7 Mart 2018 Çarşamba

Kafka'yı Unuttum, Önce Günther Anders'i Okumaya Başladım.


Kitabın yazarı Günther Anders.  Tanımıyorum.  Kitabı çevirenler Herdem Belen ve Hüseyin Ertürk. Çeviri kitaplarını daha önce hiç okumadım. Kitabın adı... Kafka'dan Yana Kafka'ya Karşı... Kafka mı? Dayanamadım.  Kitabı kaptığım gibi... Marş marş... Kasaya... Kitabı aldım.

Çevirenlerin Önsözü'nde Günther Anders için şöyle yazıyor: "1902 - 1992  arası, yüzyılın neredeyse tüm altüst oluşlarına tanıklıkla başa çıkmak zorunda kalmış bir yaşam. İki Dünya Savaşı, Nazi İktidarı, sürgün, Auschwich, Hiroşima, Cezayir, Soğuk Savaş, Çernobil. Özellikle Kaliforniya'daki fabrika işçiliği yılları ve Hiroşima, savaş sonrası düşünsel macerasını belirleyen iki temel etmendir." Hay canına sayın seyirciler... Günther Anders'in kendi yaşamı zaten roman gibi. Kafka'yı unuttum, Günther Anders'i okumaya başladım. 

Günther, psikolog anne babanın üç çocuğundan biri. Felsefe ve sanat tarihi okumuş. Louvre'da rehberlik yapmış. Heidegger'in derslerini dinlemiş.  1928'de Berlin'de Hitler'in Kavgam kitabını okuduktan sonra yakın çevresini uyarmak niyetiyle evinde toplantılar düzenlemiş. Ancak çağırdıklarının pek çoğu,  Hitler'i  "badanacının teki" diye görüp ciddiye almadıkları için toplantılara katılmamışlar.  Anders ise çok ciddiye almış ve Hitler için  "Bu adam söylediğini düşünüyor. Ve öylesine amiyane tarzda ifade ediyor ki söyleyeceklerini, amiyane olanları peşine takacağı gibi amiyane olmayanları da amiyaneleştirip etkileyecektir." demiş. Müthiş bir öngörü değil mi? Dünya halkı 20. yüzyılda acı çektiği kadar hiç bir yüzyılda acı çekmedi denir ya hani... Anders'e göre bunun sebebi düş gücü eksikliği... Ona göre, düş gücü, günün algı metoduydu. İnsan yazgısının ipleri, zerrece düş gücü olmayan beş paralık adamların elindeydi.



1932 de ilk romanını yazmış, lakin Nazilerin iktidara gelmesi sebebiyle yayımlanmamış.   Hitler zulmunden kaçıp on dört yıl  Amerika'da yaşamak zorunda kalmış. Fabrikalarda işçilik, radyo programcılığı yapmış. Japonlar hakkında bir broşürü Almanca'ya tercüme etmesi istenince, "Almanya'daki faşistlerden Amerika'daki faşistlerin yazdıklarına alet olmak için kaçmadım." diyerek istifa etmiş. Sonraki zamanlarda  Amerika'ya girişi de yasaklanmış. 

1944 de ikinci eşiyle birlikte Viyana'ya yerleşmiş.  Nazi döneminde Kuzeni Walter Benjamin ile aynı evi paylaştıkları Fransa  günlerini anlattığı röportajındaki sözleri çok mühim: "Walter'le o yıllarda evde sırf felsefe yaptığımızı düşünenler yanılıyorlar. İlk planda antifaşittik; ikinci olarak antifaşisttik, üçüncüsü antifaşisttik. Arta kalan zamanlarda belki felsefe üzerine laflamışızdır."

Günther Anders'in  umut için söylediklerini unutmamam lazım... "Benim düsturum şudur: İçine sürüklendiğimiz şu berbat durumda katkı ve müdahale için şansın minicik de olsa durmayacaksın, müdahale edeceksin. Kaleme aldığım, demin sizin de değindiğiniz "Atom Çağının Emirleri'nin sonunda benim ilkem yer alır. O da şudur: Umutsuzsam bana ne! Değilmişim gibi devam."



Çeviriyi yapan Hüseyin Ertürk ve Herdem Belen önsözde yazar için, "Evet, bıkıp usanmadan "uyarmış" bir adamdır Anders, oysa Rembrandt ya da Berlioz ya da müzik sosyolojisi üstüne yazmayı ne kadar da istemiştir." demişler. Şimdi benim elimde olan, Günther Anders'in,  daha Kafka tam bilinmiyorken, Kafka üzerine yazdığı bir inceleme kitabıymış. Almanca olarak 1972 yılında yayımlanan kitap, 45 yıl sonra, geçen yıl Herdem Belen ve Hüseyin Ertürk tarafından Türkçe'ye çevrilmiş ve İthaki yayınlarından çıkmış. 

Anladım ki, Günther Anders yaşadığı dönemin kepazeliğini cesaretle anlatan, açık sözlü,  uyumsuz, tavizsiz, hep ezilenden yana, tehlikeleri sezen ve uyaran  bir yazar. Kafka'dan Yana Kafka'ya Karşı kitabını tüm merakımla okumaya başladım. Kitabı yarıladım. Okumayı bitirdiğimde, öğrendiklerimi paylaşmayı umuyorum. Umutsuzsam bana ne! Değilmişim gibi devam."