11 Haziran 2011 Cumartesi

Düşen Bir Yaprak Görürsen Beni Hatırla.....



Çok iyi hatırlıyorum. Perşembeyi cumaya bağlayan geceydi. Uyuyordum.  Gecenin sabaha yakın saatlerinde, ben diyeyim  rüzgâr sen de fırtına…  Of! Yetmedi… Üzerine patır patır çakan şimşek sesi… Uzaklarda bir yere yıldırım düşmüştü belki.  Uyandım.  Önce uykulu gözlerle yatakta usulca oturdum. Bir süre dışarıdan gelen uğultuları dinledim. Sonra dayanamadım kalktım. Ayaklarımı sürüye sürüye yürüdüm. Balkon camını açtım. Usulca kafamı dışarıya uzattım. Ortalık alacakaranlıktı. Sadece apartmanın bitimindeki lamba, ürkek ışığıyla  sokağı aydınlatmaktaydı. İşte o anda…Sert esintiyle ağaçların  ileri  geri  sallandığı, yaprakların adeta bir denizci türküsü söylermiş gibi  hışırdadığı o loş ışıklı ortamda, birdenbire o tuhaf ağacı gördüm.  Normalde dikkatimi çekeceğini düşünmüyorum. Günde kaç kez önünden arabama biniyor ya da iniyorum. Gerçekten o ana kadar hiç fark etmemiştim. Mevsim yaz olmasına rağmen, havada  haziran’da sonbahar tadı vardı. Evet, evet. Görüntü resmen sonbaharken, sıcaklık ise sadece mevsim normallerinin azıcık altındaydı.  Öyle işte… Bahçedeki bütün ağaçlar  tepeden tırnağa yaprağa bürünmüşlerken, o koca gövdeli tuhaf görünüşlü ağacın ise  dallarından birinde bir tanecik yaprağı vardı. Tüm yaprakları dökülmüş de tek  yaprağı kalmış olamaz.  Hayır. Belki kökleri çürümüş yaşlı bir ağaç idi. Bitkin, ve yorgun bir hali vardı çünkü. Bu ilkbaharda  didine uğraşa, belki tek yaprağına öz suyunu ulaştırabilmişti. Son eseri. Kim bilir? Gecenin o saatinde hayal çarklarım dönmeye başlamıştı gene.  Birden içimi bir ürperti doldurdu. Acaba bu tek yaprağı benden başka gören kimse var mı diye etrafıma bakındım? Ya varsa? Hele hele o gören kişi… Ah! Ya hastaysa? 


Biliyorum diyorsun ki “Bu anlattığın tek yapraklı ağacın ne ilgisi var  herhangi bir hastayla?”  Of! Sana bir şey söyleyeyim mi, öykü seven biri, üzerine benim gibi hayalciyse hele…  Anlasana durumu fecidir… Feci… Şimdi güzelim yaz gecesinin o vaktinde... Seyre daldığım o loş sonbahar atmosferi içinde... Bu tek yaprağı kalmış ağacı görünce, bil bakalım aklıma ne geldi ? Bilmiyorum okumuş muydun daha önce?  O. Henry’nin Son Yaprak adlı öyküsü…  Şahanedir gerçekten. Bak şimdi. Şöyle bir hikaye… İki ressam kız, genellikle ressamların yaşadığı bir mahallede bir daire kiralarlar. Birlikte oturmaya ve stüdyoya çevirdikleri evlerinde resimlerini yapmaya başlarlar. Ne yazık ki beş altı ay sonra çevrede zatürre salgını başlar. Kızlardan biri zatürre olur.  Bir türlü iyileşip toparlanamayınca, kız iyileşeceğinden ümidini keser, kendisini iyice ölmeye bırakır. Doktor en son muayene ettiğinde kızın yaşama şansının çok düşük olduğunu, çünkü kızın kendinden umudunu çoktan kesmiş olduğunu söyler. Arkadaşı üzülür ve  çok ağlar.  Hiçbir şey belli etmez. Yalnız bırakmamak için hasta kızın yattığı odaya resim yapmaya girer.  Odayı aydınlatan pencere evin avlusuna bakmaktadır. Fırtınayla karışık  sonbahar rüzgârı dışarıdaki yaprakları dökük ağacı sallamaktadır.  Hasta arkadaşı arada bir kafası kaldırıp dışarıya bakmakta ve her kafasını  gerisingeri yastığa koyduğunda bir sayı  fısıldamaktadır.  Arkadaşı merak eder. Sorar. Hasta kız ağacın üzerindeki kalan yaprakları saydığını, son yaprak düşünce öleceğini bildiğini söyler. "Dört yaprak!"   Arkadaşı bu anlamasız düşünceden vazgeçirmek için ne dese hasta kızı ikna edemez.  Elindeki resmi gösterir. “Bu resmi yetiştirip parasını hemen almam lazım. Sen camdan baktıkça ilgim dağılıyor.  Bana son bir söz ver. Ben resmimi bitirene kadar gözlerini açma.” der. Hasta kız arkadaşını kırmaz, gözlerini kapar.


Ressam kız çizeceği resme  başlamadan önce, alt katta yaşayan yaşlı ressamı modellik yapması için çağırmaya gider. Bu yaşlı ressam yıllardır resim yaptığı halde, bir türlü başarılı resimler yapamamış, yoksul biridir. Arada para kazanmak için genç ressamlara modellik etmektedir. Kızın hasta arkadaşı hakkında anlattığı ağaçtaki son yaprak hikayesine çok şaşırır. Birlikte yukarıya çıkarlar. Hasta kız gözlerini kapatınca uykuya dalmıştır.  Camdan dışarıya bakarlar. Ağaçta  bir tane yaprak kalmıştır. İçleri korkuyla dolar. Çünkü feci fırtına vardır. Perdeyi çekerler. Yaşlı ressam modelliğini yapar. Evine gider. Kız resmini tamamlar. Yorgundur zaten.  Olduğu yerde uyur kalır. Sabah hasta arkadaşının perdeyi açmasını söylemesiyle uyanır. Ümitsizce perdeyi açar. İnanamazlar gözlerine. Ağaçtaki son yaprak dalda sağlamca durmaktadır. O gün fırtına ve sert rüzgâr olmasına rağmen yaprak yerinden düşmez. Ertesi gün de düşmeyince hasta kızın morali düzelir.  Kendini toparlamaya başlar. Doktor muayene ettiğinde şaşırır bu hızlı düzelmeye, dinlenip iyi beslenirse  kesin iyileşeceğini, alt kattaki yaşlı ressamın ise aynı durumda olmasına rağmen zatürreden öldüğünü söyler.  Yaşlı ressamın hastalığı ancak iki gün sürmüştür. Daha sonra öğrenirler ki hasta kızın morali bozulmasın diye evde  bir ağaç yaprağı çizip hazırlamış, o fırtınalı ve soğuk havada  gidip ağaca asmıştır. Çok ıslanıp üşüyünce yaşlı bünyesi dayanamamış ve ölmüştür. O kadar fırtınaya rağmen ağacın dalından düşmeyen ve hasta kıza ümit veren ağaçtaki  son yaprak yaşlı ressamın en son ve en başarılı eseridir.


Tipik bir O’ Henry öyküsü diyorsun değil mi? Evet öyle… Bu öykü resim sanatını anlatan en dokunaklı öykülerden biri diye geçer edebiyat literatüründe… Severim ne yalan söyleyeyim. İşte tek yapraklı kurumakta olan o ağacı görünce, gecenin o saatinde hafızam bu öyküyü çıkartıp koydu önüme… Önce inşallah çevremizde  hasta kimse yoktur diye dua ettim. Sonra pencereyi kapattım. Anne sözü dinler gibi masum… Ayaklarımı sürüye sürüye uykuya dalmaya gittim. Sonbahar tadındaki bir  yaz gecesi bende haller... Böyleyken böyle. 
 

14 yorum:

  1. Hikayeyi ben de çok severim, ama şimdi burda okurken düşündüm de, fırtınaya ve yağmura dayanması için neyden imal etmiş o son yaprağı acaba?

    YanıtlaSil
  2. Radyodan dinlemiştim bu öyküyü, radyo tiyatrosu formatında.. çok etkilenmiştim, sen daha yazının başında tek yaprak der demez aklıma geldi. Son gayretle elinden çıkan hayatla, bir başkasına umut ve hayat veren o yaşlı ressam nezdinde, yaşama tutunmamızı sağlayan tüm emekçilere selam etmek istedim. Selam sana HayalKahvem :)

    YanıtlaSil
  3. Küçükken böyle bir film izlemiştim. Adını hatırlamıyorum şimdi ama Türk yapımıydı yanlış hatırlamıyorsam. Hikayede hasta bir kadın ve penceresinin önünde de yaprak döken bir ağaç vardı. Kadın "Son yaprak da düşünce öleceğim." diyordu sevdiği adama. Ama o yaprak bir türlü düşmüyordu çünkü adam onu ağaca bağlamıştı :) Aklıma o geldi bu yazınızı okuyunca. Belli ki kitaptan esinlenmişler. Bunu da öğrenmiş oldum sayenizde :)

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Biblio, bu öyküyü kaç kere okumuşumdur kim bilir? İnanın bana bir kere bile o ağaç nasıl dayandı diye hiç düşünmemiştim. Gene düşünmek istemiyorum biliyor musunuz? Çünkü o haliyle çok sevdim:) Tatlı yalanları severim:))

    YanıtlaSil
  5. Selam Momentos, ben de dinlemek isterdim radyoda..
    Du bi, bir gün sana okuttururuz belki ne dersin:)

    YanıtlaSil
  6. Selam Mit, demek bu öykü benzeri bir film var öyle mi? Hem de Türk filmi... Kimler oynuyordu acaba? Merak ettim:))

    YanıtlaSil
  7. çok güzel çok çok güzel..insana değer verme_insanı yaşatma çabaları_moral aşılama..vede dokunaklı..çok beğendim..ellerine sağlık..

    YanıtlaSil
  8. Teşekkür ederim Rüzgar. Ne güzel bir yorum bırakmışsınız.

    YanıtlaSil
  9. Çok dokunaklı ama bir o kadar da yaşamın güzelliğini anımsatan bir öykü imiş; ellerinize ve hayallerinize sağlık Hayal Kahvem:))

    YanıtlaSil
  10. Sağol Sisi... Beğenmene sevindim. Ooo.. Bloğuna yeni bir yazı yazmışsın sanırım. Ben bi seni ziyaret edeyim:)

    YanıtlaSil
  11. Buldum, Hülya Koçyiğit'in oynadığı, adı "Siyah Gelinlik" olan bir filmmiş. 1973 yapımı...

    Pınar; “Acaba bir gün oğlumu görebilecek miyim?”

    Selçuk; “Tabii, yataktan kalkar kalkmaz.”

    Pınar; “Yataktan kalkamayacağım ki. Bak, dalda tek yaprak kaldı. Benim de ömrümde tek gün. O yaprak düşünce…”

    Selçuk; “O yaprak düşmeyecek Pınar. Yaşaman için ne gerekirse yaparım. İcap ederse babamla bile barışırım. Aileme küsüp gurbete çıkmıştım. Ama senin için dönerim. Babamın elini öpüp af dilerim. Seni oraya götürürüm İzmir’e. Deniz, güneş. Bir kuş sütün eksik olur. İster misin?”

    Pınar; “Bir gün kaldı Selçuk. Bir günlük bir hayatı kurtarmak için boşuna uğraşıyorsun. Şu son yaprak sabaha düşecek.”

    Selçuk; “Düşmeyecek Pınar ve sen yaşayacaksın.”

    YanıtlaSil
  12. Bayıldım bu film muhabbetine Mit:) Mutlu sonla biten bir Türk filmi demek ki? Ne güzel:))

    YanıtlaSil
  13. Birkaç posttur sana yazmaya çalışıyorumiolmuyor en sonunda kutucuğa Anonimi işaretledim galiba olacak.
    Yazıyı çok beğendim özellikle fırtına ile başlayan kısmı,ben çok severim de:)
    Hikayeyi biliyordum ama tekrar hatırlamak harikaydı çünkü çok severim.
    Bu güzel post için teşekkürler...Sevgiler
    Baykuş gözüyle

    YanıtlaSil
  14. Sevgili Baykuş Gözüyle, çok üzüldüm. Sanıyorum böyle sorunlar yaşayan arkadaşlar var. Neden olduğunu anlayamıyorum.

    Beğendiğinize çok sevindim. Ben teşekkür ederim:)
    Sağolun.

    YanıtlaSil