O gün öyle esti… Çılgın sonbahar yağmuruna aldırmadım. İstanbul’a gittim.
Karaköy’den tramvaya bindim. Mimar Sinan Üniversitesi durağında indim. Orhan Kemal’in 100. Doğum Günü Sempozyumu’na yetişmek niyetindeydim.
Yağmur hiç dinmeyecek gibiydi. Tramvaydan indim. Kaldırımlara vuran yağmur insanın içini coşturuyordu. Bembeyaz saçlarına siyah beresini hafifçe yanlamasına takmış, ufak tefek bir adam üç adım önümde yürüyordu. Şemsiyemi açtım. Acele adımlarla yanına ulaştım. Şemsiyemin yarısını başının üstüne geçirdim.
- Aynı yöne gidiyoruz, şemsiyemin altına girmek ister misiniz? Birlikte yürüyebiliriz. Dedim.
Durdu. Bana baktı. Sakalları kaşlarıyla birlikte bembeyazdı. Fısıltıyla:
- Merhaba, dedi. Başka ses etmedi. Nazikçe koluma girdi. Şemsiyemin altında yürümeye devam etti. Ben ise yürümekle kalmadım, yeniden konuşmaya başladım.
- Orhan Kemal’in doğum gününe gidiyorum da, dedim.
Şaşırdı sanki… Tekrar durdu. Muzipçe gülümsedi.
- Orhan Kemal hemşehriniz mi olur? Dedi.
Sanırım bu soruyu hiiç beklemiyordum. Hafifçe alt dudağımı sarkıttım.
-Yoooo! Dedim.
Gülüverdi.
- Niye gidiyorsunuz peki? Dedi.
Ötesini berisini düşünmedim. Coşkuyla anlatmaya başladım:
- Orhan Kemal’i çok severim. Öykülerini severim. Anarşist ruhunu severim. Sonsuz insan ve memleket sevgisini severim. Nazım Hikmet’le hapishane anılarını severim. Onun yazdıklarını okurken, Türkçemin lezzetini hissederim. Dedim.
Mimar Sinan Üniversitesi’nin kapısına gelmiştik. Aklımdan geçen şuydu, ben nasılsa tüm gün kapalı mekanda olacağım ya, şemsiyemi ona hediye edeceğim.
- Burada yolumuz ayrılıyor…… dememe kalmadı, okul bahçesinden bir grup insan bize doğru koşmaya başladı.
-Ethem Abi hoş geldin, diyerek yol arkadaşıma el ettiler.
Hoppalaaa! Nasıl yani? Şaşırdım kaldım.
Onlar birbirlerine dostlukla sarılırken, içlerinden birine olan biteni ayak üstü anlattım.
- İnanmıyorum! Yoksa meşhur biri mi? Diye sordum.
- Elbette, dedi. Ethem Çalışkan!.. Çok ünlüdür. Mimar Sinan mezunudur. Atatürk’ün imzasını stilize eden, ders kitaplarında yer alan İstiklal Marşı’nın ve Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nin yazımını yapan kişidir.
Yeminle hiç bilmiyordum. Yan yana geldik.
- Aşk olsun ama… Beni nasıl da bıdı bıdı konuşturdunuz. Meğer siz de Orhan Kemal’in doğum gününe geliyormuşsunuz, dedim.
Bembeyaz gülümsedi.
- Benim için çok güzel bir gün başlangıcı oldu, teşekkür ederim dedi.
İnanılır gibi değil… İlk konuşmacılardan biri idi… Ve elimdeki kitabı sevgiyle adıma imzalayıverdi:)