27 Mart 2026 Cuma

"Mesele esir düşmekte değil / Teslim olmamakta bütün mesele "

 

Bazı filmler vardır, hikâyesinden çok bir sahnesi kalır insanın içinde. Charlie Chaplin’in Sahne Işıkları filmi tam olarak böyle.

Yaşama tutunmaktan vazgeçen bir genç kadın… Ve ona, neredeyse unuttuğumuz bir şeyi hatırlatan bir adam.

— Eğer korkmazsan yaşam harikadır.

— Bir daha dans edemiyeceğim, ben sakat bir kızım.

— Bunu kendin uydurdun. Sonra da inandın. Yoksa savaşırdın.

— Doğru değil...  Hayatta savaşmaya değer ne var ki?

— Bak itiraf ettin işte! Yaşamaya değer ne varmış? Her şey! Yaşamın kendisi! Bu yetmez mi? Yaşamak... Acı çekmek... Zevk almak... Uğruna yaşanacak ne mi var? Yaşmın kendisi tek başına muhteşemdir. Hayat muhteşem bir şeydir... Bunu denizanaları bile birlir.... Savaşacak ne varmış? Hıh! Üstelik senin bir sanatın var.

— Bacaklarım olmadan dans edemem...

— Bak, kolsuz bir adam tanıyorum. Sadece ayak parmaklarını kullanarak kemanla sonat çalıyordu bu adam.  Sorun şu ki sen savaşmıyorsun, pes ediyorsun! Sürekli olatak hastalık ve ölümü düşünüyorsun. 

Anla! Anla! Ölüm kadar kaçınılmaz bir şey daha var. O da yaşam! Yaşam! Yaşamın ta kendisi. Evrendeki gücü düşünsene... Dünyayı hareket ettiriyor... Ağaçları büyütüyor. Senin içinde de aynı güçten var. Sadece kullanma cesaretin ve onu kullanma isteğin olmalı."

Belki de mesele hiçbir zaman başımıza gelenler değildir.Mesele, onlara ne kadar inandığımızdır.

Çünkü insan bazan yürüyemediği için değil, vazgeçtiği için durur. Kritik soru şu... Gerçekten yapamıyor muyuz, yoksa çoktan vaz mı geçtik?

Sanırım  hayat… ısrar edeni sever.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder