başım belada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
başım belada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2013 Salı

Başım Kendimle Fena Halde Belada...


 "Devran olalım. 
Seyran olalım. 
 Hayran olalım."


Annem, anneannem ve dayım birer sene ara ile bu dünyadan göçtüler. Dayımın kızı Jale, Ankara'dan İzmit'e gelince, birlikte, İzmit'in sırtlarındaki Bağçeşme Kabristanı'na, göçen yakınlarımızı ziyarete gideriz. Dün ofiste sıkı çalıştım.  Sonra sözleştiğimiz saatte, Jale'yi aldığım gibi kabristana doğru yola çıktım. Annem anneannemin  değil, babannemin yanında yatıyor. Sırayla büyükbabam, Şükrü amcam, Cevriye yengem, amcamın oğlu Niyazi abi,  büyükbabamın kızkardeşi Lukiye hala,  küçükken trafik kazasında ölen kardeşim Cemal, hepsi bir aradalar. 


Arabadan indik. Başörtülerimizi başımıza geçirdik. Nasıl şahane yaz ikindisi vaktiydi anlatamam. Rüzgâr hafif hafif esiyor... Rüzgâr hafif hafif  estikçe, kabristandaki haşmetli ağaçların dalları usulca salınarak raks ediyor. Etrafıma baktım.  Burası, kasvetli, iç daraltıcı bir his geçirmiyor. Sadece hüzünlü bir ürperti yüreğimi titretiyor. Çocukluğumuzdan beri, kabristanlara gidip gelmeye alışkın olduğumuz için, adeta büyüklerimiz tarafından davet edilmişiz de, hasbihal etmeye gelmiş  gibiyiz. Korku duymuyoruz. Olduğumuz gibiyiz. Selam vererek yanlarına doğru yürüdük. Gülüşerek, ilkin anneme "Merhaba... Biz geldikkk!" diye seslendik. Annem, Jale'nin halası. Özellikle halasını ziyaret etmek istedi. Bu arada, annemin iki yanında uzanmakta olan diğer akrabalarıma hasretle selam verdik. Arabamın arkasından katlanır tabureyi çıkardım. Annemin yancağızına kurup, bıraktım. Jale oturdu. Diğer yana, toprağa, elimdeki naylon torbayı serdim. Eteklerimi toplayarak oturdum. Önce içimizden  dualarımızı ettik.  Sadece bizimkilere değil, tüm ölmüşlere rahmet gönderdik. Sonra Jale'yle annem, dayım, anneannemle ilgili muhabbet ettik. Kâh güldük, kâh hüzünlendik. Öleceğini bilerek yaşayan insanın, ölüm karşısındaki çaresizliğini bir kez daha hissedip kabullendik.

İstemeden doğmuştuk, gene istemeden ölecektik. Hayatın iki gerçeği doğum ve ölüm değil miydi? İkisinin arasını ise kendimiz doldurabilir, kendimiz anlam kazandırabilirdik. İşte... Bu kooocaaa kabristanda yatan binlerce insan, dün varlardı. Bugün yoklar. Kimbilir nelere üzüldüler, kimlere kızdılar yahut kırıldılar, dünya gailesi için kimbilir ne çok uğraştılar. Para... Mal... Araba... Eş... Evlat... Dost... Akraba... Koştur babam koştur... Ya dünyada olup bitenler? Bir yandan ölümsüzlüğü arayan insan... Düşünsene... Uzun yaşamak için biteviye  mücade vermek... Diğer yandan insanı, hayvanları, doğayı, dünyayı katletmek... Anlaşılacak gibi değil. Dünyada bilim, teknoloji gelişiyor. Tekrar tekrar kitaplar yazılıyor. Tecrübeler kazanılıyor. İyi ama insanın zalimliği acaba neden bitmiyor? O kadar eğitim alıyoruz, üniversiteler okuyor, masterlar, doktoralar yapıyoruz. İyi ama, insanı insan yapan özelliklerden, nasıl bu denli uzaklaşıyoruz? Vicdan, merhamet, şefkat duygularımız gün be gün neden azalıyor? Bilim neden savaşları, eziyetleri, cinayetleri bitirmiyor? Yunus Emre, "İlim, ilim bilmektir." diye başlayan sözlerine... Neden "İlim kendin bilmektir." diyen sözlerle devam ediyor? Bu sözleri öğrendiğimden beri başımın kendimle fena halde belada olduğunu söylemeliyim. Şimdi çıkmalıyım. Kısmetse, sonra devam edeceğim.
2012

21 Kasım 2011 Pazartesi

Bugün Düşünemiycen Kadar Başım Belada...


Bugün düşünemiycen kadar başım belada... Saatlerdir oturuyorum koltukta... Üstelik... Dışarıda yağmur yağmada... İyi ama... Yazacak hiç bir şey gelmiyor ki aklıma...  Hayır... Aslında... Bal gibi adım, eşgalim bilinmekte... Ben... Evet ben... Her gün yazı yazarım ya Hayal Kahvem'de... Günde bir değil bir kaç yazı yazarım icabında... Ustayımdır abartma sanatında... Üstelik göğsümde, yani tam şuramda... Gene kirli sakalıyla bir eşkiya gezinmekte... Her zamanki gibi "Yaz!"... "Yaz!" diyerek başımın etini yemekte... Yok inanki... Yok... Biliyorum... İler tutar yanı yok... Şu halim hiç ama hiç... Bana benzememekte... İçimdeki benlerden biri, topuklu postallarıyla bana darbe mi yapıyor ne? Mevsim uygun... Tankları dizmiş belleğime... Parmaklarımdan dökülmesi gereken kelimelere geçit vermemekte... Of! Başım belada... Senelerce kuralsız yaşamışım... Uykularım yarıda kalmış... Hayalden hayale atlamışım... Yazmışım... Şimdi olmuyor... Ne yapsam çaresi yok... Ne yapsam çaresi yok... Ne yapsam yanmışım... Sevdim oysaki yazmayı... Gerçekten... Çok sevdim... Kirpiklerimde çırpınan şu tuzlu gözyaşımda... İhanetin adı yok... Her gün yazdım... Günde bir değil bir kaç yazı yazdım icabında... Abarttım... Bugün "tık" yok!... Nerden baksan tutarsızlık... Nerden baksan ahmakça... Şimdilik hoşçakal Hayal Kahvem... Galiba yasal mermisiyle Behzat Ç. yanıma yaklaşmakta...  Bugün düşünemiycen kadar başım belada...  Yazamıyorum...  Eyvahhh!