9 Ekim 2010 Cumartesi

Kınalıada'da Bir Ev


Kınalıada’ya ömrümde gitmedim. Sait Faik de inmemiş. "Kınalıada’da Bir Ev" adlı öyküsünde, Sait Faik Kınalıada’ya ömründe inmediği halde, çok sevdiğini yazar. İlk vapurla işine giden, son vapurda elinde paketlerle eve dönen, küçük kaplamaları simsiyah kesilmiş bir ahşap evde oturduğunu, evden denizin görünmediğini ya da belki de iki penceresinden, çakal eriği dalları arasından görünüyor olabileceğini sandığı, sakin, sessiz, kendisiyle hiç konuşmadığı halde, iyi biri olduğunu düşündüğü vapurdaki kız sebebiyle Kınalıada’yı sevmektedir belki de… Bahçelerinde acıbadem, ayva, nar ve hünnap ağaçları, bir çıkrıklı kuyuları, kırkını aşmış, şimanca, yeşil gözlü bir kadın olan anasını kız, kırmızı elma yüzüyle, küf yeşili gözleriyle gördüğü için Sait Faik de öyle görür. Sait Faik  hayalinde canlandırdığı kızın evini, bahçesini, anasını tarif ederken gördüğünü sanmamalıyız. Sait Faik görmeden sever bahçeleri, insanları, evleri.

Hatta yazara göre bu küçük bahçeye evden girilmektedir. Alt katında kendileri, üst katında kiracıları oturmaktadır. Kızın kendi başına bir odası da yoktur yazara göre. Akşam saat 10.45’te oraya vardığına göre, ancak 11’de yemeğe oturuyor olmalıdırlar. Hemen de yatarlar herhalde. Acaba başucunda kitap var mıdır? Bir defa Sait Faik’e gülmüş olan bu kızın acaba hülyalarına ne karışır? Yemeği nasıl yer? Hızlı mı, yavaş mı? Sait Faik tüm bunları çok merak eder. Acaba bir çok insanda olduğu gibi yemek yerken çirkinleşir mi? Çirkinleşince yüzündeki o iyi, harikulade çizgiler ne olur? Nereye giderler?


Kınalıada’yı Sait Faik bu kızı tanımadan önce de merak eder aslında. İnsanlarını değil. Onları bol bol vapurda görmektedir. Daha çok bu gece yarısı sönük kırmızı ışıklarıyla böcek gibi kabuğuna, kırmızı benekli kabuğuna kapanmış Kınalı’nın evleri ne yaparlar diye merak etmektedir. Ne yapacaklar? Her yerde olduğu gibi onlar da dedikodu yaparlar. Yerler, içerler,uyurlar. 

“Evler mi?” diye sormamalıyız. Çünkü “Evet, evler… “ diye cevap verecektir Sait Faik. Bunları bildiği halde eskiden merak ettiği Kınalı’nın evlerini şimdi büsbütün görmeye can atmaktadır Yazar. Çünkü orada bayıldığı kız oturmaktadır. Kınalı’nın bir evi… Bir masa düşlüyoruz. Eskimiş muşambadaki boncuklu bir nihale üzerine bir sahan konuyor. Bu et midir, sebze midir? Haydi bu meraktan cayıyoruz. Et olduğunu farzediyoruz. İşte dağılıyor. Babaya, oğla, kıza, Sait Faik’in arkadaşı olarak düşündüğü kıza… Yemekleri anne dağıtıyor. Küçük kız kardeşin büyük zehir yeşili gözleri sahana değil de, Meryem Ana kandilinin yandığı, kapısı çıkarılmış dolaba bakıyor. Çünkü karpuz oradadır. Bu akşamki karpuz sarı çıkmıştır. Çekirdekleri simsiyahtır.

İşte konuşuyorlar. Ne konuşuyorlar acaba? Bir vapurun projektörü yarı aydınlık odayı ışık içine daldırıyor. Sevdiği kız yemek yerken çirkinleşmiyor. Okadar şen, okadar sıhhatli ki yediğinin farkında olmuyor. Yüzünde hep neşeli şeyler var. Ağzında bir lakırtı. Sait Faik kızın ne söylediğini merak ediyor.

İşte bu yüzden hikaye yazmaktadır Sait Faik. İşte bu merak yüzünden hikayeci geçinmektedir. Hikayelerini beğenmezlerse, üzülür. Beğenirlerse, kızar. Kendisi beğenince budalalaştığını söyler. Beğenmezse de canı yemek istemez. Kınalıada’ya gelince… İşte onu çok merak eder, ama bir türlü inip vapurdan görmek istemez. Bu gidişle de inmeyecektir de…

Ben de ömrümde Kınalıada’yı görmedim. Belki de ahir ömrümde hiç görmeyeceğim. Ama orayı okadar severim ki, neden bilmem. Belki de sevdiğim büyük yazar ve bilge Sait Faik’in merak ettikleri yüzünden…

Not: İstanbul’un en küçük adalarından biri ve İstanbul’a en yakın adadır Kınalıada. Üzerindeki makiler kırmızıya çaldığı için ve toprağı kızılımtrak olduğu için adının Kınalıada olduğu söyleniyor. Çok kayalık olması sebebiyle, ağaçlık alanı pek yok ve Bizans zamanında surların yapımı için bu adadan taş getirilirmiş. Sanal ansiklopediden okuyarak yazdım bunları. (20.07.2009)

2.Not: Eklediğim fotografları google dan buldum. Umarım sahiden Kınalıada fotoğraflarıdır:)

10 yorum:

  1. Ben de ömrümde Kınalıada’yı görmedim Vildan teyzecim ama kulağa hoş gelir tınısı ve insanı görmeye cezbeder adı...İstanbul’a en yakın adadır Kınalıada, belki de beni cezbeden yanı İstanbul havası kokmasıdır bir parça ya da görmeden sevilen evleri, insanlarıdır...Kah adada esen rüzgar alıp götürür bizi hayal alemine, kah cumbalı odalardan yükselen nakarat...Uzaktan sevmektir belki de hayali canlı tutan:))Ellerinize sağlık, selamlarımla...

    YanıtlaSil
  2. Ben de bendeee Büyükada'yı hiç görmedim ama sanarsın orda doğdum büyüdüm. Garip bir his, bugün bir arkadaş daha yazmış benzer bir konu ve benim aklım gene adada iken bir de senin yazıyı okuyunca, ürperdim ayol.:-)

    YanıtlaSil
  3. Kübracım, ne güzel yazmışsın! Kelimelerinin peşinden sürüklendim gittim... Canımsın:)

    YanıtlaSil
  4. Ecehan, Sait Faik'in ruhu hepimize intikal etti galiba:) Baksanıza siz de gitmeden görenlerdensiniz:)) sevgiler...

    YanıtlaSil
  5. ben bu kitabı arıyorum fakat bulamadım nereden bulabilirim..

    YanıtlaSil
  6. aynen bn de bu hikayeyi arıyorum.. bulamazsam ödevimi yapamam:(

    YanıtlaSil
  7. bu hikayenin kitabını nasıl bulabilirim

    YanıtlaSil
  8. Sevgili Adsız, adınızı ve adresinizi yazarsanız hemen göndereceğim size.. İnanın üzülüyorum sizin için.. Kaçıncıdır yazıyorsunuz iyi de kitapçı adresi mi vereyim istiyorsunuz?

    Boşverin ben gönderceğim size. Bakın aslında kitap cimrisi biriyimdir. Yani sizi tanımıyorum ama o kadar çok yazdınız ki kıyacağım ve gönderceğim bu kitabımı size. Yazın bana olur mu?

    YanıtlaSil
  9. Üstüme gölgesini düşürdü bir yaz günü sıcak öğle vakti... Gözlerimi kapatmış, yüzümü güneşe vermiş, dirseklerimi banka yaslamış, öyle askıdaydım sanki, gölge edilince gözlerimi açtım, anlam vermeden baktım gölgenin sahibine,

    "bu bank benim" diyordu, gölgenin sahibi uzun boylu, yetmiş yaşlarında biri, Kınalıada'da ilk günümdü, sonradan hatırlayınca nedense aklıma hep şeftali gelecek bu adamın bana söylediği ilk sözlerdi...

    YanıtlaSil
  10. Selam Nessuno... Ben Kınalıada'ya ömrümde gitmedim:)

    YanıtlaSil