tarkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2025 Cumartesi

Göz'lü Deyimlerle Deneme Yazısı - Hangi Tarkan?

 

Abim,  haftada beş gün spor salonuna gittiğini söyleyince çok sevindim. Yeminle, mahcubiyet hissetmesem sevinçten göz yaşı dökebilirdim.

 - Harika bir karar vermişsin abim. Bilirsin seni gözüm gibi severim. Hep çalış çalış, nereye kadar, di mi? Bak çalışmaktan gözlerinin feri gitti. Biliyorsun çok üzülüyordum senin için.  Gözünü seveyim, bu kez fikrini değiştirmeyesin, dedim.

Lakırtılarımı duyunca, gözleri dolu dolu oluverdi. Sadece gözlerimin içine değil, yüreğimin o mütena semtine en abi tavrıyla bakıverdi. 

- Bir kere daha gözüme girdin kardeş. İyi ki varsın. Nasıl da sever gözetirsin abini, dedi.  Hiiçç merak etmeyesin. Bu kez kararım karar! Yeminle,  gözümden uyku aksa bile, mümkünatı yok vazgeçmiyorum, illa ki spor yapmaya gidiyorum, diye sözlerine devam etti. 

Abim... Ah! Abim...  
Gözüm daldı, geçmiş günlere gittim. Evet abim...  Zaman zaman...  Tıpkı şimdi olduğu gibi...  Hep aynı iştahla spora başlar... Tez sıkılır...  Muntazaman devam etmeyi  gözü yemez... Nafile çaba der...  Bırakıverir. 

Oysa kaç kez konuştuk.  Çoktan elli yaşını deviren bir adamın fabrika ayarlarına dönmesi için ilk kural neydi? Kendisi söylüyor... Spor yapmak tabii. 

Buraya kadar abi-kardeş  muhabbetimiz  pek bi iyiydi.  Lakin mühendistir kendisi. Gözünden bişeycik kaçmaz. Zihnimde horon tepen şüphe tohumlarını şıppadanak fark etti.  

- Yoo,  dert etme kardeşcim, gözüm açıldı. Bu kez Tarkan'ın vücudu gibi olana kadar sporu es geçemeyeceğim. Bak göreceksin, göz yumup açana kadar Tarkan gibi olmayı  becereceğim,  dedi.

Gözlerim tepsi kadar açıldı. 

- Tarkan mı? Hangi Tarkan, diye inledim. Abimi omuzlarını titreterek  "Oynama şıkıdım şıkıdım" şarkısını söylerken hayal ettim.  Aman Allahım! Yoksa abim erkeklerin girdiği.. Neydi adı... Hah Tamam... Antropoz döneminde miydi?

Endişemi anladı. Sol kaşını kaldırdı. Gözünü gözüme dikti. Vee... Gözümü kaçırmayayım diye, beni resmen göz hapsine aldı. 

- Şarkıcı Tarkan olmaya niyetim yok  matmazel.  Elbette Sezgin Burak'ın Tarkan'ı,  dedi. 

 

20 Eylül 2019 tarihli yazım

29 Eylül 2019 Pazar

Bu Hafta Neler Yaptım?

Rambo'ya gitmesem olmazdı.


 Keçe sabun yapmayı öğrendim.


Belgesel seyrettim.


Arabamı bilmediğim yollara sürdüm.


Abime  çok eski Tarkan fasiküllerini hediye ettim.


Tiyatro bileti aldım. (Kasım ayına:)


Ukulelelemle Reggae çalışmaya başladım.


Valizimi hazırladım. Gene yol göründü gurbete... 
Bu kez.... Okyanus ötesine:)


20 Eylül 2019 Cuma

Göz'lü Deyimlerle Deneme Yazısı - Hangi Tarkan?


Abim,  haftada beş gün spor salonuna gittiğini söyleyince çok sevindim. Yeminle, mahcubiyet hissetmesem sevinçten göz yaşı dökebilirdim. "Harika bir karar vermişsin abim. Bilirsin seni gözüm gibi severim. Hep çalış çalış, nereye kadar, di mi? Bak çalışmaktan gözlerinin feri gitti. Biliyorsun çok üzülüyordum senin için.  Gözünü seveyim, bu kez fikrini değiştirmeyesin" dedim.

Lakırtılarımı duyunca, gözleri dolu dolu oluverdi. Sadece gözlerimin içine değil, yüreğimin o mütena semtine en abi tavrıyla bakıverdi. "Bir kere daha gözüme girdin kardeş. İyi ki varsın. Nasıl da sever gözetirsin abini" dedi.  "Hiiçç merak etmeyesin. Bu kez kararım karar! Yeminle,  gözümden uyku aksa bile, mümkünatı yok vazgeçmiyorum, illa ki spor yapmaya gidiyorum." diye sözlerine devam etti. 

Abim... Ah! Abim...  
Gözüm daldı, geçmiş günlere gittim. Evet abim...  Zaman zaman...  Tıpkı şimdi olduğu gibi...  Hep aynı iştahla spora başlar... Tez sıkılır...  Muntazaman devam etmeyi  gözü yemez... Nafile çaba der...  Bırakıverir. 

Oysa kaç kez konuştuk.  Çoktan elli yaşını deviren bir adamın fabrika ayarlarına dönmesi için ilk kural neydi? Kendisi söylüyor... Spor yapmak tabii. 

Buraya kadar abi-kardeş  muhabbetimiz  pek bi iyiydi.  Lakin mühendistir kendisi. Gözünden bişeycik kaçmaz. Zihnimde horon tepen şüphe tohumlarını şıppadanak fark etti.  "Yoo,  dert etme kardeşcim, gözüm açıldı. Bu kez Tarkan'ın vücudu gibi olana kadar sporu es geçemeyeceğim. Bak göreceksin, göz yumup açana kadar Tarkan gibi olmayı  becereceğim." dedi.

Gözlerim tepsi kadar açıldı. "Tarkan mı? Hangi Tarkan?" diye inledim. Abimi omuzlarını titreterek  "Oynama şıkıdım şıkıdım" şarkısını söylerken hayal ettim.  Aman Allahım! Yoksa abim erkeklerin girdiği.. Neydi adı... Hah Tamam... Antropoz döneminde miydi?

Endişemi anladı. Sol kaşını kaldırdı. Gözünü gözüme dikti. Vee... Gözümü kaçırmayayım diye, beni resmen göz hapsine aldı. 

"Gönderdiğin  Tarkan dergileri  aklımı başıma getirdi. Şarkıcı Tarkan olmaya niyetim yok  matmazel.  Elbette Sezgin Burak'ın Tarkan'ı:) dedi. 



25 Mart 2016 Cuma

Şşşth Kimse Duymasın - 23 -

Soğuk, puslu, nemli bir günün ortasındayım.  
Tarkan şarkı söylüyor.
Artık tedavülden kalkmış  ölümsüz sevdalardan söz ediyor.
Dikkatimi çalmasın diye odanın ışığını söndürüyorum.
Düşle gerçek, hayalle fantezi birbirine karışıyor.
Odada ince bir efkâr kol geziyor. 
Gözlerim bulutlanıyor.
Bir damla yanağımdan kayıveriyor.
Heyy!
    Hoşuma gidiyor.

Gerçekten...



16 Mart 2013 Cumartesi

Ruh İklimine Ayar Çekmek...


Bu akşam ofisten en son ben çıktım. Kötü bir gün geçirmiştim. Öyle asabım bozuktu ki anlatamam. Kambur üstüne  kambur, denir ya... O hesap... Gün boyu, ezilmiş, büzülmüş, iki duvara dizilmiştim. Niye acaba bütün insanları kardeşim, arkadaşım sanıyordum? Niye bütün kötülüklere şappadanak kanıyordum? Egom yer bezinden beterdi yani, öyle söyliyim... Kızgındım. Öfkeliydim. Kendimi yorgun, bitkin, beceriksiz, çaresiz, tam manasıyla zavallı hissediyordum. Feci! Tek kelimeyle feciydim. Ofisten çıkarken hem homur homur  homurdanarak, hem  ağlama hissiyle dopdolu olarak spora gittim. Evet...  Kimseye belli etmemeye çalışıyordum ama... Biri  dokunsa hemen hüngürdeyebilirdim. Aslında... Bakma... Her an spora gitmekten vazgeçecekmişim gibi bir halim vardı. Spora gideceğime... Arabanın vitesini boşa alsam... Şöölee, yokuş aşağı denize yuvarlansam... Vaziyetime direkman, damardan şifa olur, diye aklımdan geçirdim. Niyeyse aklımdan geçeni denemedim. Onun yerine arabamı spor salonunun önüne park ettim. Bir süre direksiyon başında bekledim. Sonra ne düşündüm bilmiyorum, hışımla yan koltuktaki spor çantamı kaptım. Arabadan çıktım. Yürümeye başladım. Yürürken kumandayı omuzumun üzerinden  geriye doğru uzattım. Kapıları bir düğme basımıyla kilitledim. Başımı ve gövdemi geri çevirmedim. Zira spora gitmekten her an vazgeçebilirdim. Azmettim. Kendimi spor salonunun kapısından içeriye zorla attım. 

Tam girdiğimde Tarkan’ın sesi geliyordu.  “Sen aşkı çiçek, böcek, güneş, bulut sanmışsıııın… Mevsimlerine göre uyuyup uyanmışsıııın… Sen artık benden sonra sevemezsin yanmışsıııın… Yüreğimden çıkardım, attığın kör kurşunuuuu.”  Gene geç kalmıştım. Üstelik üzerimde iş giysilerim vardı. Of! Müziğin hızlı ritmi daha kapıdan girişte yakalamıştı beni… Merdivenlerden alt salona inerken dans çoktan başlamıştı. Hemen üzerimdekileri çıkarıp, spor giysilerimi giydim. Ayağıma spor ayakkabılarımı geçirirken Tarkan’ın şarkısı devam ediyordu. Isınma hareketleri daima  bu şarkıyla yapılıyordu. Her seferinde, tam bu bölüme geldiğimizde, kendimi kaybedip, hem dans ediyor, hem de avaz avaz şarkıyı söylüyordum. Sanki az önceki bezgin bekir ben değildim. Hemen yerime geçtim. Hey! Büyük bir umursamazlıkla, minicik bile mahcubiyet hissetmeksizin, kendimi attım müziğin ve dansın kollarına…  Hemen… Anında… “Seni karanlıklara bırakmaaaak istemezdiiimmm… Anılarımı solmuş çiçeklerleeee süslemezdiiiim. Sen artık benden sonra sevemezsin yanmışsıııın… Yüreğimden çıkardım, attığın kör kurşunuuuu.” Şöyle gözucumla etrafıma baktım. “Köyümden insan manzaraları,” dedim kendi kendime. Kimimiz eczacı.. Kimimiz mühendis… Kimimiz sigortacı… Şinanay da yavrum şinanay…  İnan hilafım yok, yolda beni görsen var ya,  böyle dans ettiğime asla ihtimal veremezsin. Öyle süklüm püklüm biriyim. Diğerleri ise mazbut, kendi hallerinde kadınlarken,  ne oluyorsa oluyor müziğin illüzyonu  mu desem, gruptakilerin birbirlerine verdiği pozitif enerji sebebiyle mi bilmem, müthiş bir coşkuyla dans ediyoruz. Müzik bitince hatta, uuuuuvvv’lamalar, ıslıklar gırla gidiyor. Bir neşe bir neşe… Dünya mı batıyor? Ne gam! Ben var ya... O bir saat dünyanın gelmişini geçmişini boşveren bir hal üzerinde oluyorum. İyi de, spora gelirken dokunsan ağlayacak vaziyetteydim hani... Eee... Ne oldu şimdi? Halimi düşünebiliyor musun?  Tuhaf biri olduğumu hep söylüyorum. İyi amaa... Sürekli gamlı baykuş durumunda dolaşamam ya... Mümkünatı yok!.. İçim daralır. Kendimden sıkılırım valla... Derhal iç coğrafyamın meteorolojik vaziyetine sporla ve müzikle bir ayar çekip, anında müdahale ediyorum... "Sağlıklıysan, kafaya başka bir şey takmaya gerek yok," diye yüreğimi kaneviçe işler  gibi işliyorum. Ruhumun iklimini keyfime göre  hemen düzenliyorum. Egom tavan yapıyor. Gene kendimin baş artizi oluyorum. Spor salonundan çıkarken... "Bilimum zalimler, haydutlar, üçkağıtçılar, vicdansızlar, merhametsizler ve kötüler artık  gölgemden bile  titresinler!" diye bas bas bağırmak istiyorum. Arabaya binince kendime gülüyorum. Kendime çook gülüyorum.





NOT: Cennetteki Yabancılar adlı çizgi romanın karelerini kullandım.  

18 Aralık 2011 Pazar

Kış Güneşi ve Yolunu Şaşıran Ilık Esinti


Dünyanın yaşadığım bölümü güneşe sırtını dönünce, kış geldi. Bilirsin, doğa için şimdi uyuma vakti. Dinlenecekler. Belki bahara kadar kendi renklerinde rüya görecekler. Güneş artık nadiren gösterecek kendini...  Bütün yaz kaçtım ya güneşten...  Ne vakit görsem, mahcupca saklandım şapkamın altına... Of, şimdi artık kış geldi ya... Şımaracak... Bulutların arasından sızarken, ne afralı tafralı hava atacak bana gene, kimbilir?  Güneş… Kıymetlenecek… İyice kendini özletecek. Cahit Sıtkı Tarancı'nın Güneşe Ait Çocuk adlı şiiri vardır ya hani... 

Bilirsin.  Camlar arkasında bekleyen... Üç mevsim güneşin seyrine dalan... Ve kışın güneşi özleyen... Diliyle buğulu camları yalayan çocuğun şiiri. Hey, bugün  galiba Cahit Sıtkı okuma vakti!  Kaç gündür yağmur yağıyor. Gökyüzü bulutlu, gri. Kış dünyanın bu bölümüne iyice bağdaş kurup yerleşiyor. Bugün gökyüzüne baktın mı bilmem… Kış güneşi tam kış ikindisi vakti  gökyüzünden tatlı tatlı  gülümsemekteydi. 

Araba kullanıyordum. İçimde tatlı bir serkeşlik vardı. Radyoda Tarkan en sevdiğim şarkısını söylüyordu. "yanlış zaman.. yanlış insan.. tutunmak imkansız.. bıktım yamalı sevdalardan.. yanlış bahar.. kış güneşi.. yoruldum her bulduğumda.. kaybetmekten seniii"  Ben de uymuştum Tarkan'a... Bağıra bağıra şarkı söylüyordum.. "kıyamete kadaaar.. kapattım kalbimiiiii.. aaaaa! aaaa!" Hemen girerim havaya... Hemen... Aziz Nesin o güzeller güzeli şiirinde badem ağacına seslenir  ya hani... "Sen ağaçların aptalı, ben insanların." Evet, tam söylediği gibi biriyim ben.  Bir ılıman hava esmeye görsün... Hiç ne yapıyorum  diye enine boyuna düşünmem. Vururum kendimi güzel havaya.  

İşte kış günü aralığında, görünce göz kırpan güneşi, bu kez vurdum kendimi  yollara. Baktım şöyle gökyüzüne. Güneş küsmemiş... En gülen gözlerle bakıyordu bana...  Hey, bir güler yüz, bir tatlı söz...  Şairin dediği gibi... Açarım yüreğimi hemen. Açarım yüreğimi ne var ki? 

Dur bir dakika.. O an yüreğimi değil, hava gelsin diye arabamın camını açtığımı hatırlıyorum. Camı açar açmaz nasıl ılıman bir rüzgâr doldu içeriye anlatamam. Şaşırdım. Belli yolunu şaşırmış bir rüzgârdı bu... Saçlarımı  havalandırdı önce... Yüzümde uçuşan saçlarımı elimle attım gerisin geriye... Usul usul rüzgarın kulağına seslendim... "yabancısın buralara.. nerelerden geliyorsun? otur dinlen başucumda.. belli ki çok yorulmuşsun.. bana esmeyi anlat.. esip geçmeyi anlat!" Ne muhteşem bir şarkıydı! 

İnan bana  o an, deli gibi rüzgar olmak istedim ben. Rüzgara  şöyle fısıldadım.. "Anlat ki çözülsün dilim.. ben rüzgarım demeliyim.. rüzgarlığı  anlat bana.. senin gibi esmeliyim" Of, kış güneşi... Yolunu şaşıran ılık esinti... Ve şarkıların ezgileriyle  inan  başım döndü. Başım dönünce çevremdeki  her şey ama her şey döndü... Dünya  hepten döndü tabii. Dünya dönünce... Mevsim değişti... Anlarsın ya Akdeniz oldu birden.  Gerçekten... Gülümse:)