Yeminle o güne kadar ömrümde Cimilli İbo diye birini duymamıştım. O gün... Bizim şehrin köylerinden birinde yaşayan Fatma Hanım'a uğrayıp, ev yoğurdu ve köy yumurtası alma niyetindeydim. Arabamı köyün girişine bırakmış, şahane hava var, diyerek keyifle yürümeye girişmiştim. Fatma Hanım'ın evi köyün taaa öbür ucundaydı ama ne gam... Köyün havası nasıl temizdi anlatamam... Misss.. Miss... Mevsim kış, ay Ocak olunca... Evet... Feci ayaz vardı. Tamam... Rüzgâr yüzümü ısırsa bile ne olacak ki? Berem başımda, paltom sırtımdaydı... Hımmm... Sadece... Şeyy... Ayaklarımda gene bez ayakkabılarım vardı. "Olsun varsın... Bişeycik olmaaaazz! Soğuk havadan insana zarar gelmeezzz... Açık ve temiz havada yürümek bünyeye şifadır... Şifaaa..."
İşte böyle kendimi gazlaya gazlaya yürüyüp gitmiştim. Efendime söyleyeyim… Nihayet Fatma Hanım’ın evine varmıştım ki… Resmen kapı duvar... Kimse yok. Tam o esnada komşusu camdan başını uzatıp: “Fatma Hanım kızına gitti,” demesin mi? Bir an öylece kalakaldım. E tabii… Haber vermeden gidersem olacağı buydu 😄 Aman neyse... Moralimi bozmadım gene. “Sağlık olsun” deyip döndüm gerisingeriye.
Bu sefer aynı yoldan dönmeyip köyün bilmediğim bir patikasına saptım. Yolu epeyce uzatmıştım. Bugün gibi hatırımda... Bez ayakkabılardan sızan soğuk içime işlemişti. Hayır, ayağımda kalın postal olsa bile inanın fark etmezdi. Nasıl ayaz, nasıl rüzgar vardı anlatamam. Zehir zemberekti mübarek... Yeminle çenemin titrediğini hissetmiştim. Donmuştuuuum.. Donmuştumumm... Allahım, üşümek ne güzel bir histi!..
Önce müziği işitmiştim. Sonra onları görmüştüm. Bilmediğim bir evin bahçesinde, tanımadığım üç kadın, el ele tutuşmuşlar, müziğin ritminde oynuyorlardı. "Seni kafama taktum atma atamayirum... Cirdun rüyalaruma yatma yatamayirum..." Bakın... Hayatta kalkıp göbek atan tiplerden değilim. Asla. Yok... Küçümsediğimi sanmayın... Bilakis bayılırım kapı gıcırtısında bile kalkıp oynayanlara... Becerebilsem... Kimse tutamaz beni... Beceremediğim için görüntü kirliliği yaratmak istemiyorum yani, bilmem anlatabildim mi?
Allahım müzik o kadar güzeldi ki... Tam Karadeniz ezgileri... Fıkır fıkır... "Evlerinin önüne susam ekerim susam... Kaçiracağum seni firsatini bulursam..." Üç kadın... Üç ayak oynuyorlardı. Beni görünce durmuşlardı... Müzik en çılgın ritmiyle devam ediyordu. Ben ne yapmıştım bilin bakalım? Omuzumdaki çantayı bahçe girişinin kapısına astığım gibi o tanımadığım kadınlardan birinin elini tutmuştum... "Hiç durma! Devammm! Devammm!" demiştim. Oynamaya başlamıştım. Oynamaya başlamıştık. Dört kadın... Soğukta... Bahçede... "Beni yaktuğun gibi da elleri de yaktun mi? Seni kafama taktum sen da beni taktun mi?" Rivrivri rivrivri rivrivri...
Şaşırmışlardı tabii... Hayatlarında görmedikleri, yoldan geçen yabancı bir kadın bahçelerine giriyor, ellerinden tutup onlarla üç ayak oynamaya girişiyor. Üç ayak bir horon çeşidi. Bakın, öyle göbek havası filan bilmem ama üç ayak deyince üzerime kimse tanımam... Hastasıyım üç ayağın... Öyle böyle değil...
Çıkarmıştım cebimden beyaz peçetemi... Başlamıştım sallamayaa... "Hadi hanımlaaar! Hop! Hop! Bir öne - iki öne - üç öne -Yehohohooooo!"
"Seni kafama taktum atma atamayirum... cirdun rüyalaruma yatma yatamayirum..." Bizim omuzlar, ayaklar, kollar... Ohooo... Hava mı soğuk? Nerdeee? Yanaklar pancar olmuştu... Pancarrr! Abartmakta üstüme yoktur tabiii... Bir türlü durmuyordum... Horon üç ayaktan çıkmıştı... Deli horona dönmüştü... Neyse ki müzik bitmişti. Herkes kendini bahçede bulduğu bir sandalyeye atmıştı. En son hatırladığım... Nefes nefese... "Kim bu?" demiştim. Bilmiyor musun? der gibi hayretle bana bakmışlardı. Sıcak nefesleri tüte tüte.... "Cimilli İboooo!" demişlerdi.
Bir dakika, ben niye anlattım şimdi bunları? Olanlar gerçek miydi ki? Yoksa o soğukta, ısınmak için uydurduğum bir hayal mi? Emin değilim. Ama eğer hayalse… Adını hiç duymadığım Cimilli İbo’yu nereden biliyordum peki? Ya o şarkıyı?.. Beni yaktuğun gibi da elleri de yaktun mi? Seni kafama taktum sen da beni taktun mi?
Mutlu bayramlar olsun, e mi:)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder