tahir Burak adını biliyordum. Daha önce Hayal Kahvem’e Bir Karikatüristin Hayatındaki Batık Tesadüfler diye bir yazı yazmıştım. Şöyle:


1904 doğumlu Ratip Tahir Burak, 1976'da vefat etmiş. Karikatürist ve çizgi roman ressamı diye tanıtılıyordu vikipedi'de. Heybeliada'daki Denizcilik Yüksek Okulu'nu bitirmiş, Gülcemal adlı gemide hem çalışmakta hem de resim ve karikatür çizmekteymiş. Çizimlerini gören yolculardan biri ki o yolcu Lozan Konferansı'ndan dönmekte olan İsmet İnönü'ymüş ve çalışmalarına Avrupa'da devam etmesini önermiş karikatürcümüze. Ve bundan sonra dört yıllık kaptanlık hayatından vazgeçen Ratip Tahir Burak'a Paris yolu açılmış. Memlekete döndüğünde ise Demokrat Parti iktidarını sert eleştiren çizimler yapınca yargılanmış ve Paşakapısı Cezaevi 16 ay kadar  Ratip Tahir Burak'ın yeni ikametgâhı olmuş. Buradaki gözlemlerini Hapishane Hatıraları adlı kitabında toplamış.



Sayısız kahramanlık çizgi romanları çizen, karikatür sanatımızın ustalarından Ratip Tahir Burak'ın hayatı ilginç tesadüfler de barındırmaktaydı. Mesela dört yıl çalıştığı gemi Gülcemal Gemanic markasıyla New York limanına bağlı bir kış gününde, kömür almak için günlerdir beklemekteymiş. Üzerindeki buz tabakası gemiyi ağırlaştırmış ve gemi  batmış. Ratip Tahir Burak'ın eskiden çalıştığı, hakkında şiirler ve türküler yazılan, resmiyle pulları süsleyen Gülcemal artık bir batıkmış. Bir ilginç durum daha öğrenmiştim. Amerika'dan dönerken, bindiği geminin  Atlas Okyanusu'nda batmasıyla ölen ünlü güreşçimiz Koca Yusuf'u  yaşıyorken çizen Ratip Tahir Burak'mış.  Bir karikatüristin hayatındaki iki batık durumu çok şaşırtmıştı beni ve "ne ilginç bir tesadüf değil mi?"  diye düşünmüştüm.


İşte Ratip Tahir Burak, gazete tefrikalarındaki Osmanlı ve Harem hikayelerinde şefkât, yumuşaklık ve nezaketle tanımlanabilecek kadın tiplemeleri çizmiş. Kimi zaman arabozucu, haset dolu, kindar kadınlara değinse de daima “cariyeler”den bahsettiğini, üst sınıflardan gelen veya güzellikleri nedeniyle sınıf atlayan, zenginlik ve ihtişamın ilgisini çeken kadınları anlattığını yazıyordu Levent Cantek. Hikayelerinde alt sınıftan gelen kadınlar evlenerek sınıf atlıyorlarmış. Kimi hikayelerinde erkeklere meydan okuyan kadınlar olsa da bunlar hep üst sınıftan gelen kadın tipleriymiş. Muhterem Nur benzeri masum, evcil ve şefkatli kadınlar… Suzan Avcı benzeri güzel ama meşum sosyete kadınlar/kızlar… 


Levent Cantek, o dönemdeki çizgi romanlar için ” Memleket üretimlerinde erkek kahramanların kapladığı yer o kadar geniştir ki kadınlara cariyeliğin dışında kalan rol pek yok gibidir desek yeridir.” diyor. İşte Levent Cantek memleketimdeki çizgi romanlarda kadın vaziyetlerine kitabında böyle giriş yapıyor. Bu tür araştırma kitapları çok önemli bence. Çizgi roman sevdalılarının ihtiyaç duyduklarında baş vuracağı bir kitap hazırladığı için Levent Cantek’e teşekkür etmem lâzım. Yazar, akabinde ve detayında Altan Erbulak’nın uçarı, hazcı, başına buyruk, romantizmin kadını gibi davranmayan, istediğini seçen yeni tip çizgi roman kadın modeline geçiş yapıyor. Bir ara anlatacağım. Memleketimdeki ilk çizgi romanlarda kadın halleri böyleyken böyleymiş işte… 
 

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Saçı Uzun Kızlar ve Jilet Yiyen Kızlar...



Son günlerde oldukça yoğun olduğumu söyleyebilirim. Hava sıcak mı sıcak.  İyi ama güneş enerjisiyle değil esasında rüzgar enerjisiyle daha rahat hareket edebilen benim gibi biri tabiyatı gereği bu mevsimi uykuyla  geçirse en iyisidir. Ne yazık ki hayat müsaade etmiyor. Çalışmam gerekiyor. Bu arada bir dur, çalışmadığın zamanlarda bir otur hanım hanımcık bari değil mi? Yok yapamıyorum. Kafama fena halde takılan bir durum var. Ve durum beni hiç rahat bırakmıyor. "Ne taktın gene o kara kafana?" diye soracak olursan eğer... Ne yalan söyleyeyim, basında, haftalık mizah dergilerindeki kadın vaziyetleri bana hiç  iç açıcı gelmiyor.  Hep Salah Birsel'in kitabında okuduğum 1886 yılında Arife Hanım'ın çıkardığı Şükûfezar adlı kadın dergisinin ilk sayısının ön sözünde yazdığı yazısı aklıma geliyor. “Saçı uzun aklı kısa diye erkeklerin alaycı gülüşlerine hedef olmuş bir tayfayız, bunun karşıtını ortaya koymaya çalışacağız. Erkekliği kadınlığa, kadınlığı da erkekliğe üstün tutmadan çalışma ve iş görme yolunda yılmadan adım atacağız." Bu konularda yazılı araştırmaları okumayı çok arzu ediyordum. Lakin nereden başlayacağımı bilemiyordum. 


İşte arayan bulur derler ya...  Bugün İstanbul'daydım. Veee...  Elbette kitapçıya uğradım. Bakınırken bakınırken kitaplara...  Şehre Göçen Eşek - Popüler Kültür, Mizah ve Tarih adlı bir kitap elime geldi. Yazarı Levent Cantek'ti. Daha önce kitaplarını okumadığım bir yazardı. Kitabın arka sayfasını hızla gözden geçirdim. "Türkiye'de popüler kültürün erken çağına, kültür endüstrisinin palazlanmasından önceki zamanlarına eğiliyor bu kitabında Levent Cantek." diye yazıyordu. Hızlı hızlı okumaya devam ettim. "Kılıçbaz çizgi romanlar ve çizgi romanda kadın imgeleri..." diye bir cümleye denk geldim.  Kendimi tutamayıp "Heyyy!" diye bağırdım kitapçıda. Etrafıma baktım. Kimsenin beni tınladığı yoktu. Neyse diye önce bir ohhh  çektim. Sonra  hemen kitap raflarının  köşesindeki pufu ayağımla yanıma çektim. Oturdum. Bu kez... Şansıma ne denk gelirse diye kitabın ortalarından bir sayfa araladım. O ne? Gözlerime inanamadım.  Açtığım sayfanın konu başlığı neydi biliyor musun? Nanananooommm... Gökte arayıp yerde bulmuştum. "Yerli Çizgi Romanda Kadın: Cadılar ve Cariyeler ile İlgili Bir Değinme" Derhal okumaya başladım. 


Yazı bizim memlekette çizgi roman okurunun karşılaştığı ilk kadın tiplemelerinin yabancı çizgi romanlardan çıkmış ya da devşirilmiş olduğunu anlatan bir cümleyle başlıyordu.  Hani Attila İlhan'ın çocukken en sevdiği çizgi roman vardır ya... Flash Gordon...  Bu konuda bir yazı yazmıştım. İşte burada...  Hani Attila  İlhan sevdiği bu çizgi romanın  memlekete gelen filmini de seyretmiş. Sonra Flash Gordon'dan aldığı ilhamla ilk romanını yazmış. Hem de bilim kurgu bir romanmış bu. Adı da Merih'e Seyahat'mış. Bu bilgileri öğrendiğimde aman ne hoşuma gitmişti. Levent Cantek'in kitabında okuduğum yazıda Bayan Yıldız  adıyla sunulan Flash Gordon'un kız arkadaşı Dale Arden için, bizim memlekette meşhur olan ilk kadın çizgi roman kahramanı denilebildiğini öğrendim bu kez.  Nasıl biriymiş peki bu kadın? "Evinin kadını olmak isteyen, aşkın gözü kördür misali Gordon'a mutlak bir sadakatle bağlanan hafif saf bir güzeldir." diye yazmış Levent Cantek.  Hatta ilerleyen cümlelerinde şöyle devam ediyordu yazar...  "Bir Türk kahramanı olan (!) Baytekin'in müstakbel eşidir; ileride kocası olacak erkeğin kudsiyet atfedilebilecek uğraşlarına fedakarca eşlik etmektedir vs... Bayan Yıldız'ın evlilik hayalleri kurması, kötü adamlar tarafından kaçırılıp evlenmeye zorlanması, Baytekin'in aşkından şüphe duyması gibi evlilik ve aşk ile ilgili  melodramatik vurgu hikayenin genelinde oldukça işlevsel kullanılmıştır.  Bu işlevsellik evi geçindiren erkek ile evin bakımını üstlenen kadın biçimindeki geleneksel cinsiyet rollerini pekiştirmeye de yaramıştır." Vay canına sayın seyirciler! Erkek çizerlerin elinde memleketimdeki çizgi romanlarda kadın halleri nasıl başlamış ve nerelere gelmiş kitaptan tek tek okumaya devam ettim. Ratip Tahir Burak'ın "Resimli Roman" adlı çalışmalarından, Altan Erbulak'ın Kibar Hırsız'ına...  Bedri Koraman'ın Cin Can adlı çizgi romanından, Suavi Süalp'in Jet Sosyete çizgi romanına...  Oğuz Aral'ın Fosforlu çizgi romanından, Faruk Geç'e... Karaoğlan ve Tarkan'daki kadın durumları tabii...  Çizgi roman uzmanının  derlediği bu yazıları illa okumalıydım. Sonra kitabın bir yerlerinde günümüze  gelecekti elbette... Heyy! Sayfayı çevirdim. Levent Cantek Attila İlhan'ın Jilet Yiyen Kız adlı şiirinden bahsediyordu. Hatırlasana... Ahmet Kaya söylerdi hani... Du bi... Ben şu şarkıyı dinleyeyim. Sonra kitabı anlatmaya devam edeyim.  Levent Cantek'e böyle bir kitap yazdığı için çok teşekkür etmeliyim. Sonraaa... Yazarın diğer kitaplarının izini sürmeliyim... Jilet Yiyen Kız öyle mi? Of! Ne şiirdir ama? "O kızı nerede nasıl görsem... Aklımı başımdan alır... Saçları şıra köpüğü desem... Kaşları bıçak izi kırmızı..." Valla taktım ben kadın vaziyetleri durumuna. "Saçı uzun aklı kısa diye erkeklerin alaycı gülüşlerine hedef olmuş bir tayfayız, bunun karşıtını ortaya koymaya çalışacağız." Arife Hanım'ın bu sözleri söylemesinin üzerinden 125 yıl geçmiş. Bir kadın olarak bugün Arife Hanım'la aynı hislerde olmak ne fena bir durum.  Hele benim gibi mizah dergileri okuyan, çizgi roman seven biri... Dayanabilir mi? "Erkekliği kadınlığa, kadınlığı da erkekliğe üstün tutmadan çalışma ve iş görme yolunda yılmadan adım atacağız."  Şimdilik böyleyken böyle işte.