21 Ekim 2012 Pazar

Hayatın Anlamı Eski Bir Tadı Hatırlamaktır.



Belki kadın olduğum içindir... Bilmiyorum... Haydi... Vaziyetimi, kadın olmama yorup, haksızlık yapmayayım. Bütün kadınları benimle aynı  kefeye koymayayım... Şöyle söyleyeyim... Tuhaf biriyim. Çünkü ben, hayatı aklımla değil, duygularımla anlamlandırmayı severim. Çok kereler tecrübe ettim. Benim şu küçük akıl terazim, akılla ölçülen, biçilen, izah edilen bilgileri çekmiyor. Hayatın anlamını akıl yoluyla açıklayan hiç bir bilgi beni tatmin etmiyor.  Hayatım ancak duygular, hisler, hazlar sayesinde anlam kazanıyor. Lafı çok uzatmadan kısa keseceğim. Hemen sözümü Ratatouille adlı animasyon filmin bir bölümüne getireceğim. Filmde Anton Ego adlı bir yemek eleştirmeni vardır. Vedat Milör misali restorantları dolaşır, yazılar yazar. Ancak bu yemek eleştirmeni, eleştirilerinde feci acımasızdır. Egosu tavan yapmış vaziyette gezer, önüne getirilen yemekleri gerim gerim gerilerek yer.  Onu memnun etmek kolay değildir. Filmi anlatmak istemiyorum. Seyretmeyenlere hararetle tavsiye ediyorum. Bir gün... Anton Ego, gene o haşmetli egosuyla bir restoranta gider. Gösterilen masaya geçer, oturur. Restorantta herkes çok heyecanlı ve endişelidir. Acaba eleştirmen yemekleri için ne düşenecektir? Ünlü eleştirmenin önüne rustik bir Fransız sebze yemeği olan Ratatuille getirilir. Anton Ego'nun bir elinde kalem diğer elinde çatal vardır. Belki her tadışında olumsuz bir şeyler yazacaktır. Anton Ego... Yemekten bir parça alır. Ağzına atar. Yemeğin tadını hissettiği anda, bu lezzet onu alıp çocukluğuna götürür. Annesini hatırlar.  Yemeğin verdiği hazla, belki uzun zamandır eksikliğini hissettiği mutluluğu yaşar. Ve bir animasyon film, hayatın anlamının küçük hazlarda gizli olduğunu seyirciye geçirir. İşte şimdi ben bu durumu bildiğim hiçbir akıl yoluyla izah edemem. Fakat hissedebilirim. Hayalini kurabilirim. Sonraaa... Bir de benzer hisleri sevdiğim birine  yaşatabilirim:)
-bu kadarı eski bir yazımdan alıntıdır. yeni yazı devamında.-


Kime mi? Babama elbette. Bak şimdi. Ben üzüm sever biriyim. Beni bırak bir üzüm bağına, hepsini hapur hupur yerim yani öyle söyleyeyim. Memleketimiz üzüm cenneti. O kadar çok üzüm çeşidi var ki. Üzümden yapılan tatlılar peki? Hımm, bir arkadaşımın annesinden  öğrendiğim hafif bir tatlıyı evde yapmayı denemiştim.  Öyle görünüşü afralı tafralı tatlılardan değildi. Pişirimi kolaydı. Kokusu latif, şekeri hafif, dilde bıraktığı  tad lezizdi. Sevmiştim. Siyah üzümün suyunu sıkıyorum. Kaç su bardağı siyah üzüm suyu kullanıyorsam, o sayıda yemek kaşığı un koyuyorum. Bir ya da iki yemek kaşığı şeker ekleyip, el çırpıcıyla karıştırarak, ocak üzerinde on dakika içinde pişiriyorum. Ateşten kaldırmadan az önce bir su bardağı kadar dövülmüş fındık veya ceviz ekliyorum. İster kaselere koy ister ıslattığın bir cam tepsiye dök. Soğut. Ve afiyetle ye! Hoş bir tatlıydı. Bir gün bu üzümsuyu tatlısından pişirmiştim. Annem bu dünyayı terk ettiğinden beri yalnız yaşayan babama, hoşuna gideceğini düşünerek götürmüştüm. Babamla karşılıklı oturduk. Tatlıyı tabağa koydum. Eline verdim. Gelmişten geçmişten muhabbet ediyorduk. Babam tatlıdan bir kaşık alıp ağzına attı. Birden yüzünün ifadesi değişti. Kaşları aşağıya düştü. Yüzü çocuksu bir ifade aldı. Bir kaşık daha ağzına attı. Gözlerini kapadı. Başını sallayarak hımlaya hımlaya yemeye başladı. Şaşırdım. "Hayrola babam?" dedim. Gözlerini açtı. Gülümseyerek "Bu tatlıdan annem yapardı. Bu tat beni taa 70 sene öncesine götürdü." dedi. Nasıl sevinmiştim anlatamam. Babama pişirdiğim bir tatlının lezzetiyle, onu çocukluğuna döndürmüş, belki bir an  annesini yanında hissettirmiştim. Buna gözlerimle şahit olmuştum. Bu şahane bir histi. Gidip babamın yanına oturmuş, babamın kulağına "Beni hep babanneme benzetirdin zaten. Babannemi çok özlediğinde, bana "Anne" desen keşke."dedim. Gözlerime buğulu baktı. Güldü. "Eline sağlık anne." dedi. Güldük birlikte. Hayatın anlamı neydi?  Hayatın anlamı eski bir tadı hatırlamaktı. Babannemin ruhuna rahmet, ben az önce bu üzüm suyu tatlısından gene pişirdim. İzninle babama götüreceğim. Belki gene annesini yanında hissettirebilirim. Du bakalım! Deneyeceğim:)

21 yorum:

  1. Siz daha önce bu filmin pragmannnı vermiştiniz, merak ettim izledim, güzeldi:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet film hakkında daha önce yazmıştım Asya Yazar, şimdi biraz daha devam ettim:)Filmi beğenmenize sevindim.

      Sil
  2. Beni de çocukluğumda kalan, bugün ise kaybettiğim tatlara, hislere götürdün. Teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdinin tatlarını hissetmek, geçmişin tatlarını hatırlayarak hislenmek ne hoş değil mi Esrates:)

      Sil
  3. bu aklıyla düşünen kadını bile ağlattın deli kadın.duygularımla hareket etmek istiyorum ben de, ama öyle zor ki.aklım hep bana engel.tatlı tarifini de ilk kez duyuyorum,ama deneyeceğim.merak ettim acaba hazır üzüm suyuyla olur mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eee,bazı hisleri keşfetmek için, aklı kovamak, benim gibi deli olmak gerekiyor Kara Kitap:)

      Tatlıyı denemelisin Kara Kitap, çok kolay ve çok leziz. İçine dövülmüş fındık ya da ceviz koymayı unutma ama e mi? Üstüne değil, son fokurdamada içine atacaksın.

      O kadar alçakgönüllü bir tatlıdır ki anlatamam. Böyle mahcubiyetinden yanakları pembeleşen bağköylü kızları andırır:)Tadı da mütevazıdır, baskın değildir. Ama ağızda kendine has bir lezzet bırakır. Böyle fındıkla, üzüm aroması birlikte hemhal olurlar. Hoştur!

      Efsunlu bir tatlı bu Kara Kitap. Yerken, anlamaz, ne yiyorum ben kuzum der bilmeyen, yiyen ise beklemediği lezzeti hissedince, hele o lezzet yiyeni geçmişte bir yerlere götürünce, şaşırır kalır.

      Sadece insanların değil, yemeklerin bile görünüşüne aldanmamak lazımdır aslında. Bazıları insanı fena halde şaşırtır:)






      Sil
  4. ne diyebilirim ki harikasın :)
    keşke herkes hayata bu kadar ince bakabilse :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rapsoistanbul, yorumunuzu okuyunca, bağköylü kızlar gibi yanaklarım pembeleşti iyi mi:) Şaka bir yana, sağolun.

      Sil
  5. Bu yazı boğazımın düğümlenmesine burnumun akmasına sebep oldu iyi bişeymi bilmiyorum, fakat keyifle okudum... aklı ile duygularını birleştirip voltranı oluşturamamış biri olarak çok etkilendim, ay ne uzatıyorum ağladım işte yaaaa ...;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sahi mi Sevda, ağlattı mı bu yazı? Ne yalan söyleyeyim, yazı duyguları kışkırtıyorsa, buna ancak "yaşasııın!" diyebilirim:)
      Çünkü ağlamak güzeldir. Dökülünce yaşlar gözlerimizden asla utanmamalıyız öyle değil mi? Şarkılar yalan söylemez çünkü:)

      Teşekkür ederim.

      Sil
  6. Duygularımız olmasa hayatımız koftiden olurdu :) diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  7. Aşçı fareydi galiba. Ne müthiş bir filmdi. Defalarca seyredilebilir.
    Filmde de duygusal bir sahnedir o, ama sizin ki gerçek olduğu için bana tesir etti. Babanıza sağlıklı, uzun ömürler diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet Rabia, aynen dediğiniz gibi bir film:) Amin. Teşekkür ederim.

      Sil
  8. 38 yaşına gelmiş ve bugüne kadar mantığı yerine duygularıyla hayatına yön veren biri olarak sanırım sizi anlıyorum:)

    Güzeldi çok...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ays, kalp kalbe karşı buna denir:) Sevgiler.

      Sil
  9. ne kadar guzel yazmissin, ne kadar guzel anlatmissin

    www.fraise-framboise.blogspot.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Weps, beğenmenize sevindim. Sağolun:)

      Sil
  10. Denedim... Çok güzel oldu... Nar suyuyla olur mu:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla Nalan, narla denemedim. Deneyin. Bi zahmet neticeyi bildiriverin:))

      Sil
  11. Yazinin tadi damagimda kaldi(Zuleyha)

    YanıtlaSil