1 Mart 2018 Perşembe

Gülümse...


Uçağa binip koltuğuma yerleştiğimde, Hilal'in son elektronik mektubunda yazdıkları aklıma geldi.  Hilal, dil kursu için gittiği,  ilk ve son harfi a olan bir Avrupa ülkesinin başkentinden dönerken, uçakta kendi kendine oynadığı oyunu anlatıyordu.

"Uçağa bindiğimde tek kelime Türkçe konuşmadım. Kimi hostese İngilizce cevap verdim kimine Almanca. Bir sayfası İngilizce bir sayfası Almanca yazılı Lufthansa dergisini okuyordum. Yemekte gelen peynir ekmeği sona bıraktım, kırmızı şarabımla keyifli bir kombin yaptım. Arada bir klasik müzik dinliyordum. Üzerimde "part-time mermaid" yazan bir kazak var. Dışarıdan bakan birine Türk olduğumu çağrıştırabilecek bir toz zerresi bile yoktu anlayacağın. Yine de yanımdaki adam bana dönüp, "kardeşim ben wc ye gidecem de bi müsaade eder misin, diyor. Gülümsüyorum. "Gitmişken tepsini de götüreyim" diye devam ediyor. Kühne'nin  türk tipi turşusu gibi hissediyorum o an. Bileğimdeki Jale dövmesi mi eleverdi acaba beni?"  

Acaba kendi kendime aynı oyunu  oynasam  tutar mı, diye düşündüm. Beşinci harfi ve son harfi a olan bir Avrupa ülkesinin başkentine gidiyordum. Önüm arkam sağım solum memleketim insanlarıyla doluydu. Hilal ne kadar mitoloji kahramanları edasında  hoş bi  İskandinav tipiyse, ben o kadar kara saç, kara kaş, kara göz  Anadolu tipiydim.    Tam bunları düşünürken yanımdaki adam bana dönüp, "kardeşim ben wc ye gidecem de bi müsaade eder misin, dedi. Gülümsedim.