8 Haziran 2025 Pazar
1 Ağustos 2024 Perşembe
15 Temmuz 2023 Cumartesi
Kürek Çekmeye Devam Ederken Kürekle İlgili Her Şeyi Tarıyorum...
ARKA KAPAK YAZISI:
"Kürek muhteşem bir sanattır. Yeryüzündeki en güzel sanattır. Bir hareketler senfonisidir ve iyi kürek çektiğiniz zaman kusursuzluğa yaklaşırsınız. Kusursuzluğa yaklaştığınızdaysa, Tanrı'yı, ona dokunacak kadar yakınınızda hissedersiniz. O içinizdeki en derin benliğe dokunur. Yani ruhunuza..."
-George Yeoman Pocock
Tarihi sporların en eskisi sayılan kürek, insan dayanıklılığının sınırlarını zorlamasıyla belki de sporların en zorlarından biridir. Çünkü bu dayanıklılık zihin, kalp ve bedenden gelir ve istenilen hızı sağlamak hiç kolay değildir.
Dostluk, tevazu, güven, ekip olma ve birbirini kollama...
Bunlar gelmiş geçmiş en iyi kürek takımını oluşturan özelliklerdir. Hiçbir özel imkana, imtiyaza sahip olmayan, yoksulluk ve yokluktan gelen dokuz sıra dışı Amerikalı çocuk ve onların hikayesi...
Kürek Çocukları, bir kürek takımının ülke kürek şampiyonluğundan 1936 Brrlin Olimpiyatları'na uzanan mücadelesi..."
27 Kasım 2022 Pazar
26 Mart 2020 Perşembe
Korona Günlüğüm - 4 - SPOR
Çünkü sloganı şöyle: Sağlıklı yürümeniz için evden daha iyi bir yer yoktur:)
20 Eylül 2019 Cuma
Göz'lü Deyimlerle Deneme Yazısı - Hangi Tarkan?
Gözüm daldı, geçmiş günlere gittim. Evet abim... Zaman zaman... Tıpkı şimdi olduğu gibi... Hep aynı iştahla spora başlar... Tez sıkılır... Muntazaman devam etmeyi gözü yemez... Nafile çaba der... Bırakıverir.
Oysa kaç kez konuştuk. Çoktan elli yaşını deviren bir adamın fabrika ayarlarına dönmesi için ilk kural neydi? Kendisi söylüyor... Spor yapmak tabii.
Buraya kadar abi-kardeş muhabbetimiz pek bi iyiydi. Lakin mühendistir kendisi. Gözünden bişeycik kaçmaz. Zihnimde horon tepen şüphe tohumlarını şıppadanak fark etti. "Yoo, dert etme kardeşcim, gözüm açıldı. Bu kez Tarkan'ın vücudu gibi olana kadar sporu es geçemeyeceğim. Bak göreceksin, göz yumup açana kadar Tarkan gibi olmayı becereceğim." dedi.
Gözlerim tepsi kadar açıldı. "Tarkan mı? Hangi Tarkan?" diye inledim. Abimi omuzlarını titreterek "Oynama şıkıdım şıkıdım" şarkısını söylerken hayal ettim. Aman Allahım! Yoksa abim erkeklerin girdiği.. Neydi adı... Hah Tamam... Antropoz döneminde miydi?
Endişemi anladı. Sol kaşını kaldırdı. Gözünü gözüme dikti. Vee... Gözümü kaçırmayayım diye, beni resmen göz hapsine aldı.
"Gönderdiğin Tarkan dergileri aklımı başıma getirdi. Şarkıcı Tarkan olmaya niyetim yok matmazel. Elbette Sezgin Burak'ın Tarkan'ı:) dedi.
12 Şubat 2018 Pazartesi
Ve Yoga Ve Kesik Baş
5 Aralık 2017 Salı
Çigong'a Giriş Yaptım...
16 Mart 2013 Cumartesi
Ruh İklimine Ayar Çekmek...
Tam girdiğimde Tarkan’ın sesi geliyordu. “Sen aşkı çiçek, böcek, güneş, bulut sanmışsıııın… Mevsimlerine göre uyuyup uyanmışsıııın… Sen artık benden sonra sevemezsin yanmışsıııın… Yüreğimden çıkardım, attığın kör kurşunuuuu.” Gene geç kalmıştım. Üstelik üzerimde iş giysilerim vardı. Of! Müziğin hızlı ritmi daha kapıdan girişte yakalamıştı beni… Merdivenlerden alt salona inerken dans çoktan başlamıştı. Hemen üzerimdekileri çıkarıp, spor giysilerimi giydim. Ayağıma spor ayakkabılarımı geçirirken Tarkan’ın şarkısı devam ediyordu. Isınma hareketleri daima bu şarkıyla yapılıyordu. Her seferinde, tam bu bölüme geldiğimizde, kendimi kaybedip, hem dans ediyor, hem de avaz avaz şarkıyı söylüyordum. Sanki az önceki bezgin bekir ben değildim. Hemen yerime geçtim. Hey! Büyük bir umursamazlıkla, minicik bile mahcubiyet hissetmeksizin, kendimi attım müziğin ve dansın kollarına… Hemen… Anında… “Seni karanlıklara bırakmaaaak istemezdiiimmm… Anılarımı solmuş çiçeklerleeee süslemezdiiiim. Sen artık benden sonra sevemezsin yanmışsıııın… Yüreğimden çıkardım, attığın kör kurşunuuuu.” Şöyle gözucumla etrafıma baktım. “Köyümden insan manzaraları,” dedim kendi kendime. Kimimiz eczacı.. Kimimiz mühendis… Kimimiz sigortacı… Şinanay da yavrum şinanay… İnan hilafım yok, yolda beni görsen var ya, böyle dans ettiğime asla ihtimal veremezsin. Öyle süklüm püklüm biriyim. Diğerleri ise mazbut, kendi hallerinde kadınlarken, ne oluyorsa oluyor müziğin illüzyonu mu desem, gruptakilerin birbirlerine verdiği pozitif enerji sebebiyle mi bilmem, müthiş bir coşkuyla dans ediyoruz. Müzik bitince hatta, uuuuuvvv’lamalar, ıslıklar gırla gidiyor. Bir neşe bir neşe… Dünya mı batıyor? Ne gam! Ben var ya... O bir saat dünyanın gelmişini geçmişini boşveren bir hal üzerinde oluyorum. İyi de, spora gelirken dokunsan ağlayacak vaziyetteydim hani... Eee... Ne oldu şimdi? Halimi düşünebiliyor musun? Tuhaf biri olduğumu hep söylüyorum. İyi amaa... Sürekli gamlı baykuş durumunda dolaşamam ya... Mümkünatı yok!.. İçim daralır. Kendimden sıkılırım valla... Derhal iç coğrafyamın meteorolojik vaziyetine sporla ve müzikle bir ayar çekip, anında müdahale ediyorum... "Sağlıklıysan, kafaya başka bir şey takmaya gerek yok," diye yüreğimi kaneviçe işler gibi işliyorum. Ruhumun iklimini keyfime göre hemen düzenliyorum. Egom tavan yapıyor. Gene kendimin baş artizi oluyorum. Spor salonundan çıkarken... "Bilimum zalimler, haydutlar, üçkağıtçılar, vicdansızlar, merhametsizler ve kötüler artık gölgemden bile titresinler!" diye bas bas bağırmak istiyorum. Arabaya binince kendime gülüyorum. Kendime çook gülüyorum.
13 Ağustos 2012 Pazartesi
Yalanım Yok... Hayalim Çok:)
Senelerdir haftada üç gün bizim köydeki aynı spor salonuna gidiyorum. Geçen hafta işten geç çıkınca, spora da geç kalmıştım. Heyecanla arabamı kullanıyordum. Bu sırada aklımdan ne geçiyordu bil bakalım? Murathan Mungan'ın o muhteşem dizeleri... Der ya hani... "Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını.. Takvim tutmazlığını... Aramızda bir düşman gibi duran... Zaman'ı... Daha o gün anlamalıydım... Benim sana erken... Senin bana geç kaldığını..." Hoppala ne ilgisi var şimdi bu güzelim şiirle benim spor dersimin değil mi? İyi de ben hafızama ya da hayallerime hakim olabiliyor muyum ki? Bu dizeler kendiliğinden düşüyorlar belleğime. Geç kalınca spora... Şair de sevgilisinin buluşalım şu saatte notunu geç alıyor ya şiirde... Buluşacakları yere gidemeyince sevgilisini kaçırıyor hani.. Ne bileyim? Sanki ben de elimde not varmış da kaçırmayayım diye koşturuyormuşum gibi hissettim. Kimi mi kaçırmayayım diye? Of, ne fesatsın? Spor kursunu tabii. O gün nedense, artık bu şiirin etkisiyle mi bilmiyorum spora geç kaldım diye nasıl heyecan yaptım anlatamam. Köyde yaşıyorum diye, rahat rahat araba park edecek yer bulurum sanıryorsun değil mi? Nerdeee? Arabamı park etmek için spor salonun etrafında iki tur attım yeminle. Park eder etmez indim arabamdan aceleyle... Spor çantamı kaptığım gibi, spor salonunun kapısından içeriye daldım. Üst katta bisiklete binen, yürüme bandında koşan, ağırlık kaldıranlara elimle bir Sadri Alışık selamı çakıp, hemen alt kata inmek için merdivenlere saptım. Merdivenin ikinci basamağına sağ adımımı indirmiştim ki kalakaldım.
27 Ağustos 2011 Cumartesi
Taraftarlığın Masum Ruhunu Sevmek...
24 Mart 2011 Perşembe
Kahve Molası - Ağlamak ve Gülmek Kardeş Mi?
14 Ocak 2011 Cuma
Full Metal Jacket'le Spor Dersi

Hani Full Metal Jacket'te Çavuş Hartman vardır hatırlar mısın? Hani Amerikan ordusuna gönüllü katılan gençler Çavuş Hartman’ın sıkı disiplini altında eğitime girerler. Sıkı disiplin demek aslında hafif kalır. İnsanlık dışı her türlü uygulama, aşağılama ve ceza yöntemlerini acımasızca acemi askerlerine uygulamaktadır. Askerler sürekli "Sir Yes Sir! Sir Yes Sir!" demektedirler. Of, aklıma gelince gene tüylerim diken diken oldu. Pazartesi akşamları hafta sonu sporsuz kaldık diye, bize yüklendikce yüklenir Zatiye... Öyle böyle değil ama... Hiç ara vermeden spor yapılır mı Allahaşkına? Aynı hareketleri tekrar tekrar yaptırır.. Hiç acımaz... Hiiiç... Bilakis bağırır o billur sesiyle... "Acıdan zevk alın! Acıdan zevk alınnn!"diye... Of! İşte tam o anda ben de bu bed sesimle bağırmak isterim: "Allahım Amerikan ordusunda gönüllü bir er miyim ben? Nedir bu çilem?"
1 Kasım 2010 Pazartesi
Full Metal Jacket'le Spor Dersi

Hani Full Metal Jacket'te Çavuş Hartman vardır hatırlar mısın? Hani Amerikan ordusuna gönüllü katılan gençler Çavuş Hartman’ın sıkı disiplini altında eğitime girerler. Sıkı disiplin demek aslında hafif kalır. İnsanlık dışı her türlü uygulama, aşağılama ve ceza yöntemlerini acımasızca acemi askerlerine uygulamaktadır. Askerler sürekli "Sir Yes Sir! Sir Yes Sir!" demektedirler. Of, aklıma gelince gene tüylerim diken diken oldu. Pazartesi akşamları hafta sonu sporsuz kaldık diye, bize yüklendikce yüklenir Zatiye... Öyle böyle değil ama... Hiç ara vermeden spor yapılır mı Allahaşkına? Aynı hareketleri tekrar tekrar yaptırır.. Hiç acımaz... Hiiiç... Bilakis bağırır o billur sesiyle... "Acıdan zevk alın! Acıdan zevk alınnn!"diye... Of! İşte tam o anda ben de bu bed sesimle bağırmak isterim: "Allahım Amerikan ordusunda gönüllü bir er miyim ben? Nedir bu çilem?"
20 Ekim 2010 Çarşamba
Çok Şey Bilen Adam Mı? Çok Şey Bildiğini Sanan Kadın Mı?
8 Ekim 2010 Cuma
Yooo, Bugün Başıma Gelenleri Anlatmak Niyetinde Hiç Değilim...
4 Temmuz 2010 Pazar
Madem Zamanında "Futbolun Şairi" Demişler Ona... Kim mi? Tabii ki Maradona!
Maradono için futbolu aşkla seven, aşkla oynayan, meşin topla şiir yazan biri, futbolun şairi diye bir yerlerde okuyunca, hiç unutabilir miyim Maradona'yı? Mümkün değil. Futbol görsel bir şenlik. Dolayısıyla futbol oynarken Maradona'nın hareketlerinin estetik olması, şiirsel bir görüntü veriyordu demek ki. Ne hoş! Bu yazının üstüne Maradona'nın bir fotoğrafını eklemek istedim. Sanal ansiklopedide pek çok yeni fotoğrafı olmasına rağmen, ben yukarıdaki halini tercih ettim. Omuzunda Che dövmesiyle muzaffer bir kaptan gibi. Madem zamanında futbolu şiir gibi oynuyordu, madem zamanında futbol oynarken insanlara şiirsel keyifler sundu, şimdi Teknik Direktörlüğünü yaptığı Arjantin Milli Takımının Dünya Kupası'ndan elenmesi umrumda değil. Benim gözümde Maradona, yukarıdaki muzaffer kaptan. Bana göre böyle. Maradona'yı ben hep böyle hatırlayacağım.
27 Haziran 2010 Pazar
Ben Afrikalıyım...
Afrika dediğin bir garip kıta
El bilir alem bilir
Ki şekli bozulmasın diye Akdeniz’in
Hala eskisi gibi çizilir
Haritalarda.
Ya da Nazım Hikmet Asya-Afrika Yazarlarına adlı şiirinde Afrika'dan bahseder:
Futbolla uzaktan yakından ilgim olmadığını yazmıştım bir keresinde bir yazımda.. İşte burada.. Bu kez ufakcık bir alaka yaptım futbola.. Neden? Dünya Kupası Güney Afrika Cumhuriyeti'nde yapılıyordu. İlk kez bir Afrika ülkesinde kupa heyecanının yaşanması hoşuma gitti ne yalan söyleyeyim. Mandela ve Obama aynı memlekette yanyana anılacaktı yani mesela. Bir zamanlar Hollanda kolonisiydi Güney Afrika. Sonra Biritanya'nın eline geçiyordu. 1994 de ise bildiğin gibi Mandela sayesinde, demokrasiye adım atılıyordu. Günümüzde Güney Afrika'dakilerin %10 nun beyazlar olduğu ve halen ülkedeki tarım arazilerinin %80 nin beyazların ellerinde olduğu söyleniyor. Dünyanın en zengin ülkeleri arasında 32. sırada ve BM daimi üyesi olması için aday ülkelerden biri olarak görülüyor.
Nazım Hikmet Afrika ile ilgili şiiri 1962 yılında yazmış. O günden bu güne ne değişmiş acaba diye düşünmeden edemiyor insan.. Mesela ortalama yaşam süresi şairin şiirinde dediği gibiymiş halen.. 50 sine basmadan ölünüyormuş anlayacağın buralarda hala... Bizim memlekette ölüm yaşı 70 oldu çok şükür. Çocuklarda ölüm durumu ise feci.. Yüz çocuktan 45'i ölmekteymiş... Ne kötü... Bir vahim durum daha var elbet.. Güney Afrika'da 15-45 yaş arası insanların %20 si AIDS'li... Dünya Kupa'sının Güney Afrika Cumhuriyeti'nde yapılması faydalı bir şey mi acaba? Güney Afrikaya ekonomik ve sosyal katkı sağlayacak mı? Yoksa başkalarının ekmeğine mi yağ sürecek? Güney Afrika ile birlikte, gene Afrika kıtasından Fildişi Sahilleri, Nijerya, Cezayir, Kamerun ve Gana Dünya Kupasına katılıyorken, şimdi bu yazıyı yazarken öğrendim ki elene elene Afrika kıtasından bir tek Gana kalmış. Zaten Dünya Kupasında şimdiye kadar, Brezilya dışında hiç bir ülke kendi kıtası dışında kupayı kazanamamış. Bu Dünya Kupasında evsahibi takım olan Güney Afrika, zaten ilk turda elenmiş. Şimdi ben bu yazıyı yazarken aklıma bir şey geldi.. Hani Güney Afrika Cumhuriyeti'ni sömüren iki ülke var ya. Biri Hollanda, diğeri İngiltere... Acaba ikisi Güney Afrika'da yapılan Dünya Kupasında karşı karşıya gelecekler mi? Dünya Kupası Afrika'da denince, futbolla uzaktan yakından ilgim olmadığı için böyle şeyler aklımdan geçiyor işte. "Hayat fena halde futbola benzer... Futbol şahsi beceri gerektirir... Aynı zamanda da toplu oynanan yani insanların bir takım halinde oynadığı bir oyundur... Sen ne kadar iyi oyuncu olursan ol, takımın kötüyse kaybetmeye mahkumsun" der ya hani Savaş Dinçel Dar Alanda Kısa Paslaşmalar adlı filmde.. Futbol ve hayat... Benzerler mi sahiden? Nerden geldim ben şimdi bilmediğim bu konulara? Allah Allah... Sana bir şey söyleyeyim mi? Ben o kadar farklı bir yazı yazacaktım ki... İnanmayacaksın gene bana... Hayal Kahvem'e yazı yazmak için oturuyorum ya... İnanmıyorum ya... Haddimi aşarak neler neler yazıyorum... Yuf bana!
26 Şubat 2010 Cuma
Sigortalı Futbolculara Bakalım Mı?
Memleketimizdeki sağlık sigortaları içerisinde en pahalı sigorta ürünü olan spor sigortalarında Galatasaraylı Arda Turan 1 milyon euroluk poliçesiyle ilk sırada yer alıyor.
Real Madrid'in Portekizli oyuncusu Cristiano Ronaldo' nun bacakları 144 milyon dolara sigortalı.
BİLGİ- Sigortacı Gazetesi