4 Şubat 2018 Pazar
Tüfek İcad Edildi Mertlik Bozuldu.
1 Şubat 2018 Perşembe
Bu Gece Yüreğim Elimde
31 Ocak 2018 Çarşamba
Karikatür Betimleme 2-
Dün gece Şenol Bezci'nin karikatürünü betimleyip, görmeyen arkadaşlarıma mesaj atmış, anlaşılır olup olmadığını sormuştum. Sabah Mahmut'tan mesaj geldi. "Fiziksel durumlarını daha çok betimleyebilirsin. Mesela telaşlılar mı?" dedi. Arkadaşlarım yanımdayken betimlemenin daha kolay olduğunu anladım. Çünkü, bana sordukları sorulara göre anlatabiliyorum. Olsun, vazgeçmek yok. Hemen Mahmut'un direktifleri doğrultusunda betimlememe ilaveler yaptım.
Mahmut'a, görmeyen birine bir karikatürü betimlerken neye ihticım olduğunu sordum.
"Göz ne görüyorsa, yorum ya da duygu katmadan anlatmak yeterli." dedi. "Baktığın gibi anlatırsan sanatsal betimleme, gördüğün gibi anlatırsan yalnızca betimleme olur. Ve sanatsal betimlemede mutlaka ama mutlaka kişisel izlenimlerin bulunduğu yorum vardır. O da ister istemez sinestezi mekanizmasını çoğu zaman olumsuz yönde etkiler" deyince, gene sineztezinin karşıma çıktığını anladım. Dedi ki Mahmut:
"O zaman sinestezi ile ilgili küçük bir tanım yapayım. Duyu organlarının işlevini duyudan algıya geçerken değiştirmek. Mesela kulakla görmek."
Çılgın öğretmen.
Körler İçin Karikatür Betimleme - Şenol Bezci
Görme engelli arkadaşlarıma sinemada film betimlemesi yaptığım gibi, bazan bir arada olduğumuzda karikatür de betimliyorum. Bu kez yanımda değillerdi. Az önce Şenol Bezci’nin yukarıdaki karikatürünü betimleyip Pınar’a, Esra’ya, Bahar’a ve Mahmut’a vatsaptan gönderdim. Yazdıklarımdan karikatürün anlaşılır olup olmadığını sordum. Karikatür betimlemem şöyleydi:
Sıradan, gri bir şehir sokağı düşün. İnsanlar işine gücüne gidiyor ama çok garip bir durum var: Yoldaki herkes, sanki her an bir sel baskını olacakmış gibi beline kocaman, kırmızı-beyaz bir deniz can simidi takmış.
İşin tuhafı, ortalıkta bir damla bile su yok ama hepsi başı önünde, yılgın ve bitkin bir şekilde yürüyor. Sanki hayat onları her an boğacakmış gibi, o kupkuru asfaltta can simitleriyle hayata tutunmaya çalışıyorlar.
Saat gece yarısını geçmişti. İlk yanıt Pınar’dan geldi:
“Ben Antalya’da Görme Engelliler Satranç Turnuvası’ndayım. Betimlediğin karikatürü anlayabildim. Lakin yanımdaki gören arkadaşlar, karikatürü görmeden bir şey anlamıyorlar. Bana karikatürü gönderir misin? Görsünler de anlasınlar :)”
28 Ocak 2018 Pazar
Bale ve Övünme ve Nasıl Denirdi?
27 Ocak 2018 Cumartesi
Yalanım Yok, Hayalim Çok
26 Ocak 2018 Cuma
Hayal Et Olur Elbet:)
Vincent Van Gogh - Hapishane Avlusu- 1890 Puskin Müzesi
23 Ocak 2018 Salı
İnsanın Kullandığı İlk Alet De Başka Bir İnsandı.
Daha, sanıyorum 2013 yılında yayımlanmıştı. Yasa dışı insan ticareti yani yasa dışı yollardan yurt dışına kaçmaya çalışan göçmenlerin hikayelerini günümüzdeki kadar yoğun işitmiyordum. Arada televizyon ekranında, Kuşadası'nda yasa dışı yollardan yurt dışına kaçmaya çalışan toplam 36 kaçak göçmen sahil güvenlik ekiplerinin düzenlediği iki ayrı operasyonla yakalandı, deniyordu misal... Göçmenler gösteriliyordu... Öylece bakıyordum... Sıcacık evimde, karnım tok, sırtım pek seyrediyordum insanların hallerini... Kimdi bu insanlar? Memleketlerinden buralara getiren sebepler neydi? Kuşadası'na kadar nasıl ulaşabilmişlerdi? Neler yaşamışlardı? Bu insanları kaçıran insanlar kimlerdi? Neden insan ticareti yapıyorlardı? Haber esnasında zihnimde muhtelif sorular uçuşuyordu elbette, lakin sonra hooop bambaşka bir mecraya mesela bir spor müsabakasıyla ilgili habere akıyordu ekran... O göçmenlerle ilgili haberler sanki gerçek değildi. Başkalarının başına gelen trajideleri bir kurgu gibi seyrediyordum besbelli.
İşte o tarihlerde Daha'yı okuduğumda resmen vurgun yemiş gibi olmuştum. Hakan Günday, göçmenlere çektirilen bütün zulümleri Daha'da romanlaştırmıştı sanki... Kitap hakkında fazla yazıp, romanı okumayanlar için nezaketsizlik etmek istemiyorum. Roman uykumdan uyandırmıştı beni. Rahatsız etmişti. İçine doğduğum coğrafyayı, ailemi, cinsiyetimi, adımı ben seçmemiştim. Savaşta lime lime edilmiş şehrinden kaçan o göçmenlerden biri ben olabilirdim. Yeni bir hayat kurmak için hayatımı feda etmeyi göze alabilecek kadar çaresiz kalmayı, ancak has bir edebiyat veya sanat eseri insana hissettirebilir. İnsan kaçakçılığı yapan katil bir babanın oğlu olmayı da... Çaresizlik ne feci bir şeydi! Aslında iyiyken kötü olmak ne kadar kolaydı... Ya da tam tersi. O şartlarda gene aynı ben olabilir miydim?
Kitap, harbiden göçmenlerle ilgili okumalar yapmama, sempozyumlara katılmama, yazmama, düşünmeme, iyilik-kötülük kavramlarına kafa yormama sebep olmuştu. Daha, beni "daha" duyarlı olmaya yönlendirmişti.
Daha'nın filme çekildiğini duymuştum. Üstelik Hakan Günday kendisi filme uyarlamış. Şahane bir haberdi bu. Şimdi Daha şehrime gelmiş. Bazı filmler bir kaç salonda aynı anda oynatılırken, Daha, şehrimdeki sadece tek sinemada, sadece tek salonda, sadece günde iki seans oynatılıyor. Heyyy! Kaçırmamalıyım.
not- başlık hakan günday dan
21 Ocak 2018 Pazar
Vincent Totemi...
20 Ocak 2018 Cumartesi
Bazen Düşünür Müsün, Başka Bir Şeymiş Gibi Kendini?
başlık- metin altıok dizesi
17 Ocak 2018 Çarşamba
Bu Akşam Çıkar Giderim
film/ her
15 Ocak 2018 Pazartesi
Uyku Öncesi
14 Ocak 2018 Pazar
Masal Masal Matitas
Ezop'un meşhur Altın Yumurtlayan Tavuk hikayesini bilirsiniz değil mi?
"Balık için yüzmektir, yılan için sürünmektir, kuş için uçmaktır. Kimsenin aklına "Kuş neden uçuyor? diye soru gelmez; "Balık neden yüzüyor?" ya da "Yılan neden sürünüyor?" diye bir soru işareti çoğu kişinin aklını kurcalamaz. Aslanın geyik yavrusunu parçalaması, panterin karacayı kovalaması kimseyi şaşırtmaz; hayvanların hayvan gibi yaşaması doğanın yasası sayılır. Peki, insanın insan gibi yaşamak istemesi neden çoğu kişiyi şaşırtıyor?" diyordu.
"İnsan birdenbire insan olmadı ki!.. Yazılı tarihlerden önceki dönemleri bir yana bırakalım; geçmişin karanlıklarından aydınlığa dönüşümün insanlık serüvenini izlediğimizde, insanın insanlaşması için ne çabalar harcandığını, ne emekler verildiğini, ne güçlükler çekildiğini görmek kolaydır." diyordu. İnsanın insanlaşmasında, emeğin sömürüsüyle kurulan uygarlıkların sonra sömürüsüz uygarlıklara nasıl yöneldiğini, savaşlar, talanlar, yıkımlar, başkaldırmalar, devrimler sürecine nasıl girildiğini, tarım devriminden sonra sanayi devriminin patlamasıyla insanın insanlaşması yolunda adım adım nasıl yürüdüğünü anlatan yazar, "Hiç durmadı insan, insanlaşma yolunda... Ve durmayacak. "diye sözlerine devam ediyordu.
"İnsanın insanlaşma dönüşümünde çaba göstermesi, varoluşun doğasındandır. İnsanoğlu özgürlüklerini genişletmek ister, demokrasiyi derinleştirmek için çabalar, tüm devrimlerin kazanımlarını savunmak ve sosyal adalete doğru yeni atılımlarla yürümek insanın öylesine doğasındadır ki bu tutum ve davranışlar, balığın yüzmesi, kuşun uçması, karıncanın çalışması, ipekböceğinin kozasını örmesiyle eşanlamlıdır. "İnsan gibi yaşama"ya yönelmek veya yönelmemek bizim elimizde değildir; bu yoldaki engelleri aşmaya çabalamak, varoluşumuzun bilinci ve mutluluğumuzun gerekçesidir.
Ama insanın insanlaşmasına karşı çıkanlara ne diyelim? Tarihin hangi döneminde insanın insanlaşmasına karşı çıkanlar olmamış ki? Bu da doğaldır, evren diyalektiğinin gereğidir; keltenkelenin ya da yılanın niçin süründüğüne şaşıyor muyuz?"










































