ayfer tunç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayfer tunç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2020 Cuma

Acı... Keder... Hüzün... Azap

Hem yürüyorum hem Seval Şahin'in Açık Radyo'daki Günün ve Güncelin Edebiyatı adlı programınıda  Ayfer Tunç'la yaptığı söyleşiyi dinliyorum. Onlar tatlı tatlı muhabbet ediyor. Kendimi yanlarında hissediyorum. 

Seval Şahin'le ilgili duygularımı daha önce yazmıştım. LİNK

Ayfer Tunç'a gelirsek. Abartmıyorum. Yayınlanan bilumum videolarını seyrettim. Söyleşilerine gittim.  Yazılı röportajlarının bizzat peşine düştüm. Harbi ve hasbi muhabbetinin hastasıyım. 

Seval Şahin söyleşisinin başlarında şöyle diyor: "Ayfer Tunç edebiyatı denildiğinde, Türkçe'de ilk akla gelen şeylerden birisi, aslında acı demek istemiyorum... Her yazarın, şairin  ruh halini, durumunu anlatması tabii ki farklı... Ama mesela hani Birhan Keskin kendisi için keder demişti. Ya da keder demeyi doğru buluyorum. Ya da Tanpınar hatta Orhan Pamuk için de hüzün kelimesini kullanırlar ama ben senin edebiyatında hani acı, keder, hüzün değil de azap mesela... Azap kelimesinin tam da senin edebiyatına çok uygun bir şeymiş gibi geldi." diyor. 

Ayfer Tunç: "Doğru olsa gerek ki Kırmızı Azap yaptım kitabımın adını" diye gülüyor. Adımlarım muhabbetin ritminde ilerliyor. Eve giriyorum. Ayfer Tunç'un cümleleri zihnimde uçuşuyor:

"Azap bizi rahatsız eden, içimizi tırmalayan bir şey. Keder içimize sızar. Oturur. Ama azap sürekli dışarı çıkmak ister. İçimizi yırtan bir şeydir."

Size bir şey itiraf edeceğim. Ayfer Tunç'un yazdığı tüm kitapları satın aldım. Hiçbirini okumadım. Ne tuhafım di mi? Öyle işte...  Her şeyin bir vakti zamanı vardır, derim. Alırım. Acele etmem. Yıllar yılı davet beklerim.

Şimdi içimi yırtan bir azap hissediyorum. Son kitabından mı başlasam acaba? Osman. Yoksa Aşıklar Delidir'le mi başlasam? Ya Kırımızı Azap...  Du bakalım. Hangi kitabı davet edecek beni okumaya... Bekliyorum

Memleketimin iki şahane kadını. Seval Şahin ve Ayfer Tunç'u sevgi ve muhabbetle izliyorum.



26 Nisan 2020 Pazar

Ve Yeşil Peri Gecesi Ve Oruç Ve Ben


Ayfer Tunç'un Yeşil Peri Gecesi adlı kitabını hevesle satın almıştım.   Kitap çantama  girdi çıktı,   çalışma masamdan evdeki sehpaya  sürüklendi. Okumadım.  İnanınız, kitabın  oku beni, oku beni diye fısıldadığını hissediyordum.  Dayanamayıp elime alıyordum.  Lakin  her defasında sadece ön kapağını seyrediyor, aldığım yere bırakıyordum.  

Gel zaman git zaman, Yeşil Peri Gecesi  alınıp okunmayan kitaplarımın arasına yerleşti. Yoo...  Karşıdan  karşıya her daim bakışıyorduk. Kırgın gibiydi. Ne gam? Neticede çevresindekiler de okunmayı bekleyen kitaplar değil miydi?  Her şeyin bir vakti zamanı var demezler miydi?  Bekleyecektik.

Ramazan ayının üçüncü günü. Koronavirüs sebebiyle sokağa çıkmak yasak. Evdeyim. Oruçluyum. Üzerinize afiyet bugün nasıl açlık hissediyorum anlatamam. Feciyim. Hiiiç yiyeceklerin arasında dolanıp nefsime zulmetmeyeyim, dedim. Koşar adım mutfaktan çalışma odama geçtim. Kitaplarımın arasında dolaşmaya başladım ki, Yeşil Peri Gecesi ile göz göze geldim. Kitap bir kaşını kaldırıverdi, oku beni, gör gününü, tarzında meydan okuyan endam sergiledi. 

Hiç tereddüt etmedim. "Yavrum baban nereli? Nereden bu kaşın gözün temeli?" dediğim gibi kitabı olduğu yerden kaptım çıkardım.  Koltuğa yerleştim. Okumaya başladım. 

On altıncı sayfaya geldim ki, o ne? Romandan buram buram yemek kokuları gelmedi mi?  Yooo....

"Hiç adetim olmadığı halde kahvaltı hazırladım. Hem çay demledim, hem kahve yaptım. Bir cam kâseye üç yumurta kırdım, biraz süt, bir tutam tuz-karabiber ekledim, çıptım, çırptım, çırptım. Buzdolabından çıkardığım çok tahıllı, çok besleyici, çok sağlıklı ekmekleri çırptığım sütlü yumurtaya batırıp kızartmaya başladım." 

Size bir şey söyleyeyim mi, yumurtalı ekmeğin hastasıyım... Okumayı sürdürdüm... On dokuzuncu sayfaya geldim ki:

"Plastik kutudan tam yağlı beyazpeyniri çıkardım. Porçini mantarlı kaşarı ince uzun dilimledim. Tulum ve rokfor peynirlerinin sert plastiğini mutfak makasıyla kestim. Yağlı kağıtlara sarılmış sucukları, fıstıklı karabiberlerli salamları, sebzeli jambonu, füme dili çıkardım. " 

Yapılır mı bu bana? Roman bunca zaman bekledi ya...  Bakar mısınız, ramazan orucunda yakaladı beni...  Devaammm... Sayfa yirmi...

"Osman halime giderek hayret ederken petekli balı, Bodrum mandalinası, frambuaz ve taze ceviz reçellerini, çikolatalı fındık ezmesini, buz gibi suda yıkadığım fesleğen dallarını, Çengelköy bademlerini ve çeri domatesleri, İtalyan malı zeytin ezmesini ve halis tereyağı, kaymak, pekmez ve tahini tabaklara koydum. Bardakların en büyüklerinden ikisini sıktığım  portakal suyuyla doldurdum." 

"Açtığım dolapta bir yığın baharat bulunca sevindim. Ekstra sızma zeytinyağına çöreotu, haşhaş tohumu, anason ekledim. İri, parlak, siyah zeytinlerin üstüne limon kabuğu rendeledim. Yeşil zeytinlere sarmısaklı zeytinyağı gezdirdim. Birer avuç ceviz ve bademi, buğulanmış bir siyah salkımı peynir tabağına yerleştirdim." 

Heey! Yoook artııık!!!

"Mutfaktan kavrulan soğanın, ezilen sarmısağın, pişen etin kokusu geliyordu." s44
"Badem ve çikolata yiyordu." s.44

"Yemeğe kalsana.. Tanya bölfstrogonof yapıyor," demişti Osman.
     Tanya, harika bir aşçıydı. Kendi yöntemleri vardı. Mesela Rus salatasına kornişon yerine kapari çiçeği koyuyordu. Ispanağı sütle pişiriyordu. Pirinç pilavına limon sıkıyor, bir tane kesme şeker atıyordu. Borş çorbası, pojaskiye ve piliç kievskide kimse eline su dökemiyordu." s.45

Ayfer Tunç, Yeşil Peri Gecesi'nde roman tarzında bir yemek kitabı hazırlamış diyebilirim. İyi de, kitap kendini okutmak için  ramazan gününü mü buldu? Pes vallahi. Bitiim ben... Bittim:)

"Ekmek tazeydi, tek eliyle ucunu kopardığında incecik bir buhar tüttü." s. 74

"Gelirken kitaptan başka, kıymalı börek, patlıcan- biber kızartması gibi şeyler de getiriyor."

"Babamın çok sevdiği işkembe, ciğer, yürek, böbrek, dil, paça, koçyumurtası, beyin, dalak, uykuluk gibi sakatatı ağzına bile sürmüyor. Oysa ben kekikli böbrek kızartmasına bayılırım, babam da harika arnavutciğeri yapar. " s.77

"Leylacık'ın henüz lise öğrencisi şapşal kızkardeşinin yemek yerken ağzını kapatmamasını, balon pide, ceviz, tulumpeyniri ve acur turşusunun diyet kolayla ıslanmış karışımını dudaklarının bir hareketiyle dişlerinden damağına itmesini görmeye hiç tahammül edemiyordu." s122

Diyeceksiniz ki, zulmetme kendine... Bırak kitabı... Orucunu açınca, yemek yiyince  devam edersin, ne olacak yani, di mi?  Yooo... Yapamam... Kitap hem lezzetli hem sürükleyici çünkü... Ağzımın suları aka aka okumaya devam:)



26 Mart 2012 Pazartesi

Kahve Molası - Ey Aşk, Geldinse Üç Kere Vur!


"Güncel Türk edebiyatının değerli isimlerinden Murat Gülsoy, Yekta Kopan ve Ayfer Tunç ile İKSV Salon’da edebiyat günleri devam ediyor. Can Yayınları işbirliğiyle gerçekleştirilen Ubor Metenga Buluşmaları’nın üç öykü ustası, Tomris Uyar’ın Dikkat Kırılacak Eşya adlı öyküsünü özümleyecekler. 27 Mart 2012, Salı gecesi saat 20.00'de gerçekleşecek bu oturum da her zaman olduğu gibi tüm edebiyatseverler için ücretsiz!"

Az önce  yukarıdaki haberi  okuduğumda yüreğimde acayip bir ürperti hissettim. Tomris Uyar'ı çok severim. Ayfer Tunç, Murat Gülsoy, Yekta Kopan'ın düzenlediği bu edebiyat ortamına, Ubor Metenga Buluşmaları deniyor ya... Oğuz Atay'ın kitaplarını okumadım ben... Bu sebeple kendimi suçlu hissediyor olabilir miyim? Ubor Metenga Oğuz Atay'la ilgili tabii... Oğuz Atay'ın bütün kitaplarını satın almıştım. Seneler senesi karşıdan karşıya bakışıyoruz. Arada elime alıp sayfalarının arasında usulca dolanıyorum. Okumuyorum. O gün gelecek elbet. Bekliyorum. Özel bir süreç olacak. Biliyorum. Tutunamayanlar bana elini uzatacak. Okumaya davet edecek. Kitap anlıyor beni.  Vaziyetimin farkında. Henüz hazır değilim. Öyle hissediyorum. Biraz daha pişmeyi bekliyorum. Oğuz Atay'ın sadece Beyaz Mantolu Adam adlı öyküsünü bir ay önce okumuş, çok etkilenmiştim. Hatta, daha önce okumadığıma nasıl sevinmiştim anlatamam. Seneler senesi yaşamı hakkında denk geldiğim her yazıyı okuduğum, fakat kendi yazdığı hiç bir kitabını okumadığım yazardı Oğuz Atay. Okur olmanın cilvesi belki. Bazı kitapları kendi yüreğimde demlenmeye bırakıyorum. Acele etmiyorum. Haz alarak okumak istiyorum. Ne olacak ki? Şu fani dünyanın hangi nesnesinden haz alabilmeyi becerebiliyorsam, kıymetini bilmeliyim. Bak, yıllardan sonra, özlemini çektiğim bir öyküsünü okudum işte... Oh, nasıl güzel geldi, anlatamam. İyi ki sabretmiş, iyi ki kitaplarını hemen okuyup bitirmemişim. Gene de içimin bir yanı suçluyor beni. Resmen gözümü korkutuyor. Yüreğimi hoplatıyor. "Okunacak o kadar kitap var ki, ne demek beklemek? Elindekileri oku, bitir, tüket!" diyor. Babasından çok korkan gene de inatçılık yapmaktan geri durmayan afacan bir kız çocuğu gibi direniyorum. Bekleyeceğim.



Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Edip Cansever...  Benim şairlerim!... Üçünü de nasıl severim!.. Bu üç şairimin ilham perisi kim peki? Elbette, Tomris Uyar. Ayrıca... Fena halde öyküsever biriyim. Memleketimin sevdiğim öykücülerindendir Tomris Uyar. Ubor Metenga Buluşmaları bu kez Tomris Uyar için yapılacak öyle mi? Acaba gitmeyi hayal etsem mi? Bakma bana sen... Gitmekten çok, gitmeyi hayal etmeyi severim. Hey!.. Yüreğim bir kuş kanadı gibi pır pır etmeye başladı bile...  İyi de... Gitmeyi hayal edince bile... Gene nedensiz acayip bir korku hissettim. Acaba niye?

"Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı
Ama geğikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk."

Biliyorum, eğer Tomris Uyar nedeniyle Ubor Metenga Buluşmaları'na gidebilirsem... Gece orman olur üzerime... Bu yazıda adı geçen sevdiğim şairler ve yazarlar geliverirler... Düşüveririm peşlerine... Kimsenin ruhu duymaz gecenin ormanını... Korkuyu kovarım Turgut Uyar'ın Geğikli Gece şiirinin dizeleriyle...

"Geğikli geceyi hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
Hepimizi vakitten kurtaracak."

Elimdeki kahve fincanından son yudumu koklayarak içiyorum.  Kahve molamı bitirmeden hayal kuruyorum. Eğer gidebilirsem var ya... Geğikli Gece'nin son dizesi gibi... 

"Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum."