23 Kasım 2013 Cumartesi

Herşey Yalan, Herşey Yalandan Yani Öyle Mi?



Stratejik Pazarlama Ve Marka Yönetimi dersindeydik. Konunun uzmanı hocamız, sürekli değişen piyasa koşullarından, giderek çetinleşen rekabet ortamlarından bahsederek söze girdi. Ortaya çıkan fırsat ya da tehditlere göre güçlü ve zayıf yönlerimizi belirleme, geliştirme,  büyüme, farklılaşma safhalarını anlaşılabilir bir lisanla anlatmaya başladı.  Derken... Derken... Konu marka yönetimine geldi. Marka yaratma, marka olma vaziyetlerinin akabinde, alıcının satınalma davranışlarını etkileme  stratejilerinden bahsederek konuşmasını sürdürdü.

Dersi anlatırken örnekler verdi. Mesela uluslararası dev  bir elektronik alışveriş şirketinin, yeni girdiği piyasada markasını bilindik kılmak icin, bazı mahallerin çöp bidonlarının yanına, kendi sirketlerinin logosu olan açılmış koli kutuları bıraktıklarını, böylece daha  önce sanal alışverişe alışkın olmayan, mesafeli duran insanlar üzerinde, demek ki komşularımız bile  online alışveriş yapıyorlar, elektronik alışverişlerde problem yaşanmıyor olmalı, düşüncesi uyandırdıklarını ve bu yolla satışlarını arttıkdıklarını anlattı.

Ardından... Dünyaca ünlü kafe zincirine sahip sirketlerden birinin, bir şehre ilk defa kafe açtıklarında, önce o şehrin büyük üniversitelerinin bazı çalışkan öğrencilerini bulduklarını, onların fotokopiyle çoğaltılan ders teksirlerinin kimi sayfalarının kenarlarına, "okul çıkışı ....kafe de bulusalım" ya da "....kafe"nin kahveleri nefisti." gibi cümleler yazdırdıklarını, böylece o ders notlarını çoğaltan öğrenciler arasında kafenin reklamını yaparak, markanın öğrenciler tarafindan kolayca tanınmasını    sağladiklarını anlattı.

Bu örneklerin her biri,  etkileyici birer satış stratejisi  olabilir... Ne bileyim... Anlatılanlar benim içime sinmedi. Aslında  bu örnekler ne ki,  bazı filmlerde seyrettiğim  ibretlik satış stratejileri aklıma geldi. Bilirsin, sinema sayesinde kendi dışımızda bambaşka hayatların içinde gezinebiliyoruz.  Başkalarının zaaflarına, oyunlarına, yalanlarına şahit olabiliyor, yaşananları, sonuçları seyredebiliyoruz ya hani...  Demek ki iyi filmler insanın duygu ve düşüncelerini etkiliyor.  Bak şimdi...  Örnek Aile ile başlayalım sözgelimi...


Mahalleye yeni bir aile taşınmıştır. Görünüşte mükemmel bir ailedir. Harika bir çift, sevimli yetenekli çocuklar, son model eşyalar, hoş giysiler... Ailenin her bireyi nasıl güler yüzlü, nasıl misafirperverdir anlatamam. Sürekli evlerinde partiler veriyorlar. Komşu ziyaretlerini çok önemsiyorlar. Mahalledekiler bayılıyorlar bu aileye.  Ne güzel değil? Yoo... Değil işte.  Seyretmeyenler beni affetsin ama yazmak zorundayım. Anlıyoruz ki, aslında bu insanlar gerçek aile değiller. Acı ama gerçek.  Bir pazarlama şirketi için çalışıyorlar. Satmaları gereken ürünleri kullanarak çaktırmadan reklamlarını yapıyorlar. Bir bakıyoruz ki tüm mahalle bu aileye özeniyor.  İhtiyaçları olsun olmasın, bu insanların kullandıkları ürünleri, eşyaları almaya başlıyorlar. Mahalle ahalisi  lüks tüketimin birer neferi olup çıkıyor.  Elbette  aile sandığımız kişilerin her biri ayrı ayrı satıcı olduğu için, kendi aralarında da rekabet var... Pes! Kim daha fazla satış yapmış, ayda bir patrona hesap veriyorlar.  Eski bir film Örnek Aile.  Tam bu konuya örnek değil mi?


Ya Truman Show a ne diyeceksin? Feci!

Truman,  iyi bir işi,  lisede tanışarak evlendiği karısı,  düzenli hayatı olan bir adamdır.  30 yıllık ömrü boyunca yaşadığı adadan hiç çıkmamıştır. Film ilerledikçe anlarız ki, aslında  yönetmen tarafından evlat edinilen Truman, doğduğundan beri bir film stüdyosunda yaşamakta ve dizi haline getirilen hayatı milyonlar tarafından  ilgiyle seyredilmektedir.  Ve Truman'ın,  dünyanın en büyük film stüdyosunda yaşadığından, annesi, babası, karısı, en yakın arkadaşı dahil, çevresindeki herkesin özenle seçilmiş oyuncular olduğundan, kendisinin çok ünlü biri olduğundan haberi yoktur. Elbette televizon dizisi olarak hazırlanan bu filmde oynayanlar, arada ellerindeki ürünleri, Truman'dan gizlenen  kameraya göstererek ürün reklamı da yaparlar. Bu oyunculardan biri de Truman'ın karısıdır.  Vay canına sayın seyirciler!.. Her şey düzmecedir. Her şey yalandır.  Her şey yalandandır. Ve sırf daha fazla para kazanmak niyetiyle, bir insanın hayatı üzerinden feci bir sanal dünya oluşturulmuştur.

Aslında diğer filmleri de yazmaya devam edecektim ama geç olmuş. Yalanım yok. Yorgunum. Çok uykum geldi. Sana bir şey söyleyeyim mi, bence Tüketim Toplumu Yaratma, Yozlaştırma, Yabancılaştırma Stratejileri diye okullara ders konmalı...  Ve bu filmler ibretle izletilmeli. İyi ama ben bunları derste söyledim mi peki? Yooo. Utandım gene... Söyleyemedim tabii:)

6 yorum:

  1. yaa!! truman showu biliyodum ama jhonnes şok oldu ya hemen izlemem lazım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. The Jonesgiller ibretlikler Mia Wallace.

      Sil
  2. Oooff, korkuuunç. :(
    Ve evet birinci filmi bende bilmiyordum. Seyredeceğim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Epey eski bir film aslında Örnek Aile Kedili Teyze. Demi Moore u seversen, seyret derim.

      Sil
  3. kandırılıp duruyoruz yani..Jhonnes ları çocuklara da özellikle izlettirmiştim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sormayın Mehtap. Ne fena vaziyetler di mi... Feci...

      Sil