Yıl 1971.
Mao, Kültür Devrimi ile tüm Çin’i bir laboratuvar gibi yeniden tasarlamayı hedeflemiş. Bu sadece bir yönetim değişikliği değil, insanların zihnini sıfırlama projesiymiş. Geleneksel değerleri ve aile bağlarını silip, bireyi devletin tek tip kalıbına sokmayı hedefleyen bu baskı, toplumun tüm dokusunu kökten değiştirmeyi amaçlıyormuş.
Zihniyet devrimi adı verilen bu süreçte üniversiteler kapatılmış, şehirli aydınlar halk düşmanı ilan edilmiş. Mao, gençlerin şehirli zihinlerini arındırmak ve onları yoksul köylülerin disipliniyle şekillendirmek için binlerce öğrenciyi ücra dağ köylerine sürgüne göndermiş. Burada çetin şartlarda çalışmaya zorlanan gençlerin en büyük mahrumiyeti, Mao’nun ideolojik yapıtları dışındaki tüm kitapların yasaklanması olmuş.
Balzac ve Çinli Terzi Kız adlı film, işte bu zorunlu sürgünün, kitapların yasaklı olduğu o ıssız dağlarda edebiyatın bir kurtuluş yolu olarak keşfedilmesinin sarsıcı hikâyesi aslında.
Filmin başrolünde henüz 19 yaşındaki Ma ve Luo var. İkisi de halk düşmanı ilan edilen doktor ailelerin çocukları. Üniversiteleri kapatılıp yeniden eğitim bahanesiyle çok sarp dağlardan birine gönderiliyorlar.
Yanlarında bir keman ve hafızalarına kazınmış film sahneleriyle, o ıssız köyde bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyorlar. Çocuklar köylülere filmleri sözlü olarak anlatıp sinemayı tanıtırken, hem kendi iç dünyalarını kuruyor hem de o absürt sistemle kendi yöntemleriyle dalga geçiyorlar.
Luo’nun yırtık pantolonunu tamir ettirmek için gittikleri terzihanede nihayet Terzi Çinli Kız'a denk geliyoruz. İki gencomuz da kıza aşık oluyor. Ma, dostuna sadık kalmak niyetiyle hislerini içine gömse de, Çinli Terzi Kız'ın hayatlarına girişiyle o ıssız dağ günleri bir anda duygusala bağlanıyor.
Derken, dağdaki arkadaşlarından birinin evinde, Balzac, Flaubert ve Dumas gibi 19. yüzyılın yasaklı yazarlarının romanlarının olduğu bir valiz ellerine geçiyor. Sansürün tehlikesine rağmen, bu kitapları büyük bir zevkle Terzi Kız’a yüksek sesle okuyorlar.
Derken, film o şiirsel dünyanın altını kendi eliyle oyuyor. Edebiyatın özgürleştirici gücü derken, bir anda kendimi tanıdık film klişesinin içinde buluyorum... Nedir o? Şehirli erkek öğretir, köydeki kız dönüşür.
Sonra noluyor mu? Aaa! Anlatamam... Merak eden işte şuradan seyredebilür:)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder