ahmet kaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahmet kaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2019 Pazar

Metin Süre Ve İlişki Testi

Metin Süre İle İlişki Testi'nin uzun zamandır müdavimiyim. Seyrederken gerçekten çok eğleniyorum. Hele bazı bölümlerde  "Hahha! Saçma sapan!" diye bağırıyorum... Ardından  kocaman kahkaha patlatıyorum. Eğer seyretmediyseniz, deneyin derim. 

Şeeyyy! Birazcık ağzım bozuldu  bozulmasına lakin... Valla programın suçu değil. Dışardan hanım hanımcık endam sergilesem de... Biliyorum... Göğsümde... Yani tam şuramda... Kirli saçıyla küfürbaz bir  kadın gezinmekte:)



1 Şubat 2018 Perşembe

Bu Gece Yüreğim Elimde


Ukulele bir Hawai çalgısı. Hawai dilinde zıplayan pire anlamına geliyor. Israel Kamakawiwo'nun  ukuleleyle çalıp söylediği, somewhere over the rainbow tadında neşeli şarkılar  yerine,  nasıl  denir,  bööyle damardan gamlı  şarkılar  çalıp  söylemek istiyorum. İşte buyrunuz, bu akşam ukulelemle  sözlerini Yusuf Hayaloğlu'nun yazmış olduğu bir Ahmet Kaya şarkısını çalışıyorum. 

dm                                         gm                  a                                                               gm        dm
Bir ince pusudayım, yolumun üstü engerek, Bir garip akşamdayım, sırtımı gözler tüfek
                                       gm               a                                              gm                  dm 
Ben senin sokağına ulaşamam dardayım, O masum gözlerine bakamam firardayım.

Biraz daha ilerletince, ses kayıtı alıp hayal kahvem'e eklesem mi acaba diye düşünüyorum. 

Sipariş ettiğim kitaplarım geldi. Aslında bu kitapları neden aldığımı yazmak niyetindeydim. Yok... Bu gece yüreğim elimde... Ukuleleyle bu  şarkıyı  çalıp söyleyeceğim. 

                     

17 Ocak 2018 Çarşamba

Bu Akşam Çıkar Giderim


     kalktım..  giyindim........... anahtarı su saatinin üstüne bıraktım.. 
ve vurdum aşkamdan kalma kendimi.. bir başka akşamdan kalma istanbul akşamına..
     kalabalık içine karıştım, gol oldum
          ismimi sormadı.. ismini sormadım


     metin üstündağ/denemeyenler 
başlık/ahmet kaya
film/ her


5 Ağustos 2017 Cumartesi

Ukuleleye Giriş Ve Beni Vur'a Zıplayış




Sahiden ukulele satın aldım.  Veee... Hemen kollarımı sıvadım. Önce sanal alemde ukulele öğretmeni aramaya başladım. Gerçekten en şahanesini buldum.  İşte ukulele öğretmenim.  Adı Birkan Erdem'miş. Aslında İngilizce Öğretmenliği'nde öğrenciymiş. Tanışmıyoruz elbette... Lakin tüm dilekleri gerçekleşsin, ukulele çalmayı öğrenmek için öyle muhteşem videolar hazırlamış ki... Müthiş! Vallahi bir haftada, hayatın hay huyundan arta kalan zamanlarda yaptığım çalışmalarla 10. videoya geldim. Çok iyi gidiyor. Sabırla öğrenmeye niyetliyim. 

Gizli Not- Ukulele öğretmeni nasıl olsa bilmiyor beni ya.. Şimdi 10. videodan çok ileri videoya atladım.  İşte bu şarkıya çalışmaya başladım.

Beni vur beni onlara vermee
Külümü al uzak yollara savuuurr
Dağılsın dağlara dağılsııınn bu sevdamııız
Ama sen ağlaaama durrr

Ahmet Kaya/Beni Vur


Ne tatlı çalıp söylüyorlar. 
Ah! Ben de çalıp söyleyebileyim, ne olur:)



18 Eylül 2015 Cuma

Birisi Denizi De Alıp Götürsün Buralardan.

Sabahın erken saatlerini saymazsam diyebilirim ki tüm gün arazideydim. Yoo, öyle önemli görüşmeler, mühim toplantılar filan yoktu. Ne bileyim, eften püften koşturmalar. Hafta sonunun eli kulağında zaten... Nasıl denir? Yatcaz kalkcaz... Bi bakcaz gene hafta sonundayız... Eee... Öyle işte. Keyfim yok zaten.  Anlatmaya gerek yok. Memleket  durumları... Seferis'in dediği gibi "yaralı gövde, yaralı yurt, yaralı zaman." Bi de yaralı yürekleri eklemeliyim. Neyse... İşe gelmeden önce spora gittim. Son günlerde spor yapmak, hele müzik eşliğinde spor yapmak nasıl gücüme gidiyor anlatamam. Ofise gelince elim Atilla Atalay'ın  kitaplarına gitti. Dup Dup Çedene'yi çektim aralarından. Daldım arka sayfalarına...  Ciddi ve hisli öykülerinden birini okumaya başladım. Öykünün girişinde bir şiir var. Gülten Akın'dan...
......
Deniz uzaklaşıyor gitgide
Uçurumlar akan ırmak deli
Yok şimdi
Yalnızlığın damarını besliyor
Kirli yoğun kandırılmış suyla

Biz mi? Biz değiliz, önceki dün bugün başka
Dokumuzu değiştiriyorlar hızlı vuruşlarla
Tutunamıyoruz ilgilerimize, sevgilerimize
Ve aşka
Deniz uzaklaşıyor


Hatırladım öyküyü. Son sayfasına geçtim. Sadece son iki cümlesini okudum. O kadar. "Kendime göre, ben de seslendim birilerine: "Birisi deniz de alıp götürsün buralardan."" diye ben de seslendim. Öyle işte.  Canım bir sonraki öyküyü okumak istemedi. Normal Hayatlar adlı öyküsüne geçtim.  Durdum. Kapattım kitabı. Öykünün cümlelerini kendime göre kurdum. "Fen ilerledi artık." dedim. "Yürü, gidip aldırtalım duygularımızı. Kelebek'te okudum, beyinde bi yer bulunmuş,  lazer sıkıyolarmış adamlar oraya. Anında geçiyo herşey, ertesi gün denize bile girebiliyorsun." Böyle bişiydi sanıyorum. Sonra öyküdeki kahraman gibi Ahmet Kaya'nın "Yorgun Demokrat" bakışlarını takındım. Savaş Ay'ın şiir tonlamasıyla "Kafama lazer sıkar giderim " filan demeye başladım. Yooo, ben bön şimdi.... Ekrana bön bön bakıyorum... Pause... Durdum. Bu akşamlık benden  bu kadar. Neden derseniz? Ne bileyim? Öyle işte... Pause!

17 Haziran 2015 Çarşamba

"Vay! Sen Varsın Ha, Sahiden Var Mısın?"



"Artık ben öyle bir ruh oldum ki, benim için uzak, yakın, görünen, görünmeyen diye bir şey kalmadı. Madde alemi benim emrime mahkum, mana alemi irademin esiri. Böyle olmasına rağmen ben yine de açım. Ruhum kendisini doyuracak gıdayı henüz bulamadı. Arıyorum... Arıyorum... Neyi diyeceksin. Hiçi!"

(Filibeli Ahmet Hilmi'nin A'mâk-ı Hayal adlı kitabından)



5 Temmuz 2013 Cuma

Kahve Molası - Uzak Fısıltılar...


ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan gözleri sislenir




ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
hayır sanmayın ki beni unuttular
hala ara sıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkı belki bir şiir




 
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
yalnızlıklarımda elimden tuttular
uzak fısıltıları içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular şimdi kim bilir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir



 




şiir / attila ilhan / böyle bir sevmek
film kareleri / varolmanın dayanılmaz hafifliği 
şarkı / ahmet kaya

21 Kasım 2011 Pazartesi

Bugün Düşünemiycen Kadar Başım Belada...


Bugün düşünemiycen kadar başım belada... Saatlerdir oturuyorum koltukta... Üstelik... Dışarıda yağmur yağmada... İyi ama... Yazacak hiç bir şey gelmiyor ki aklıma...  Hayır... Aslında... Bal gibi adım, eşgalim bilinmekte... Ben... Evet ben... Her gün yazı yazarım ya Hayal Kahvem'de... Günde bir değil bir kaç yazı yazarım icabında... Ustayımdır abartma sanatında... Üstelik göğsümde, yani tam şuramda... Gene kirli sakalıyla bir eşkiya gezinmekte... Her zamanki gibi "Yaz!"... "Yaz!" diyerek başımın etini yemekte... Yok inanki... Yok... Biliyorum... İler tutar yanı yok... Şu halim hiç ama hiç... Bana benzememekte... İçimdeki benlerden biri, topuklu postallarıyla bana darbe mi yapıyor ne? Mevsim uygun... Tankları dizmiş belleğime... Parmaklarımdan dökülmesi gereken kelimelere geçit vermemekte... Of! Başım belada... Senelerce kuralsız yaşamışım... Uykularım yarıda kalmış... Hayalden hayale atlamışım... Yazmışım... Şimdi olmuyor... Ne yapsam çaresi yok... Ne yapsam çaresi yok... Ne yapsam yanmışım... Sevdim oysaki yazmayı... Gerçekten... Çok sevdim... Kirpiklerimde çırpınan şu tuzlu gözyaşımda... İhanetin adı yok... Her gün yazdım... Günde bir değil bir kaç yazı yazdım icabında... Abarttım... Bugün "tık" yok!... Nerden baksan tutarsızlık... Nerden baksan ahmakça... Şimdilik hoşçakal Hayal Kahvem... Galiba yasal mermisiyle Behzat Ç. yanıma yaklaşmakta...  Bugün düşünemiycen kadar başım belada...  Yazamıyorum...  Eyvahhh!


25 Temmuz 2011 Pazartesi

Saçı Uzun Kızlar ve Jilet Yiyen Kızlar...



Son günlerde oldukça yoğun olduğumu söyleyebilirim. Hava sıcak mı sıcak.  İyi ama güneş enerjisiyle değil esasında rüzgar enerjisiyle daha rahat hareket edebilen benim gibi biri tabiyatı gereği bu mevsimi uykuyla  geçirse en iyisidir. Ne yazık ki hayat müsaade etmiyor. Çalışmam gerekiyor. Bu arada bir dur, çalışmadığın zamanlarda bir otur hanım hanımcık bari değil mi? Yok yapamıyorum. Kafama fena halde takılan bir durum var. Ve durum beni hiç rahat bırakmıyor. "Ne taktın gene o kara kafana?" diye soracak olursan eğer... Ne yalan söyleyeyim, basında, haftalık mizah dergilerindeki kadın vaziyetleri bana hiç  iç açıcı gelmiyor.  Hep Salah Birsel'in kitabında okuduğum 1886 yılında Arife Hanım'ın çıkardığı Şükûfezar adlı kadın dergisinin ilk sayısının ön sözünde yazdığı yazısı aklıma geliyor. “Saçı uzun aklı kısa diye erkeklerin alaycı gülüşlerine hedef olmuş bir tayfayız, bunun karşıtını ortaya koymaya çalışacağız. Erkekliği kadınlığa, kadınlığı da erkekliğe üstün tutmadan çalışma ve iş görme yolunda yılmadan adım atacağız." Bu konularda yazılı araştırmaları okumayı çok arzu ediyordum. Lakin nereden başlayacağımı bilemiyordum. 


İşte arayan bulur derler ya...  Bugün İstanbul'daydım. Veee...  Elbette kitapçıya uğradım. Bakınırken bakınırken kitaplara...  Şehre Göçen Eşek - Popüler Kültür, Mizah ve Tarih adlı bir kitap elime geldi. Yazarı Levent Cantek'ti. Daha önce kitaplarını okumadığım bir yazardı. Kitabın arka sayfasını hızla gözden geçirdim. "Türkiye'de popüler kültürün erken çağına, kültür endüstrisinin palazlanmasından önceki zamanlarına eğiliyor bu kitabında Levent Cantek." diye yazıyordu. Hızlı hızlı okumaya devam ettim. "Kılıçbaz çizgi romanlar ve çizgi romanda kadın imgeleri..." diye bir cümleye denk geldim.  Kendimi tutamayıp "Heyyy!" diye bağırdım kitapçıda. Etrafıma baktım. Kimsenin beni tınladığı yoktu. Neyse diye önce bir ohhh  çektim. Sonra  hemen kitap raflarının  köşesindeki pufu ayağımla yanıma çektim. Oturdum. Bu kez... Şansıma ne denk gelirse diye kitabın ortalarından bir sayfa araladım. O ne? Gözlerime inanamadım.  Açtığım sayfanın konu başlığı neydi biliyor musun? Nanananooommm... Gökte arayıp yerde bulmuştum. "Yerli Çizgi Romanda Kadın: Cadılar ve Cariyeler ile İlgili Bir Değinme" Derhal okumaya başladım. 


Yazı bizim memlekette çizgi roman okurunun karşılaştığı ilk kadın tiplemelerinin yabancı çizgi romanlardan çıkmış ya da devşirilmiş olduğunu anlatan bir cümleyle başlıyordu.  Hani Attila İlhan'ın çocukken en sevdiği çizgi roman vardır ya... Flash Gordon...  Bu konuda bir yazı yazmıştım. İşte burada...  Hani Attila  İlhan sevdiği bu çizgi romanın  memlekete gelen filmini de seyretmiş. Sonra Flash Gordon'dan aldığı ilhamla ilk romanını yazmış. Hem de bilim kurgu bir romanmış bu. Adı da Merih'e Seyahat'mış. Bu bilgileri öğrendiğimde aman ne hoşuma gitmişti. Levent Cantek'in kitabında okuduğum yazıda Bayan Yıldız  adıyla sunulan Flash Gordon'un kız arkadaşı Dale Arden için, bizim memlekette meşhur olan ilk kadın çizgi roman kahramanı denilebildiğini öğrendim bu kez.  Nasıl biriymiş peki bu kadın? "Evinin kadını olmak isteyen, aşkın gözü kördür misali Gordon'a mutlak bir sadakatle bağlanan hafif saf bir güzeldir." diye yazmış Levent Cantek.  Hatta ilerleyen cümlelerinde şöyle devam ediyordu yazar...  "Bir Türk kahramanı olan (!) Baytekin'in müstakbel eşidir; ileride kocası olacak erkeğin kudsiyet atfedilebilecek uğraşlarına fedakarca eşlik etmektedir vs... Bayan Yıldız'ın evlilik hayalleri kurması, kötü adamlar tarafından kaçırılıp evlenmeye zorlanması, Baytekin'in aşkından şüphe duyması gibi evlilik ve aşk ile ilgili  melodramatik vurgu hikayenin genelinde oldukça işlevsel kullanılmıştır.  Bu işlevsellik evi geçindiren erkek ile evin bakımını üstlenen kadın biçimindeki geleneksel cinsiyet rollerini pekiştirmeye de yaramıştır." Vay canına sayın seyirciler! Erkek çizerlerin elinde memleketimdeki çizgi romanlarda kadın halleri nasıl başlamış ve nerelere gelmiş kitaptan tek tek okumaya devam ettim. Ratip Tahir Burak'ın "Resimli Roman" adlı çalışmalarından, Altan Erbulak'ın Kibar Hırsız'ına...  Bedri Koraman'ın Cin Can adlı çizgi romanından, Suavi Süalp'in Jet Sosyete çizgi romanına...  Oğuz Aral'ın Fosforlu çizgi romanından, Faruk Geç'e... Karaoğlan ve Tarkan'daki kadın durumları tabii...  Çizgi roman uzmanının  derlediği bu yazıları illa okumalıydım. Sonra kitabın bir yerlerinde günümüze  gelecekti elbette... Heyy! Sayfayı çevirdim. Levent Cantek Attila İlhan'ın Jilet Yiyen Kız adlı şiirinden bahsediyordu. Hatırlasana... Ahmet Kaya söylerdi hani... Du bi... Ben şu şarkıyı dinleyeyim. Sonra kitabı anlatmaya devam edeyim.  Levent Cantek'e böyle bir kitap yazdığı için çok teşekkür etmeliyim. Sonraaa... Yazarın diğer kitaplarının izini sürmeliyim... Jilet Yiyen Kız öyle mi? Of! Ne şiirdir ama? "O kızı nerede nasıl görsem... Aklımı başımdan alır... Saçları şıra köpüğü desem... Kaşları bıçak izi kırmızı..." Valla taktım ben kadın vaziyetleri durumuna. "Saçı uzun aklı kısa diye erkeklerin alaycı gülüşlerine hedef olmuş bir tayfayız, bunun karşıtını ortaya koymaya çalışacağız." Arife Hanım'ın bu sözleri söylemesinin üzerinden 125 yıl geçmiş. Bir kadın olarak bugün Arife Hanım'la aynı hislerde olmak ne fena bir durum.  Hele benim gibi mizah dergileri okuyan, çizgi roman seven biri... Dayanabilir mi? "Erkekliği kadınlığa, kadınlığı da erkekliğe üstün tutmadan çalışma ve iş görme yolunda yılmadan adım atacağız."  Şimdilik böyleyken böyle işte.


 

6 Ekim 2010 Çarşamba

Hafıza Ne Acayip Bir Kutu, Şaşırtıyor İnsanı!


Bugün programım oldukça yoğundu. İstanbul'a gideceğim. Görüşmeler yapacağım. Üstelik yeni işler. Oldukça heyecanlıyım. Her gece oyunu olan sanatçılar nasıl sürekli sahne heyecanı hissediyorlarsa,  ben de işimde aynı  durumdayım. Her yeni iş, her yeni müşteri,  her yeni  iş dalı, yeni dünyalar demek bana göre..  Her iş koluna göre risk analizleri yapmak büyülüyor beni... Ne yalan söyleyeyim seviyorum işimi... Neyse... Demem o ki sabah erkenden hevesle yola çıktım. Sadece bir sorunum var. Arabam son günlerde tuhaf  haller sergiliyor. Müzik çalar kafasını  mı dağıttı acaba bilmiyorum. Nedense benim istediğim cd leri değil de kendi istediklerini çalıyor.  Tamam. Üzerine gitmek istemiyorum. Sonbahara girdik ya belki depresyondadır diye aklımdan geçiriyorum. Düzelsin, kendisine gelsin diye  kaç zamandır sabırla bekliyorum. O kadar çilemi çeken arkadaşıma, sevgili arabama, bu kadar kıyak yapmalıyım ama, öyle değil mi? Son durumunu görmek niyetiyle usulca  arabamın müzik çalarına  bir cd ittim.  İnanmıyorum... Hangi cd yi itsem  gene geri veriyor. Hem araba kullanıyorum hem kucağımdaki cd leri sırayla müzik çalara itiyorum. Yoooo... Asla  kabul etmiyor. Resmen  diliyle "tüühh" deyip geri itiyor. Yan koltuktaki iki cd ye baktım. Biri Ahmet Kaya diğeri Neşet Ertaş. Bak şimdi.  İnanmayacaksın gene bana biliyorum ama... Bir haftadır benim arabamın müzik çaları var ya sadece bu iki cd yi çalıyor. Hatta önce Ahmet Kaya'yı da kabul etmiyor. İlk Neşet Ertaş olacak.. Ayrıca birinci parçayı da istemiyor.  Atlıyor... İkinciyi  Gönül Dağı'nı  çalıyor. Üçüncü şarkıya da geçmiyor.. Her seferinde başa dönüp gene Gönül Dağı'nı çalıyor. Allahım! Çıkartıyorum Neşet Ertaş'ın cd'sini, bu kez  Ahmet Kaya'nın cd sini itiyorum. İlk parçayı gene  atlıyor. İkincisine geçiyor... Ve beni mahvediyor... Nedir bu?  İlla  Attila İlhan'ın o güzelim dizeleri, o mahur bestenin çalmasını ve müjganla benim ağlamamı mı istiyor? Sonra ne yapıyor biliyor musun? Ahmet Kaya'ya o etkili sesiyle, "Beddua etmem üzülme, kafama sıkar giderim"i söyletiyor ve cd yi geri itiyor... Hoppala.. İstanbul'a kadar ben bu halde yolculuğuma devam ederken, aklıma ne geldi bil bakalım? Atilla Atalay! "Gene mi Atilla Atalay öyküsü?" demezsin değil mi? Bak şimdi? Neden Atilla Atalay ama, dinler misin beni?


Son günlerde Atilla Atalay'ın "Dup Dup Çedene" adlı kitabı sürekli elimde. Okumamışım bu kitabını.  İstanbul'daki Sahaflar Festivali'nden satın almıştım. Şimdi mizah kitabı almak istemeyen, bu kitabın kabına ve ismine bakan ve Atilla Atalay'ın  komik öyküleri yanında "ciddi" ve "hisli" öyküler yazdığını bilmeyen biri almaz  bu kitabı di mi? Almaz vallahi. Ama benim gibi Atilla Atalay külliyatını bilenler, mizah kitaplarının arka bölümümde "ciddi" ve "hisli" öyküleri olduğunu bilirler. Sabah kahvaltıdan sonra  bu kitaptan bir öykü okumadan evden çıkmak istemedim. En kısa öykülerinden birini "Normal Hayatlar"ı okuyup bitirdim. Of! Şahane bir öyküdür.  Öyküde iki sevgili var tamam mı, yazar bu ilişkinin devamının mümkün olmadığını düşünmektedir. Şimdi öyküyü  tam anlatıp yazımı uzatmak niyetinde değilim. Çok uzun yazınca yazdıklarım okunmuyor. Bu defa kimse okumuyor yazdıklarımı diye çok üzülüyorum. Neyse... Öyküde yazar, sevdiği kıza "Fen ilerledi artık. Yürü gidip aldırtalım duygularımızı. Kelebek'te okudum, beyinde aşk merkezi bulunmuş, lazer sıkıyo adamlar oraya. Anında geçiyo herşey, ertesi gün denize bile girebiliyorsun" demektedir.  


Bak dikkatini çekerim, şimdi yazarken aklıma geldi. Atilla Atalay'ın bu öyküsünün içinde olduğu  kitabı  1999 da yayımlanmış. Hani o meşhur hafızadan  aşk acısı veren anıları sildirme konulu "Enternal sunshine of the spotless mind" ya da Türkçe adıyla "Sil Baştan" adlı film var ya 2004 yılında çevrilmiş. Bence resmen "Dup Dup Çedene" adlı kitabın "Normal Hayatlar" öyküsünden aşırma var yaa...  Benzerlik olur mu kuzum bu kadar da? Neyse konuyu dağıtıp uzatmayayım... Aslında şimdi sadede geleceğim. Hani  Ahmet  Kaya'yı dinleyince, Atilla Atalay aklıma gelmişti ya... Bak işte şu sebeple...  Aslında ayrılmaları gerekmektedir ya... Ama yazar bir türlü ayrılmak istediğini söyleyemez kıza.. Tam söylemeye hazırlanmışken, kız eliyle çocuğun saçlarını taramaya başlar mesela... İşte yazar öyküde gene bir ayrılma moduna girme aşamasında, sevdiği kıza  Ahmet Kaya'nın "Yorgun Demokrat" bakışlarını takınıp, Savaş Ay'ın şiir tonlamasıyla "Kafama lazer sıkar giderim." filan demek ister de... Aslında yüzüne o türlü bakmayıp, o öksüz tavrını takmıyacaktır yani..  Sonra mı? Ben öyküyü anlatmak istemiyorum ki... İşte Ahmet Kaya'nın "Beddua etmem üzülme, kafama sıkar giderim" şarkısını dinleyince, öykünün bu kısmında yazar  "Kafama lazer sıkar giderim" filan demek isteyince... Yani Atilla Atalay'ın aklıma gelmesi inan ki bu öyküsü sebebiyle... Diyorsan "Nedir bu anlattıkların şimdi? diye... Bilmem... Bilmiyorum inan ki.. Hafıza ne acayip bir kutu, şaşırtıyor insanı... İnsan aklından ne gelip geçeceğini bilebiliyor mu ki? Ne yapabilirim? Aklımdan geçenler böyleyken böyle işte.