küçük iskender etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
küçük iskender etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2025 Çarşamba

Hayatın Muayyen Günleri

Kalem çekerdi gözlerine. Hiç görmediğim, bilmediğim bir renkte kalem. 
"Gidiyor musun?" diye sorardım usulca. Cevaplamazdı beni. 
Eğilir, kasetlere bakar ve aynı şarkıya uzanırdı: It's Now or Never." 
Gitmenin Şimdi'si ile Asla'sı arasında ben bir menekşe iskeleti gibi kalırdım. 
Anahtarını almadan çıkardı evden.


Cila sürerdi tırnaklarına. Hiç görmediğim, bir marka cila. 
"Ayrılıyor muyuz?" diye sorardım usulca. Cevaplamazdı beni. 
Eğilir, kasetlere bakar ve hep aynı şarkıya uzanırdı: Rape Me. 
Ayrılıkta Taciz'le O'nun arasında ben güneş yanığından sıyrılıp alınan ölü deri gibi kalırdım. "Yenmek mi basit, yenilmek mi?" diye düşünen bir asker gibi kalırdım. 
Hoşçakal demeden çıkardı evden.



Jölelerdi saçlarını. Hiç görmediğim, bilmediğim parlaklıkta bir jöle. 
"Başka biri mi var?" diye sorardım usulca.  Cevaplamazdı beni. 
Eğilir, kasatlere bakar ve hep aynı şarkıya uzanırdı: Industrial Disease.  
Başkalarının gözlerinde Tüketmek'le Tutku arasında beni Leyla'ya Mecnun, 
Mecnun'a Leyla olan joker bir aşık gibi kalırdım. 
"Boşalmak mı güzel, dolmak mı?" diye düşünen bir bardak su gibi kalırdım. 
Kapıyı çarpmadan çıkardı evden. 


-PARAGRAFLAR- 
Küçük İskender - Balık Burcu Hikayeleri  
Hayatın Muayyen Günleri(S.11)

-KARELER- 
Ölesiye 1992 (Damage)
Juliette Binoche - Jeremy Irons


13 Aralık 2019 

11 Nisan 2012 Çarşamba

Sandman Çizgi Roman Kareleriyle Küçük İskender Cümleleri...


Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm?! Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir?! Senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü?! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. 


Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime,  telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme,  kelimelerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika!


Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete.  Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. 
 

Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte!

Küçük İskender
 
11.03.2011
 

24 Şubat 2012 Cuma

Hayal Öğrencisi Olabilmek!


"Ham petrol bulmakta zorlanan yalnızlığım vardı.... Rüyalardı belki tek besin kaynağım. Gidemediğimiz, yapamadığımız, korktuğumuz halde belli edemediğimiz, özlediğimiz şeylerin gerçeküstü bir kurguyla vizyona girdiği o derin uyku!. Karanlığına çekildiğimiz, orada, garip bir elektrikle yıkandığımız, sanki görsel bir felsefe dersini dinlediğimiz gerçek! Hayal Öğrencisi Olabilmek!. Evet, rüyalardı beni artık heyecanlandırabilen şey! Keşke, bir de, rüya görürken patlamış mısır yiyebilseydim!"

NOT: Küçük İskender'in Balık Burcu Hikayeleri adlı kitabının, Üç Bant Yalnızlık başlıklı öyküsünden bazı cümleleri kendime göre bir araya toparladım. O kadar bencileyin cümlelerdi ki bunlar, ben anlatsam daha güzelini anlatamazdım.

19 Kasım 2011 Cumartesi

Şair Değilim ama Şair Sözü Dinlerim.


Az sonra uyuyacağım. Yan tarafımdaki dolabın üzerine baktım. Dizim dizim kitap ve dergilerim. Kitaplardan birini çektim. Küçük İskender'in kitabı elime geldi. Rastgele bir sayfa açtım. Altlarını çizdiğim bazı cümleleri okumaya başladım. "Yüzyıl sonra dünyada şu an dolaşan insanlardan belki de hiçbiri hayatta olmayacak; başkaları yönetiyor, başkaları acı çekiyor, başkaları seviniyor olacak hep.  "Zaman geçmiyor, çok sıkılıyorum" diyenlere bu yüzden kızmışımdır; oysa ne büyük bir şans o. Zamanı hakettiği hatıralarla yeniden tanımlayabilme eziyeti ve memnuniyeti." Arkama yaslandım. Camdan dışarıya baktım. Yağmur yağıyor. Acaba yarın hava nasıl olacak, diye aklımdan geçirdim.  Şair olsaydım...  Cahit Sıtkı gibi.. "Ben şairim.. Elbette bilirim.. Ne zaman açacağını havanın" diyebilirdim. Şair değilim. O nedenle havanın ne zaman açacağını bilemedim. Kalktım yerimden. Büyük salona geçtim.  Bir süre denizi seyrettim. İlhan Berk olaydım... "İndim sonra denize, okşadım durdum derisini suyun.. Okudum suyu, susan suyu.. "derdim. Şair değilim. O nedenle denize inip suyun derisini okşayamadım. Suyu, susan suyu okuyamadım.  Deniz aniden çırpındı durdu. Alışığım bu manzaraya. Az sonra bir denizaltı gemisi denizin ortasına kuruldu. Bilim kurgunun babası Jules Verne acaba kaç yılında yazmıştı Denizler Altında Yirmibin Fersah adlı romanını, diye düşündüm. Merak ettim. Odama döndüm. Hazreti gogıla  sordum. 140 yıl önce yazmış. Hemigway, Yaşlı Adam ve Deniz'i hangi tarihte yazmış? 1952'de... Tam 59 yıl önce... Necati Cumalı, Susuz Yaz adlı romanını kaç yıl önce yazmış olabilir peki? 1962 de... 50 yıl önce... Bu kitapları yazan insanlar yaşamıyorlar artık. Küçük İskender'in dediği gibi şu an dolaşan insanlardan hiçbiri yüz yıl sonra hayatta olmayacak. Hiç birimiz olamayacağız. "Zaman geçmiyor, çok sıkılıyorum." diyenlere sahiden  hem şaşmak hem de kızmak lazım. Zaman  hızla geçiyor...Uykum geldi. Şimdi uyuyacağım.  Sabah ola hayrola... Yarın yeni hayallere yelken açacağım. Şair ne diyor? Zamanı hakettiği hatıralarla yeniden tanımlayabilme "eziyeti" ve "memnuniyeti"... Ne büyük şans...  Öyle değil mi?

20 Eylül 2011 Salı

Tık! Tık! Tık! Tuhaf Kim? Cevabım: Buyrun Benim.


Küçük İskender'in şiirlerini okuyorum. Biliyorum herkes ona "Marjinal Şair" diyor. Kitaplarının ilk sayfasındaki şairi tanıtım yazısında bile  böyle yazıyor. Ben ise onu "Masum Şair" diye niteliyorum.  Biliyorum. Tuhaf biriyim. Artık rahatlıkla itiraf edebilirim. Önceleri gizlerdim. Hoş... Gene sinsice gizlediğim, belli etmemeye gayret ettiğim, halen içimde kılıç kalkanla cenk ettiğim pek çok hâlim yok değil. Var elbette. Ama en azından  bu hâlimle ilgili kendimle mücadelem bitti. Ellerimi kaldırdım. Pes ettim. Teslim oldum. Tamam. Kabul ediyorum. Tuhafım. Misal, memleketin marjinal diye gördüğü birini benim gözlerim doğal görüyorsa, kitabında kendisi için marjinal yazılmasını kabul eden bir şairin dizelerini benim yüreğim masum diye bağrına basıyorsa, söyler misin? Tık! Tık! Tık!  "Tuhaf!" kim? " Cevabım... "Buyrun benim!" Bak şimdi. Ben Küçük İskender'in Karanlıkta Herkes Biraz Zencidir şiir kitabını açacağım. İçinde altını çizdiğim bazı dizelerini yazacağım:

"Sanırım çocuktum, aklımı avucumda taşırdım."

"hasretine mahsur kaldım / hasretine mahcup kaldım ey sevgili"

"ama hiç bir iyi geceler! / ağlatmıyor beni / ağlatmıyor senin karanlığın içinden duyulan / küçük hıçkırıklar kadar hâlâ!"

"şimdi seste söz, bir hilkat rüzgârı gibi esecek! / suçluyuz düşes! / mamafih suçluyuz! / suçumuz, bir bardak suda okyanus görmek!"

"Bir yağmur damlası ile bir kar tanesi / hiç karşılaşmışlar mıdır acaba / afacan bir temmuz ayında! / Temmuz: Yaz ailesinin ortanca oğlu!"

"senin yaşın aşka tutmuyor çocuğum, hiç gelme / açıkta kalırsın / aşk insanı acıktırır / aşk insanı bir ölüme susatırsa aşk diye anılır / senin mahallende aşk masallara giremez / masala giren aşk çıkamaz o mahallelerde!"

"Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam...... Sonra da sen anlatırsın. Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin.... Hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılamamanın azametini. Bir insan bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana, çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz.... Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm." 

Kitabında bunlara benzer öyle masum dizelerin satır altlarını çizmişim ki. Yüreğimi dinliyorum. Acaba şairin adından mı etkileniyorum? Yooo... Bir nedeni yok. Tuhaflık bende. Çünkü Küçük İskender'i  "marjinal şair"  değil, "masum şair" olarak kabul ediyorum. Marjinal dizelerini değil masum dizelerini görüyorum.


5 Mayıs 2011 Perşembe

Kahve Molası - fransız konsolosluğu önünde, fransız fransız bakıyorum..



az önce kahve molası verdim.. bak sana ne anlatacağım.. aylardan mayıstı.. günlerden ise salı.. "fransız konsolosluğu önünde, yerli bir banka oturmuş, fransız fransız, önümden akıp giden hayata bakıyorum.." diye başlar  bir yazısına metin üstündağ.. ben de aynısını yapma niyetiyle fransız konsolosluğu önündeydim.. heyhat..  aradım taradım.. o yerli bankı bulamadım.. fransız konsolosluğunun  yanındaki kafenin tahta sandalyesine  çöktüm.. ama, fakat, lakin.. sonrası aynen metin üstündağ'ın yazdığı cümleler gibiydi.. "püfür püfür kızlı, erkekli grublar geçiyor.. zenginler, fakirler.. işportacılar, zabıta.. tramvay, yerliler, kediler, yabancılar.." inan bana şahane bir ilkbahar ikindisi vaktiydi.. "elişi kağıdı gibi gökyüzü.. " derin derin içimi çektim.. dinledim yüreğimi.. bin hüzünlü hazlardan biriydi hissettiğim.. "ve haydarpaşa hüzünlenmesinde rüzgar.. esiyor çocukluğum." işte aynen böyle hisler içerisindeydim.. sonra kalktım yerimden.. fransız konsolosluğu'na girdim.. bir el içeri itti beni sanki.. merdivenlerden aşağıya indim.. "burası" dedi birisi.. burası dediği  yer, bir sinema salonu gibiydi.. o kadar kalabalıktı ki  salon, ilk boş bulduğum koltuğa çöktüm.. baktım.. sahnede yedi  kişi vardı.. ortadaki.. "sadece arap dünyasının değil dünyanın yaşayan en büyük şairlerinden ve edebiyat düşünürlerinden biri burada.. adonis.. şiirini  arapça dilinde okuyacak şimdi.." dedi.. heyecanla dinledim.. şiirin arapça  dilindeki melodosi  harikuladeydi..  oturduğum  koltuğa kendimi iyice yerleştirdim.. şair, editör, caz eleştirmeni jack reda.. fransız edebiyatı, sanat ve estetik tarihi öğretim görevlisi hassan wahbi..  la monde'un edebiyat eleştirmeni vardı bir de.. bizden kimler vardı biliyor musun.. küçük iskender ve özdemir ince.. heyy.. şahane.. ben.. yazar ve felsefeci ahmet soysal yönetiminde, bizzat şairlerinden arapça, fransızca ve türkçe şiirler dinledim..  of.. müthişti gerçekten.. bu  akdeniz şairleri buluşmasıydı biliyor musun.. şahidim..  havada üç dilde akdeniz dizeleri uçuştu resmen..  şiirden başım dönmüş hâlde dışarıya çıktığımda..  fransız konsolosluğu önünde.. evet.. yerli bank yoktu  ne yazık ki..  bir süre ayakta durdum.. "fransız fransız, önümden geçip giden hayata, hayatıma baktım.. hayat başka çarem yok.. seni çok seviyorum."

5 Mart 2011 Cumartesi

Sandman Çizgi Roman Kareleriyle Küçük İskender Cümleleri...


Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm?! Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir?! Senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü?! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. 


Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime,  telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme,  kelimelerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika!


Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete.  Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. 
 


Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte!

Küçük İskender

6 Aralık 2010 Pazartesi

Değişik Usülde " SeVmeK " Tarifi

 

Bir organ nakli gibi sevmiştim seni... Çürük gözlerine bağışlanan ellerim, yırtık dudaklarına bağışlanan şiirlerim..  Darmadağın kadınların, darmadağın ettiği erkekler gibi sevmiştim seni... Çok eskitilmiş bir aşkın hatırlanması, sevgilinin resmi karşısında çocuksu bir iç kanaması, aslında işin açıkçası; rüzgarın fırtınaya dönüşmesi gibi hayatına yönelik bombalı bir saldırı gibi, geriye çekilirken herkesi öldürmek gibi sevmiştim seni... Ruhum kan kaybederken nasıl tutarım seni şimdi deniz gibi, neticesi olmayan herhangi bir sebep gibi, ortalık yerde durup dururken sevmiştim seni... Atlara kalırsa çoktan kaybettik savaşı, mızraklar kırıldı, kalkanlar delindi, ganimetler paylaşıldı. Kasaba meydanında birbirini dövmekten yorulan iki kovboy gibi, bir tabancanın namlusuyla tetiğiyle, kendisinden farklı, kendisinden ayrı, bir silahın şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi, aynı bedene sıkılan iki el kurşun gibi, katille kurban arasında o birkaç saniyelik telaşla sevmiştim seni...

şiir-küçük iskender
fotoğraf-numan serteli