Bilirsiniz, bazı sporcular yahut
taraftarlar, maçta uğur getirsin diye tuhaf davranışlar sergilerler. Mesela
kendi takımlarının maçını seyrederken hep aynı tişörtü giyerler, eğer o tişörtü
giymezlerse maçı kaybedeceklerine inanırlar. Maçı seyrederken, diyelim
ayak ayak üstüne attığı ya da ne bileyim alnını kaşıdığı anda
takımı atağa kalkıp, karşı takımın kalesine doğru hücüma
geçtiğinde, ayağını asla diğer ayağının üstünden indirmeyen, uğuru kaçmasın
diye alnını kaşıma devam edenler, sadece uğurlu saydığı koltukta, hep aynı
televizyon ekranında maç seyretmeyi totem belleyen insanlar...
Her maç öncesi kalecinin kafasını öpen,
Her maç öncesi çoraplarının altını kesen,
Her maç öncesi tişörtünün altını kesen,
Her maç öncesi atletini tersten giyen,
Her maç öncesi ellerini dört kere yıkayan,
Her maç öncesi sahanın çimlerinden bir tutam koparıp yiyen,
İşte tuhaf totemleeri olanlardan biri de benim.
Misal, Loving Vincent filmine nasıl gitmek istiyorum anlatamam. Van Gogh'un hastasıyım. (Allahım, Van Gogh'un adının Vincent olduğunu unutmuşum) Sadece tablolarının değil kendisinin de hastasıyım. Lakin benim yaşadığım şehirde bu film oynamıyor. İstanbul'a gidip seyretmem gerekiyor. Az önce iş programıma baktım. İstanbul'a yolculuk görünmüyor. O halde, hemen uğur saydığım totemimi gerçekleştirmeliyim.
Benim totemim şu... İstediğim bir şeyin hayalini Hayal Kahvem'e yazdığım an, gün dönüyor, harman oluyor, felek planlarımı aniden değiştiriveriyor. Bir de bakıyorum o ne? Hayal ettiğim gerçekleşiveriyor.
Vincent'i sinema perdesinde seyretmek istiyorum. Hayal et, olur elbet diyorum:)
Du bakalım...













































