çağan ırmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çağan ırmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2021 Cumartesi

Seyrettim. Seyrediyorum. Seyredeceğim.

 
Senaryosunu Levent Cantek'in yazdığı, yönetmenliğini Çağan Irmak'ın yaptığı Yeşilçam'ın 2. sezonunu sabırsızlıkla bekliyordum.  28 Ekim'de gösterime girdi.  Durur muyum? İlk 5 bölümünü bir oturuşta seyrettim. Aşk, heyecan, polisiye, eski zamanlar, unutulmayan şarkılar...  Nasıl denir?  Ayakları yerden kesen... 32 kısım tekmili birden:)  Devamının takibindeyim.


Hayret edilecek şey! Bu diziyi nasıl gözden kaçırmışım?  Mizacım gereği abartmayı severim. O nedenle  oldum bittim dizilere mesafeliyim.  Misal bu dizi 3 sezonmuş. Her sezonda 8 bölüm varmış.  Bilseydim başlar mıydım:)
Dün gece başladım seyretmeye. Ve durduramadım kendimi... Seyrettim. Bitti. Seyrettim... Bitti... Derken...  5. bölümde uyuyup kalmışım.  Çok sevdim. Az sonra başlarım seyretmeye... Birinci sezonu tamamlarım:)

11 Ocak 2011 Salı

Ağaca Güzelleme..


“Yoo..” dedim.. “ Yoo.. Olmaz bu kadar.. Yeter ama.. Evde çalış.. İşte çalış.. Nedir  bu kuzum? Çalışmak için mi geldim dünyaya.. Ha ben... Ha köle Isaura! Ne farkım var benim  Allahaşkına! Aklımdan aynen bunlar geçiyordu. Artık canıma tak etmişti. Eski yılın son günlerinde iyice debdebelenen işlerim, yeni yılın  ilk haftalarına da  sarkınca ve yaklaşık üç haftadır gece ortalarına kadar ofiste ha babam  teklif hazırla, de babam yenilemeleri toparla, ha babam rakiplerle mücadele et, de babam hanımlığını da aman ha muhafaza et diye  telkin ede ede  delik deşik etmiş olduğum  ruh ayarımı “gücenmeyeceksin, kırılmayacaksın kızmayacaksın, sinirlenmeyeceksin, öfkelenmeyeceksin, müşteri hep haklıdır'a kurarak  akort  etmiştim. İyi de her akortta ruh tellerim gerildikçe gerilmişti iyice. Boğazımda bir el hissediyordum.  Biraz daha böyle devam edersem nefes alamayacakmışım gibiydi.  Bugün akşam üzeri elimdeki son işimi de sağ salim bitirince, koltuğumda arkama yaslandım.  Sorarım sana? Hayat mıydı bu?  Değildi biliyorum. Hatıralar değil hafakanlar  basmıştı dört bir yanımı. Tamam hafakanlar basmıştı basmasına ama diğer yandan işimi yapıyordum. İşimin gereği menfaatlerim hafakanlarıma oranla daha ağır basıyordu tabii...  O nedenle sesimi çıkarmadan çalışıyordum. Ama sıtkımın sıyrılma vaktine gelmiştim demek ki! Neden mi? Allahım, son günlerde ne şöyle  keyifle kahve hüpletebilmiştim  ne de  adamakıllı bir hayal kurabilmiştim. Edip Cansever’in dediği gibi yoktu ki düş kuracak vakit bile..  Yok bu dize beni kesmemişti.  Gülten Akın'ın "kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya"  dizesini akıl süzgeçimden geçirerek sinirlerimi  iyice törpüledim. Şair "Ne kadar doğru söylemiş!" dedim kendi kendime. Halim aynen böyleyken böyleydi işte. Ok yaydan çıkmış gibi  fırladım yerimden. Nuh nebiden kalma kadife ceketimi giydiğim gibi sırtıma... Çantamı attığım gibi omuzuma... Kimseye bir şey demeden fırladım ofisten...  Apartmanın dış kapısından çıkınca, kış ayazı bir tokat gibi çarpınca suratıma azıcık kendime gelir gibi oldum. İyi geldi ne yalan söyleyeyim. Sahile doğru yürüdüm. İşte tam o anda  yaprakları dökülmüş o yapayalnız ağacı gördüm. Sen Çağan Irmak'ın çevirdiği son filmi seyretmiş miydin? Prensesin Uykusu... Hani o filmde bir kütüphanede çalışan ve masal dünyası gibi herşeyi iyiliğinden gören Aziz vardır hatırlar mısın? Nedense ağacı görünce Aziz'in filmde ağaca sarılması geldi gözümün önüne... Usulca sağıma soluma bakındım. Çevrem ıssızdı. Kollarımı kocaman açtım. Ağacı kucakladım. Kulağımı dayadım ağacın muazzam gövdesine... Yüreğini dinledim. İnan bana tık tık atıyordu yüreği. Ve bil bakalım bana ne dedi? "O kadar yalnızdım ki, iyi ki geldin!"