“Yarayla alay
eder yaralanmamış olan.
Bak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederden.
Sen ondan çok daha parlaksın çünkü...
Sen, tüm göklerdeki yıldızlarının ilki,
Sen aydınlatırsın geceyi…”
Yoo. Daha önce bilmiyordum Shakespeare'in bu şiirini...
Başka Sinema'nın, sevinçle karşıladığım, günde en az üç bağımsız film gösterimi diye başlattığı filmler arasında Onur Ünlü'nün yazıp yönettiği Sen Aydınlatırsın Geceyi adlı film de vardı. Nedense bu filmi, ilk haberini okuduğum günden beri merak etmiştim. Seyredememiştim. Onur Ünlü bir şairdi. Gidiyorum Bu adlı incecik kitabı her daim gözümün önündeydi.
Haftanın son iş günüydü. Derin bir istek yüreğime gelip yerleşti. Dayanamadım. İstanbul'a gittim.
İlk filmi kaçırdım. Kaçırdığım filmin Sen Aydınlatırsın Geceyi olmamasına sevindim. İkinci filmdi. Zamanını bekledim. Salon tıklım tıklım dolmuştu. En arka sıranın en kenar ucundaki koltuğa oturdum. Film başladı. Sen Aydınlatırsın Geceyi, baştan sona siyah beyaz görüntüsü ve fantastik kahramaylarıyla, adeta bir çizgi roman lezzetindeydi. Filmin müziğini daha önce hiç işitmemiştim. Büyüleyici geldi.
Yarı gölgeli bir kuytuda itinayla biriktikleri için belki, efsunlu bazı cümleler hayatın beklenmedik bir anında çıkıverir ya insanın karşısına hani... İşte bu dizeler, sevdiğim bir şairin yazıp yönettiği siyah beyaz filmin görüntüleri arasında ansızın yüreğimi aydınlatıverdi...
Nasıl anlatsam bilmiyorum? İşte tam bu sahnede... Cemal, Yasemin'e bu şiiri okurken... Tam o an... Zamanı durdurdum. Görünmez oldum. Sinema yağmura çaldı. Yanaklarım ıslandı.
NOT- Başlık, Ah Muhsin Ünlü'nün, Hatırlat Da Haziran Sonlarında Çocukluğumu Yakalım adlı şiirinin bir dizesi.





