karikatürist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karikatürist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2013 Cumartesi

yarın yapılacak işler

mutlu aşk yokmuş, mutlu aşk aranacak, mutlaka bulunacak


  
vakte aşk, aşka vakt ayrılacak


 

insanlar uzaktan sevilecek, belli edilmeyecek



dostlar alış-verişte  görülecek




merhumlar hep iyi bilinecek





 gidenin arkasından bakılacak




böyle gelmiş, böyle gidecek



cümleler - metin üstündağ
film kareleri - helena bonham carter

28 Mart 2012 Çarşamba

Edebiyat Akrabalarımdan Biri - Levent Gönenç



Değerli  Hukukçu, Doçent Doktor Levent Gönenç'in uzun zamandır takipçisiyim. Bir hukukçunun mizahla, edebiyatla ilgilenmesinden tarifsiz kıvanç duyuyorum. Çok önemsiyorum Levent Gönenç'in düşüncelerini ve çok seviyorum yazıp çizdiklerini. Yazdığı Zamanın Çizgili Tarihi adlı kitabını maalesef halen edinemedim. Bloğu ve kişisel web sitesi, benim için tam bir okul niteliğindedir. 35 ülkeden 356 eserin katıldığı, 2. Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali kapsamında gerçekleştirilen karikatür yarışmasında, Levent Gönenç'in Portre Karikatürleri kategorisinde, Yılmaz Güney Onur ödülleri'nden birini almış olduğunu öğrenince nasıl sevindim  anlatamam. Sonra ömrümde bir defa bile görüp tanışmadığım biri için niye bu denli sevindiğimi düşündüm. Murathan Mungan'ın dediği gibi, edebiyat akrabalıkları, hiçbir zaman buluşup bir kahve içemeyeceğimiz insanların yeryüzüne dağılmış varlıklarını hatırlatmaz mı bize? Hatırlatır elbette. Kendisi bilmiyor ama... Anladım ki, Levent Gönenç, edebiyat akrabam olarak çoktan yerleşmiş yüreğime. Ödül kazandığı için çok sevinçliyim. 

 


12 Temmuz 2011 Salı

Kahve Molası - Karikatürlerle Şiir Dizelerini Eşleştirme Oyunum.


Yol uzun, güzergah zorlu; ne demeliyim?
Zarif kardeşim benim,
Seni aldım yanıma, ikizimi almış yürüyor gibiyim. 






Sana yıldız sana güneş mi demeliyim,
Günümde hayret gecemde hayret istedim
Yer yer senin gibiyim ben yer yer kendim. 





İnsan olan yerlerim çok ağrıyor,
Olsun, yine de sen kapanma, şu sıra benim,
Yerine bırak ben incineyim.





Karikatürist - Şenol Bezci
Şair - Birhan Keskin


NOT: Şairlerin dizeleri ya da yazarların cümleleriyle oynamak çok  hoşuma gidiyor. Şenol Bezci'nin karikatürlerini çok severim. Bu kahve molasında, sanatçılar afetsin beni, sevdiğim bir karikatüristin karikatürleriyle, sevdiğim bir şairin dizelerini eşleştirdim. Sonra  karşıdan baktım yaptığıma. Ne yalan söyleyeyim sevdim. Şimdi keyifle kahvemi içmeye devam edeceğim.

27 Şubat 2010 Cumartesi

Cemal Nadir'i 63. Ölüm Yılında Analım mı?

17 Ağustos 1929 tarihli Akşam gazetesini okuyanlar, gazetenin üçüncü sayfasında, yeni bir karikatür kahramanıyla tanışırlar. Çağdaş Türk karikatürünün en ünlü isimlerinden Cemal Nadir'in Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Ömer Seyfettin'in hikayelerinden ilham alarak çizdiği Amca Bey'dir bu figür. Memleketimizde karikatürü sevdiren isimlerin öncüsüdür Cemal Nadir. Cemal Nadir'in karikatür konusundaki düşüncelerini ifade ettiği şu sözlerini çok severim: "Ben karikatürü bir güzel koku gibi insana bir an zevk verdikten sonra elde bir boş şişe veya sarı bir leke bırakıp havaya karışan bir marifet olmaktan başka türlü anlıyorum. O ne palyaçoluktur, ne de göbek attıran, çeneleri ağrıtan kahkahadır. Bence karikatür, insan beyninin muhtaç olduğu tebessüm ve tefekkürü (düşünceyi) temin eden bir güzel sanat olmalıdır." Ne hoş sözler değil mi?

Amca Bey, aynı zamanda insanların biblolarını satın aldığı ilk karikatür kahramanı olmuş. 1940 yılında Ressam Muhsin Rıfat tarafından bibloları yapılan Amca Bey'in bu başarısını, yıllar sonra Oguz Aral'ın efsanevi karikatür tiplemesi Avanak Avni tekrarlamıştı. Ayrıyeten Amca Bey adlı bir mizah dergisi 2.Dünya Savaşının ortalarında yayımlanmaya başlanmış ve 1944 yılına kadar da yayın hayatı devam etmiş.


Benim yazmak istediğim bir ilginç durum daha var. Ülkemizde ilk ve belki de tek mezar taşında bir karikatür varmış. Taşında karikatür olan mezar, 27 Şubat 1947 yılında, 45 yaşında, çok erken vefat eden Cemal Nadir'miş ve Zincirlikuyu Mezarlığı'nda, mezarının taşındaki karikatür de ünlü tiplemesi Amca Bey'den başkası değilmiş. Ortaköy'de bir sokağın adına "Amca Bey Sokağı" adı verilmiş. Acaba o sokakta oturanlar Amca Bey'i ve Cemal Nadir'in kim olduğunu biliyorlar mıdır? Biliyorlardır değil mi? Biliyorlardır... Umarım! Bu gün 27 Şubat ya Cemal Nadir'in 63. ölüm yılı. O halde rahmetle analım ünlü karikatüristimizi! Nur içinde yatsın daimi istirahathanesinde! Tabii en yakın dostu Amca Bey'le birlikte.


Cemal Nadir'in mezartaşı fotoğrafını, ÇROP'ta görünce, hemen kesip yazımın altına iliştirdim. Sahiden Amca Bey tiplemesi var işte... Mezar taşının üstünde.

28 Ocak 2010 Perşembe

Kaçmanın Her Türünü Severim. Bu Kez İşin Kolayına Kaçtım!

İlla kaçmak isterim bir yerlerden. Kimi zaman evden kaçarım, kimi zaman da ofisten. Tamam. Bu akşam değişik bir kaçma yolu deneyeyim öyleyse dedim ve işin kolayına kaçmaya karar verdim. Tatlı niyetine bir şey yapmaya heves ettim. Öyle şerbetli, hamurişi birşey olsun istemedim. Çocukluğumun pötibör bisküvili tatlısını yaptım. Bir kat pötibör bisküvi, bir kat puding. En kolay ve en hafif tatlı çeşidi. Hem işin kolayına kaçmakla keyiflendim, hem de on dakikada tatlı işim bitti. Dedim ki " Ağız tadı bukadar mı değişmez bir insanın? Bu kadar mı eski lezzetlerini arar?" Bizim zamanımızda binbir çeşit bisküvi yoktu ki. Ya pötibör bisküvileri çaya banardık. Ya da annemiz pötibör bisküvi üzerine kakaolu muhallebiyi dökerdi. Nasıl iştahla yerdik. Oh ya! Öpebilsem kendimi alnımdan öpecektim vallahi. Ne iyi akıl ettim. Çocukluğumun sütlü ve pötibör bisküvili tatlısı, bir ömre bedeldi.!

Bak şimdi. Yukarıdaki cümlemde değişmeyen ağız tadı deyince aklıma ne geldi. Hiç Tan Oral'ın Değişen Ağız Tatları başlıklı yazısına denk gelmiş miydin? Kadıköy'de bir lokantada yemek yiyordum. Bir yandan da, oradaki Yemek ve Kültür adlı dergilere göz atıyordum. İşte o dergilerden birinde Tan Oral'ın bu yazısı vardı. Yazısı anne yemeklerini hatırlamakla başlıyordu, eski ve yeni lokantaları mukayese ederek devam ediyordu. Sonra hazır yemekler çoğaldıkça, eskiden mutfakların, evlerin en geniş, en aydınlık, en iyi yerindeyken, sonradan iyice daralıp karanlıklaştığını söylüyordu. Tabi bunun en büyük sebebinin, çalışan kadınların mutfağı yavaş yavaş terk etmesi olduğunu düşünüyordu. Ancak günümüze geldikçe, hazır mutfaklar sayesinde evlerdeki mutfakların genişleyip, renklendiğini anlatıyordu. Eski ve yeni yemek pişirme alet ve usullerinden yağlara, eski ve yeni ekmek pişirme yöntemlerinden - ki bunu anlatıyorken Oktay Akbal'ın Önce Ekmekler Bozuldu kitabının altını çiziyordu- simide, çaya, kahve ve gazoza kadar geniş bir bakış açısıyla değişen ağız tadlarımızı anlatıyordu. Mesela kahve, çayın kayınbiraderi oluyormuş biliyor muydun? Yeminle ben Tan Oral'ın bu yazısını okuyunca öğrenmiştim.

Yazının sonlarına doğru, yemeklerin dünyayı dolaştığını, dolaşırken de yola çıktıkları yeri unutmadığını söylüyordu. Arnavut ciğeri, Çerkez tavuğu, Tatar böreği, Acem pilavı, Şam tatlısı, Laz böreği, Rus salatası gibi yemekleri örnek veriyordu. Ayrıca memleket içinde de durum farklı değildi. Çıktığı yerin ismini almış, İzmir köfte, Adana ya da Urfa kebap, Adapazarı ıslama köfte, Bursa iskender, Ankara tava gibi o kadar çok çeşit yemek adı vardı ki. Enteresan bir şey daha okumuştum. Kolaya kaçılarak yapılan yiyeceklerden biri olan sandviçin, kumarbaz İngiliz Bay Sandwich'in oyun masasından kalkmadan karnını doyurabilmek için uydurduğu ekmek arası peynir olduğunu ve tüm dünyaya oradan yayıldığını gene Tan Oral'ın bu yazısından öğrenmiştim. Bu güzel deneme yazısı tatlılarla bitiyordu. Tan Oral tatlıların lezzetli olduğu kadar şakacı olduklarından da söz ediyordu. Bunlara da Vezir Parmağı, Dilber Dudağı ve Kadın Göbeğini örnek veriyordu. Çizim dünyasının ünlü ismi yazısını şu fıkra ile sona erdiriyordu: Yamyam ailesi sofrada atıştırırken ufaklık boyuna konuşur, annesi de onu azarlar; annesi çocuğuna "ağzında biri varken konuşma!" der. Nasıl ama? Demek ki dünyanın her yerinde aynı yemek yeme adabı var:) Bunu da Tan Oral'dan öğrendim. Afiyet olsun.

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Bir Karikatüristin Hayatındaki Batık Tesadüfler

1904 doğumlu Ratip Tahir Burak, 1976'da vefat etmiş. Karikatürist ve çizgi roman ressamı diye tanıtılıyor vikipedi'de. Heybeliada'daki Denizcilik Yüksek Okulu'nu bitirmiş, Gülcemal adlı gemide hem çalışmakta hem de resim ve karikatür çizmektedir. Çizimlerini gören yolculardan biri ki o yolcu Lozan Konferansı'ndan dönmekte olan İsmet İnönü'dür, çalışmalarına Avrupa'da devam etmesini önerir karikatürcümüze. Dört yıllık kaptanlık hayatından vazgeçen Ratip Tahir Burak'a Paris yolu açılacaktır artık. Memlekete döndüğünde Demokrat Parti iktidarını sert eleştiren çizimler yapınca yargılanır ve Paşakapısı Cezaevi 16 ay kadar yeni ikametgahı olur. Buradaki gözlemlerini Hapishane Hatıraları adlı kitabında toplar.

Sayısız kahramanlık çizgi romanları çizen, karikatür sanatımızın ustalarından Ratip Tahir Burak'ın hayatı ilginç tesadüfler de barındırır. Mesela dört yıl çalıştığı gemi Gülcemal 1899 yılında, Gemanic markasıyla New York limanına bağlı bir kış gününde, kömür almak için günlerdir beklemektedir. Üzerindeki buz tabakası gemiyi ağırlaştırır ve batar. Ratip Tahir Burak'ın eskiden çalıştığı, hakkında şiirler ve türküler yazılan, resmiyle pulları süsleyen Gülcemal artık bir batıktır. Bir ilginç durum daha yazmalıyım. Amerika'dan dönerken Atlas Okyanusu'nda bindiği geminin batmasıyla ölen ünlü güreşçimiz Koca Yusuf'u da yaşıyorken çizen Ratip Tahir Burak'tır. Bir karikatüristin hayatındaki iki batık durumu, ne tesadüf değil mi?