Bu ev bir açık sinemanın bahçesindeydi.
“Yok canım daha neler!” demeyin sakın. Gerçekten öyleydi.
Bizim taşındığımız apartman, sinemaya bitişik bir binaydı. Birinci katta oturuyorduk. Üst katların değil, yalnızca bizim katın sinema salonuna doğru uzanan kocaman bir balkon çıkıntısı vardı. Adeta bir loca…
Gözlerim o zamanlar fena halde bozuktu, tam beş numara. Bu durum film seyretme hevesimi zerre azaltmazdı. Sinemada haftada iki kez film değişirdi. Her akşam aynı filmi seyretmekten bıkmazdım.
Annem gözlerimin bozukluğunu her gece film seyretmeme bağlardı. Çok kızardı.
Ben de hemen seyrettiğim filmlerden ezberlediğim birkaç repliği taklit ederdim:
Mesela bir anda Türkan Şoray oluverirdim. Elimi dramatik bir hareketle gözlerimin üzerine götürür, başımı yana eğer ve keder dolu sesle haykırırdım:
Ya da Aysecik olurdum. Annemin önünde diz çöker:
Annem dayanamaz, kızmaktan vazgeçer… Hatta kimi zaman kahkahayla gülerdi;
- Şımarık kız! Haydi yatağa! derdi.
Yatar gibi yapardım. Sonra gizlice balkona kaçardım. Görünmez bir köşeye tüner, gizli gizli, sanki ilk kez seyreder gibi büyük bir iştahla, o geceki filmi seyrederdim..
Annemden saklı yapıyorum ya Yarabbim o ne şahane bir histi!..
Neden anneden gizli çevrilen işler, insana bu denli haz verirdi ki?
Heyy! Çocukluk ne güzeldi:)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder