tutunamayanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tutunamayanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2021 Çarşamba

İki Dandini Bir Dastana

 

Anlatayım mı anlatmayayım mı uzun zaman karar veremedim. Yeminle Oğuz Atay'ın yalancısıyım. Meğer dandini dandini dastana, danalar girmiş bostana dediğimiz tekerlemedeki dandini ve dastana kardeşlermiş. ☺ Çok güldüm. 

Son günlerde hep yollardayım. Haybeye  direksiyon sallamayayım, bir kitap devireyim istedim. Ceketimin düğmelerini ilikledim. Yıllardır okumaya niyetlenip beceremediğim Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ını storytelden dinlemeye başlayıverdim. 

İşte  Tutunamayanlar'ın bir bölümünde Oğuz Atay, Kutluğ Dandini ve Fargus Dasdana'dan söz ediyor. Meğerse, Dandini ve Dastana, İ.S 7. yüzyıla ait efsanede anlatılan Hartug'un oğullarıymış. Meğerse Hartug hristiyanlığı yaymak için Mezopotamya'dan Nevşehir'e göç etmiş. Hatta Nizip dolaylarındaki bir mağarada, baba Hartug'un  kabartma heykeli bile varmış. Heykele bakılırsa, iri yarı, uzun ve kıvırcık sakalları olan bir adammış. Vay canına sayın seyirciler:)

Neyse... Benden bu kadar.  Merak eden  gugıllar gerisini öğrenir nasılsa... 

İyi yazarlar işte böyle ezber bozarlar. Bayıldım Dandini ve Dastana'nın  kardeş olmasına. Hahha!  Efsane! ☺ 

26 Mart 2012 Pazartesi

Kahve Molası - Ey Aşk, Geldinse Üç Kere Vur!


"Güncel Türk edebiyatının değerli isimlerinden Murat Gülsoy, Yekta Kopan ve Ayfer Tunç ile İKSV Salon’da edebiyat günleri devam ediyor. Can Yayınları işbirliğiyle gerçekleştirilen Ubor Metenga Buluşmaları’nın üç öykü ustası, Tomris Uyar’ın Dikkat Kırılacak Eşya adlı öyküsünü özümleyecekler. 27 Mart 2012, Salı gecesi saat 20.00'de gerçekleşecek bu oturum da her zaman olduğu gibi tüm edebiyatseverler için ücretsiz!"

Az önce  yukarıdaki haberi  okuduğumda yüreğimde acayip bir ürperti hissettim. Tomris Uyar'ı çok severim. Ayfer Tunç, Murat Gülsoy, Yekta Kopan'ın düzenlediği bu edebiyat ortamına, Ubor Metenga Buluşmaları deniyor ya... Oğuz Atay'ın kitaplarını okumadım ben... Bu sebeple kendimi suçlu hissediyor olabilir miyim? Ubor Metenga Oğuz Atay'la ilgili tabii... Oğuz Atay'ın bütün kitaplarını satın almıştım. Seneler senesi karşıdan karşıya bakışıyoruz. Arada elime alıp sayfalarının arasında usulca dolanıyorum. Okumuyorum. O gün gelecek elbet. Bekliyorum. Özel bir süreç olacak. Biliyorum. Tutunamayanlar bana elini uzatacak. Okumaya davet edecek. Kitap anlıyor beni.  Vaziyetimin farkında. Henüz hazır değilim. Öyle hissediyorum. Biraz daha pişmeyi bekliyorum. Oğuz Atay'ın sadece Beyaz Mantolu Adam adlı öyküsünü bir ay önce okumuş, çok etkilenmiştim. Hatta, daha önce okumadığıma nasıl sevinmiştim anlatamam. Seneler senesi yaşamı hakkında denk geldiğim her yazıyı okuduğum, fakat kendi yazdığı hiç bir kitabını okumadığım yazardı Oğuz Atay. Okur olmanın cilvesi belki. Bazı kitapları kendi yüreğimde demlenmeye bırakıyorum. Acele etmiyorum. Haz alarak okumak istiyorum. Ne olacak ki? Şu fani dünyanın hangi nesnesinden haz alabilmeyi becerebiliyorsam, kıymetini bilmeliyim. Bak, yıllardan sonra, özlemini çektiğim bir öyküsünü okudum işte... Oh, nasıl güzel geldi, anlatamam. İyi ki sabretmiş, iyi ki kitaplarını hemen okuyup bitirmemişim. Gene de içimin bir yanı suçluyor beni. Resmen gözümü korkutuyor. Yüreğimi hoplatıyor. "Okunacak o kadar kitap var ki, ne demek beklemek? Elindekileri oku, bitir, tüket!" diyor. Babasından çok korkan gene de inatçılık yapmaktan geri durmayan afacan bir kız çocuğu gibi direniyorum. Bekleyeceğim.



Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Edip Cansever...  Benim şairlerim!... Üçünü de nasıl severim!.. Bu üç şairimin ilham perisi kim peki? Elbette, Tomris Uyar. Ayrıca... Fena halde öyküsever biriyim. Memleketimin sevdiğim öykücülerindendir Tomris Uyar. Ubor Metenga Buluşmaları bu kez Tomris Uyar için yapılacak öyle mi? Acaba gitmeyi hayal etsem mi? Bakma bana sen... Gitmekten çok, gitmeyi hayal etmeyi severim. Hey!.. Yüreğim bir kuş kanadı gibi pır pır etmeye başladı bile...  İyi de... Gitmeyi hayal edince bile... Gene nedensiz acayip bir korku hissettim. Acaba niye?

"Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı
Ama geğikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk."

Biliyorum, eğer Tomris Uyar nedeniyle Ubor Metenga Buluşmaları'na gidebilirsem... Gece orman olur üzerime... Bu yazıda adı geçen sevdiğim şairler ve yazarlar geliverirler... Düşüveririm peşlerine... Kimsenin ruhu duymaz gecenin ormanını... Korkuyu kovarım Turgut Uyar'ın Geğikli Gece şiirinin dizeleriyle...

"Geğikli geceyi hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
Hepimizi vakitten kurtaracak."

Elimdeki kahve fincanından son yudumu koklayarak içiyorum.  Kahve molamı bitirmeden hayal kuruyorum. Eğer gidebilirsem var ya... Geğikli Gece'nin son dizesi gibi... 

"Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum."

8 Kasım 2011 Salı

Korkuyu Bekliyordum ki! Yerine Beyaz Mantolu Adam Geldi.


Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar adlı romanının seneler önce satın aldım. Okumadım. Kitapla aramızda mesafeli bir ilişki var. Arada elime alıyorum. Sayfalarını dalgalandırıyorum. Kitap hoşlanıyor bundan farkediyorum. Sonra her defasında tuhaf bir endişeyle, usulca yerine bırakıyorum. Doğrusu Oğuz Atay hakkında elime geçen her yazıyı ve kitabı okumuşumdur.  Yani yazarın efsanesini iyi bilen ama tek kitabını okumayan biri olduğumu mahcubiyetle itiraf edebilirim. Sadece babasına yazdığı mektubu okumuştum.  O kadar.  Nedense  korkuyorum.  Sanırım kitabın beni çağırmasını bekliyorum. Vardır benim böyle tuhaf hallerim. Kitapları elime aldığımda okunmak isteyip istemediğini hissedebildiğimi düşünüyorum. "Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli" mi demeliyim, yoksa "elbet bir gün buluşacağız"ı mı,  misal vermeliyim? Bilmiyorum. Ya da kitabın bana sürpriz yapmasını, beni şaşırtmasını, beklenmedik bir anda karşıma çıkmasını bekliyorum. Böyleyim işte. Zorlamam kendimi illa okumalıyım diye. Kitapla ilişkimi önemserim. Hele yazarı çok özel biri ise... Memleketimin öncü edebiyatçısı ise... İlla okuyacağım diye dalamam kitaplarına... Onun davet edeceği saatini beklemeliyim... Neyse... Cuma günü İstanbul'dan bizim köye otobüsle dönmem gerekti. Elimde kitap yoktu. Kitapçıya girdim. Girer girmez tuhaf bir illüzyonla gözümün  ilk gördüğü  kitaba doğru yürüdüm. Kitabın adını okudum.  Korkuyu Beklerken'di. Yazarını bilmez miyim? Oğuz Atay'dı tabii. Zaten kapağında Oğuz Atay'ın bir fotoğrafı vardı. Kitabı elime aldım. Beklemeden kasaya gittim. Satın aldım. Otobüse bindim. Koltuğuma yerleştim. Kitabı açtım. Okumaya başladım. Bu bir öykü kitabıydı. İlk öyküsünün adı Beyaz Mantolu Adam'dı. Normalinde bu öykü adını okuduğumda "Adam manto giyer mi? Pardesü ya da palto denmeliydi." diye aklımdan geçirebilirdim. Asla geçirmedim. O kadar çok yazı okumuş, video seyretmiştim ki bu öyküyle ilgili. Sadece hüzünlü gülümsedim. Sonra Oğuz Atay'ın yukarıdaki beyaz pardesülü fotoğrafını hatırladım. Ardından ise Lale Müldür'ün bir şiirini... Der ya hani... "bana gelince ben... hazan yüzlü bir adamı aradım hep... bir sonbahar günü beyaz pardesüyle... kurumuş yaprakların üstünden... kapımı çalmasını bekledim..." O misal... Hazan yüzlü, beyaz pardesülü adamın bir kitabı, kurumuş yaprakların üstünden, ne yaşayacağımı bilmeden kapımı çalmıştı işte... Keşke ilişkiler gibi kitapları da aceleyle tüketmesek, sabredebilsek... Herşeyin yeterince keyfine varılabilsek... İyi de şiir nasıl devam ediyor peki? Diyor ki Lale Müldür... "gelse ne olacaktı... onu bilmiyordum ya... olanaksız bir şey istediğimin farkındaydım... yine de gemilerde, otobüslerde, uçaklarda... onu aradım..." Yoo.. İyi ki beklemişim zamanını...  Senelerce bekledim. İyi ki beklemediğim bir anda Oğuz Atay'ın bu kitabı karşıma çıktı... Hiç korkmadım.  Bu kitabın en son cümlesi şuydu: "Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?" Bu soruyu bana soruyordu. Kitabın kapağını kapattım.  Yüzüme yaklaştırdım. Kokladım. Sonra usulca fısıldadım... "Ben buradayım sevgili yazar, sen de yanımdasın. Eminim."  

Oğuz Atay'ın öykülerini sevmek mi? Hiç yabancılık çekmedim ki... Öykülerine tek kelimeyle bittim.  

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Kitap Tutunamayan Aşk Hikayesini Öğrenmemi Bekledi Galiba...


 
 
Haluk Oral'ın Şiir Hikayeleri adlı kitabını okuyordum. Sıra Tutunamayanlar ve Sevin Seydi  başlıklı bölümüne gelmişti. Edebiyatımızda çok farklı bir yerde duran Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar adlı kitabını  ne yazık ki henüz okuyamadım. Yoo.. Tutunamayanlar'ı seneler  önce satın aldım.  Üstelik çook ama çook sene önce... Olmadı işte. Bir türlü başlayamadım. Ne fena! Aslında bakma böyle söylediğime... Sık sık elime alırım. Sayfalarını şööyle usulca dalgalandırırım. Sonra aldığım yere hemen bırakırım. Ne oluyor biliyor musun? Kitabı elime aldığımda sanki  inciteceğimden korkuyorum. Kitap tam şurama... Anlarsın ya işte.. Tam yüreğime... Tuhaf bir his geçiriyor. Elimde kristal bir bardak varmış misal. Sakar biriyim ya... Felaket sakarım hem de... Çok tutarsam elimde... Düşürüp kıracakmışım gibi korkuyorum. Öyle böyle değil. Ellerim bile titriyor. Bilmiyorum ki... Belki kitap kendine daha yakıştırmıyor beni. Olgunlaşıp demlenmemi bekliyor.  Kim bilir? Neyse... "Bir gün okuyabileceğim gün gelecektir elbette" diyordum. İşte o günü sabırsızlıkla bekliyordum.


Geçen hafta okuduğum Hakan Günday'ın Az adlı son kitabı resmen Oğuz Atay'a bir güzelleme tadındaydı. Sonra bu akşam Haluk Oral'ın kitabında karşıma gene Tutunamayanlar çıkınca... Dedim ki kendi kendime: "Galiba bu kitabı okuyacağım gün yaklaşıyor." İçimi ümit dolu bir sevinç kapladı. Oğuz Atay... Tutunamayanlar... Tamam... Biliyorum.  Ama Sevin Seydi adını daha önce hiç duymamıştım. Sevin Seydi kimdi peki? Kimmiş biliyor musun? Sevin Seydi, Oğuz Atay'ın yaşamındaki en önemli kadınmış. Oğuz Atay, Tutunamayanlar'ı onunla birlikte olduğu çok kısa dönem içinde yazmış. Tehlikeli Oyunlar adlı kitabını ise Sevin Seydi'nin yokluğunun getirdiği gittikçe büyüyen dayanılmaz acı içinde yazmış. Öyle diyordu Haluk Oral, Şiir Hikayeleri adlı kitabında. Hatta "Oğuz Atay ve Sevin Seydi ilişkisinin gizlerine biraz olsun ulaşabilen ve abartmadan psikolojik tahlil yapabilme yeteneği olan bir yazar, tek taraflı bir aşkın masaya yatırıldığı ve en az Tutunamayanlar kadar etkili olabilecek bir roman yazabilirdi." diye sözlerine devam ediyordu yazar. Daha önce bu hikayeyi duymamıştım ya ilgimi cezbetmişti.


1956'da Oğuz Atay, onunla ilk karşılaştığında, Sevin Seydi en yakın arkadaşı Uğur Ünel'le nişanlıymış. Bir yıl sonra evlenmişler. Oğuz Atay da 1961'de başka bir hanımla evlenmiş. Fakat her iki evlilik de 1967'de bitmiş. Ve Oğuz Atay'la Sevin Seydi birlikte yaşamaya başlamışlar. İngiltere'de eğitim görmüş, ressam ve edebiyata düşkün entellektüel bir kadınmış Sevin Seydi. Oğuz Atay feci aşıkmış Sevin Seydi'ye.  İşte o aşık olduğu günlerde Tutunamayanlar'ı yazmış.  Tutunamayanlar'ın ve Tehlikeli Oyunlar'ın  ilk baskı kitap kapaklarını Sevin Seydi çizmiş.  Zaten Oğuz Atay hem Tutunamayanlar'ı hem de Tehlikeli Oyunlar'ı Sevin Seydi'ye ithaf etmiş. 1970 yılında ayrılmışlar. Londra'ya gidip gelmeye başlamış Sevin Seydi.  Sonra orada kitapçılığa başlamış. Londra'da  resim eğitimi alırken tanıdığı bir Polonya'lıyla duygusal bağı o gün bugün devam ediyormuş.  Oğuz Atay 1977 yılında vefat ettiğinde...  "Her ölüm erken ölümdür." der ya Cemal Süreya...  O şiire misal... Çok genç ölmüş Oğuz Atay görüyor musun? Tam 43 yaşındaymış. Ruhuna rahmet... Şimdi bu hikayeyi duydum ya... Nasıl Oğuz Atay'ı... Tutunamayanlar'ı okuyasım geldi anlatamam.  Arkasından hemencik Tehlikeli Oyunlar'ı da okumalıyım hatta. İnanamıyorum kendime. Nasıl okumadım bunca zamandır?   Kitap... Bilmiyorum ki...  Oğuz Atay'ın tutunamayan hüzünlü aşk hikayesinini  öğrenmemi bekledi galiba.