juliette binoche etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
juliette binoche etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2020 Pazar

Ve Bazan Ve Mevsimler


Bazan hiçbir şey yapmaz, sessizce otururduk.

Bazan yağmur yağar, camlardaki tıpırtıyı dinlerdik.

Bazan "Hava ne sıcak," derdik.

Bazan yaz akşamları, cumbanın penceresinden giren bir pervane, lambanın çevresinde hızlanarak deli gibi dönmeye başlardı.

Bazan "Kar yağacak" derdi televizyon, ama yağmazdı.

Bazan "Hava bugün ne soğuk değil mi," derdik. 

Bazan uzaklarda  şimşekler  çakar, gök gürlerdi.

Bazan, özellikle yaz akşamları bir rüzgar çıkar, kapılar çarpardı.

Bazan sert bir rüzgar eser, pencerelerde uğuldar, soba borusunda da tuhaf bir ses çıkarırdı.

Bazan kar yağar, pencerelerin kenarlarında, kaldırımlarda tutardı.

Bazan "Resmine bakalım mı Füsun?" derdim ben ve bazan bakardık ve o zaman Füsun'la yaptığı resme bakarken, her zaman mutlu olduğumu anlardım.


Orhan Pamuk/ Masumiyet Müzesi / Bazan/S.443-450
Juliette Binoche/Blue


13 Aralık 2019 Cuma

Hayatın Muayyen Günleri

Kalem çekerdi gözlerine. Hiç görmediğim, bilmediğim bir renkte kalem. 
"Gidiyor musun?" diye sorardım usulca. Cevaplamazdı beni. 
Eğilir, kasetlere bakar ve aynı şarkıya uzanırdı: It's Now or Never." 
Gitmenin Şimdi'si ile Asla'sı arasında ben bir menekşe iskeleti gibi kalırdım. 
Anahtarını almadan çıkardı evden.


Cila sürerdi tırnaklarına. Hiç görmediğim, bir marka cila. 
"Ayrılıyor muyuz?" diye sorardım usulca. Cevaplamazdı beni. 
Eğilir, kasetlere bakar ve hep aynı şarkıya uzanırdı: Rape Me. 
Ayrılıkta Taciz'le O'nun arasında ben güneş yanığından sıyrılıp alınan ölü deri gibi kalırdım. "Yenmek mi basit, yenilmek mi?" diye düşünen bir asker gibi kalırdım. 
Hoşçakal demeden çıkardı evden.



Jölelerdi saçlarını. Hiç görmediğim, bilmediğim parlaklıkta bir jöle. 
"Başka biri mi var?" diye sorardım usulca.  Cevaplamazdı beni. 
Eğilir, kasatlere bakar ve hep aynı şarkıya uzanırdı: Industrial Disease.  
Başkalarının gözlerinde Tüketmek'le Tutku arasında beni Leyla'ya Mecnun, Mecnun'a Leyla olan joker bir aşık gibi kalırdım. "Boşalmak mı güzel, dolmak mı?" diye düşünen bir bardak su gibi kalırdım. Kapıyı çarpmadan çıkardı evden. 


-PARAGRAFLAR- 
Küçük İskender - Balık Burcu Hikayeleri  
Hayatın Muayyen Günleri(S.11)

-KARELER- 
Ölesiye 1992 (Damage)
Juliette Binoche - Jeremy Irons



9 Kasım 2015 Pazartesi

Ve Bazan Ve Sessizlik


Bazan hiçbir şey yapmaz sessizce otururduk.
 



Bazan yağmur yağar, camlardaki tıpırtıyı dinlerdik.




Bazan çok uzun bir süre susardık.
 
 
 
 
 
 Bazan yalnız biz değil, sanki bütün şehir sessizliğe bürünürdü.
 
 
 
-not-
fotoğraflar krzysztof kieslowski'nin üç renk mavi'den,
cümleler orhan pamuk'un masumiyet müzesi'nden

4 Kasım 2015 Çarşamba

Yoksa Ben Özenti Biri Miyim? Az Bile... Feciyim!



Son günlerde  Juliette Binoche'un filmlerini seyrettim.
Zaten oldum bittim çok beğenirim.
Tamam...
Az sonra kuaföre gideceğim.   
Saçlarımı  kestireceğim.
Ah, benim deli gönlüm! 
Biliyorum,  saçlarımı Juliette Binoche modeli kestirmeye heves edeceğim!!!

Yoksa ben özenti biri miyim?
Tamam, söylemeyin... Biliyorum...
Feciyim!



Bazan topuz yapabilirim.


Bazan dağınık bırakabilirim.



Hey!.. Bu pozu bile verebilirim:)


9 Ekim 2012 Salı

Kahve Molası - Bağlasalar Duramam!


Az önce kahve molası verdim. Sabahtan beri ofisteyim. Nefes almadan nasıl çalıştım anlatamam. Az sonra dışarı çıkacağım. Akşama kadar arazide olacağım. İyice yorulacağım, eminim. İyi ama... Madem şimdi şu anın içerisindeyim. Kahve molamın hakkını vermek niyetindeyim. Kahvemi kokladım. Hımm... Mis! İki yudum hüplettim. Oh! Nefis!... Du bi... Attila İlhan'ın Sisler Bulvarı adlı kitabı var elimde. Kararlıyım. Mola esnasında Sisler Bulvarı'na doğru süzüleceğim. Tamam... Hem kahvemi içmeye, hem kitabın arkasındaki yazıları okumaya başladım bile. "Düşlenen, tümüyle düşsel olan sevgililer, topu topu üç geceye sığdırılan, doyasıya yaşanamayan aşklar, gözlerinden yıldız rüzgârları geçen sevgililer, Paris sokakları, limanlar, yolculuklar, deniz insanları... ve Anadolu; uzun havalar, halk türküleri... Sisler Bulvarı'yla başka dünyalara yolculuğa çıkacağız şimdi; Emperyal Oteli'nde üç gece kalacağız, biraz mehtabı içeceğiz, içimizde isyanlar çıkacak ve Sisler Bulvarı'nda öleceğiz." Eyvah!... " Sana bir şey söyleyeyim mi,  eğer ben bu kitaba, Sisler Bulvarı'na  dalarsam var ya,  "çocuklar gibi sevdim devler gibi ıstırap çektim.. damarlarımda dünyanın bütün rüzgârları.. harplere, açlıklara, yalnızlığıma rağmen.. anamdan yolcu doğmuşum..  neyleyim..   gurbet dedim..  vatan dedim.. hürriyet dedim."   diyebilirim. Bünyem fena halde abatmaya müsait. Gelmişi geçmişi, işi gücü unutup, pat diye  Şahane Serseri olmaya niyetlenebilirim. Ruhumu firar edebilir, anında  Emperyal Oteli'ne  gidebilirim. Otelin penceresinde durabilirim. Pia'ya  "ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın.. ellerini bir tutsam ölsem.. böyle uzak uzak seslenmese.. ben bir şehre geldiğim vakit.. o başka bir şehre gitmese" diye seslenebilirim. Yoo...  Şiirlerin menzilinden hemen çıkmalıyım. Çok işim var. Derhal yola koyulmalıyım! Şimdi bu şiir sarhoşu vaziyetimle... Jules Verne'nin Esrarlı Adası'na mı, yoksa Stevenson'un Define Adasına mı gideceğim acaba?  "rüzgâr kendini yerden yere vuruyor.. kırık dökük yıldızlar belirdi uzaktan.. /..../ yedi dağın yolları kalbimden geçer.. salkım salkım mısralar gelir içimden.. dudaklarımda yağmur damlaları.. alır beni yollar beni alır gider." Peki...  Attila İlhan'ın ortaokul yıllarında yazdığı ilk romanının adıdır ya...  Merih'e Seyahat... Şiir çarpmasına uğramam an meselesi... Şahane Serseri ha oldum ha olacağım. Dünya kesmez artık beni...  Merih'e Seyahat bile edebilirim.  "yolumdan çekil yavrum.. bağlasalar duramam"   Kahve molam bitti. Gitmeliyim.



NOT: Attila İlhan'ın, Şahane Serseri-  Emperyal  Oteli  ve Sisler Bulvarı adlı şiirlerinin bazı dizlerini alıntıladım.


7 Mayıs 2012 Pazartesi

Kahve Molası - Şahsımın Küçümsenecek Vaziyetleri / Cimriyim!




Az önce kahve molası verdim. Sabahtan beri işten güçten başımı kaldıramadım. Kendimi ödüllendirmek istedim. Ne yapabilirdim? Canım nasıl çikolata istedi anlatamam. Hımm... Çekmecemi açtım. Kenarını köşesini araştırdım. Of! İki parça çikolata buldum çok şükür! Du bi... Bu çikolata ve kahvenin eşliğinde güzel bir hayal kurmaya girişmeliyim dedim. Bir parça çikolatayı ağzıma attım. Hemen aklıma  Juliette Binoche ile Johnny Deep'in başrolde oynadıkları Çikolata adlı filmi aklıma getirdim. Hımm... Şahane bir film değil midir? Sana bir şey söyleyeyim mi ben var ya bu filmi asla yanımda biri olsa seyredemem. Mümkün değil! Bu filmi illa tek başıma seyretmem gerekir.  Filmin adında çikolata varsa, seyrederken çikolata yemeden durabilir miyim? Yoo.. Duramam...  Çok iyi biliyorum. Kaç kere denedim. Hatta birden çok çikolata yerim. Ben bu filmi kimseyle seyredemem. Yoo... Seyredemem. Gerçekten. Kendimi bilirim. Bak... Çikolatayı çok severim. Ayrıca ben bir çikolata cimrisiyim. Yanımda arkadaşım olursa, elimdeki çikolatayı onunla paylaşmam gerekir. Yapamam!.. "Bu yaşta yapılır mı böyle şeyler?" deme lütfen! Yaşa başa bakmıyor bazı şeyler...  Veee... Bilirsin... Maalesef bazan oluyor bende böyle haller. Az önce Berna'nın ayak seslerini işittim. Elimdeki çikolatının son parçasını hemen ağzıma attım. İşle ilgili bir soru sordu. Evet, diyemedim. Ağzımdaki çikolatayı anlamasın diye cevap veremedim. Başımı emme basma tulumba gibi yukarı aşağı salladım. Gözlerinin içine öyyyleee boş boş baktım.  Durdu. "Ne güzel çikolata kokmuş odanız. Kahve çikolatalı mıydı acaba?" dedi. Gerisin geri gitti. Biliyor musun, çikolata boğazıma kaçtı. Feci şekilde öksürdüm. Berna gerisin geri geldi.  "Cuma günü siz yoktunuz. Sigorta genel merkezinden misafirlerimiz geldiler. Eli boş gelmemişler. Bunu getirdiler." dedi.  Elindeki koca çikolata kutusunu masama bıraktı. Ben... Hımm... Hiiiç boğazıma kaçarsa gene diye düşünmedim. Deli gibi kutunun ambalajını açtım. Yemeğe giriştim. Of, ne Berna'ya ne ofistekilere bir gıdım bile çikolata vermedim. Paylaşmanın güzelliğine her daim inanırım. Ama iş kitap ve çikolataya paylaşmaya gelince... Ne yapabilirim? Biliyorum. Durumum feci!.. Kabul ediyorum. Cimriyim!


11 Ocak 2011 Salı

Ne Yalan Söyleyeyim, Muhabbet Filmlerini Çok Severim.

 

Yooo, ben bu filmi çok sevdim. Aslı Gibidir filmin adı. İlla ki duymuşsundur.  Aslında bir  arkadaşım seyretmiş. "Hiç beğenmedim. İçim daraldı. Hep konuşma.. Hep konuşma.. Dört kişiyle film çekmişler." demişti.   Demişti  demesine ama vallahi gönlüm ferman dinlemedi.  Yüreğim taa derinden doğrudan kulağıma seslendi..."Sen muhabbet filmlerini seversin. Aldırma söylenenlere... Git!" dedi. Gittim. Of, iyi ki bu filmi seyretmişim. İnan bana muhabbetin içine düşecektim.  Yoo.. Bir defa seyretmek bana yetmedi.  Ben bu filmi bir daha seyrederim. Kesin!


18 Şubat 2010 Perşembe

Bazı Filmleri Kimseyle Seyredemem!..

Her film herkesle seyredilir mi? Yoo! Seyredilmez! Bazı filmleri tadını çıkara çıkara, lezzetine vara vara tek başıma seyretmem gerekir. Misal, Juliette Binoche'un oynadığı Çikolata adlı film bunlardan biridir. Filmin adında çikolata varsa, seyrederken çikolata yemeden durabilir miyim? Yoo.. Duramam... Mümkün değil. Hatta birden çok çikolata yerim. Çok iyi biliyorum. Kaç kere denedim. Ben bu filmi kimseyle seyredemem. Yoo... Seyredemem. Gerçekten. Bilirim kendimi. Israr etmeyin lütfen! Bakın... Çikolatayı çok severim. Ayrıca ben bir çikolata cimrisiyim.Yanımda arkadaşım olursa, elimdeki çikolatayı onunla paylaşmam gerekir. Yapamam!.. "Bu yaşta da yapılır mı böyle şeyler?" demeyin! Ne var?

Sinemaya neden gidilir? Büyülenmek için... Hayran olmak için... Çocuk olmak için... Bu filmi kimseyle seyredemem! Çikolatamı da kimseye vermem! Bana ne! Vermem işte! Vermem!