bilge karasu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilge karasu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2011 Pazartesi

Narla Çörekotuna Gazel!


Çocukluğumda hatırlarım, annem evin bereketini arttırmak niyetiyle, odaların muhtelif yerlerine çöre otu serperdi. Özellikle kapı girişlerine. Daha sonraları, kimi zaman bize gelince de yapardı bunu. İstemezdim yapmasını aslında, ama sesimi çıkarmazdım. Annem bizden gidince, yerlere serptiklerini hemen süpürür silerdim. Fare pisliği sanılır zannederdim. Gençlik işte. Öyle Uzakdoğu felsefesi Feng Shui’ye göre, mor renk mum evde zenginlik ve bereketi artırır diyenlerden değilim. Pek ilgilenmem Uzakdoğu felsefeleriyle. Düşünüyorum da şimdi, annemin serptiği çöreotları serpildikleri yerde kalsalardı keşke. Ne olacaktı ki? Şimdi çöreotları nereden mi aklıma geldi? Bilge Karasu’nun “Narla İncile Gazel” kitabını okuyordum. Yazar annesinin narla evin bereketini artırma törenini şöyle anlatıyordu:


“Nar kentinde bir incir buldum. Narı da inciri de övmek isterim. Anam her kışın en karanlık noktasında, eve girerken bir nar atardı yere, bütün gücüyle; parçalanıp iyice dağılsın diye. Evin beti bereketi niyetine… Ardından hızla süpürüp silerdi ortalığı. Bir iki gün sonra,narın patladığı yerden çok uzakta incecik bir çıtırtı duyduğum olurdu ayağımın altında. Ne kadar dağılmışsa nar taneleri, o kadar iyiydi.Topladıktan sonra söylerdim anneme,sevinsin diye.”


Şimdi anneme ve annemle aynı yıl öte dünyaya giden Bilge Karasu'ya bir rahmet göndereceğim önce, sonra çöreotu sepeceğim evimin en mütena köşelerine. Kış gelince de eve girerken bir gün nar atacağım yere, bütün gücümle, parçalanıp iyice dağılsın diye... Her ikisini de yapacağım anneleri sevindirmek niyetiyle. Kaç kere tecrübe ettim biliyor musun, bereket gelir eve, anneler sevinince. 24.04.2010 

25 Nisan 2010 Pazar

Narla Çörekotuna Gazel!

Çocukluğumda hatırlarım, annem evin bereketini arttırmak niyetiyle, odaların muhtelif yerlerine çöre otu serperdi. Özellikle kapı girişlerine. Daha sonraları, kimi zaman bize gelince de yapardı bunu. İstemezdim yapmasını aslında, ama sesimi çıkarmazdım. Annem bizden gidince, yerlere serptiklerini hemen süpürür silerdim. Fare pisliği sanılır zannederdim. Gençlik işte. Öyle Uzakdoğu felsefesi Feng Shui’ye göre, mor renk mum evde zenginlik ve bereketi artırır diyenlerden değilim. Pek ilgilenmem Uzakdoğu felsefeleri ile. Ama düşünüyorum da şimdi, annemin serptiği çöreotları serpildikleri yerde kalsalardı keşke. Ne olacaktı ki öyle değil mi? Şimdi çöreotları nereden mi aklıma geldi? Bilge Karasu’nun “Narla İncile Gazel” kitabını okuyordum. Yazar annesinin narla evin bereketini artırma törenini şöyle anlatıyordu:

“Nar kentinde bir incir buldum. Narı da inciri de övmek isterim. Anam her kışın en karanlık noktasında, eve girerken bir nar atardı yere, bütün gücüyle; parçalanıp iyice dağılsın diye. Evin beti bereketi niyetine… Ardından hızla süpürüp silerdi ortalığı. Bir iki gün sonra,narın patladığı yerden çok uzakta incecik bir çıtırtı duyduğum olurdu ayağımın altında. Ne kadar dağılmışsa nar taneleri, o kadar iyiydi.Topladıktan sonra söylerdim anneme,sevinsin diye.”

Şimdi anneme ve annemle aynı yıl öte dünyaya giden Bilge Karasu'ya bir rahmet göndereceğim önce, sonra çöreotu sepeceğim evimin en mütena köşelerine. Kış gelince de eve girerken bir gün nar atacağım yere, bütün gücümle, parçalanıp iyice dağılsın diye... Her ikisini de yapacağım anneleri sevindirmek niyetiyle. Kaç kere tecrübe ettim biliyor musun, bereket gelir eve, anneler sevinince.

30 Mart 2010 Salı

Bir Kitap Ve Öğrendiğime Göre...

Bu sabah erkenden İstanbul'a gidecektim. Hazırdım. Biraz kitaplığın önünde oyalanmak istedim. Baktım kitaplara şöyle.. Epeydir sayfalarını dalgalandırmadığım, Bilge Karasu'nun Troya'da Ölüm Vardı adlı kitabı geldi elime. Gözümü kapadım. Ortalardan bir sayfasını araladım. 43. sayfa. Başlık Zanzalak Ağacı.. Başlığın alt sağında küçük bir şiir vardı... 'Sevda derdi dedikleri / Bir zanzalak ağacı kadardır / Zanzalak ağaçlarının altında / Siz yoksunuz gölgeniz vardır.' Bu dörtlüğün hemen altına şairinin adı yazılı... S.N.Şener... Biliyorum bu ismi.. Saffet Nezih Şener... Bu kitabı ilk okuduğumda hem zanzalak ağacını hem de S.N.Şener ismini merak etmiştim. İkisi de bana yabancıydı. Hem ağacın, hem şairin adını ilk olarak Troya'da Ölüm Vardı kitabını okuduğumda öğrenmiştim. Meraklı olmak bazan iyi gelmez ya insana.. Çoğunlukla da bana... Meğer Saffet Nezih Şener, Ece Ayhan'ın Siyasal Bilgiler'de okuduğu yıllarda Tıp Fakültesi'nde okuyan bir gençmiş. O zamanlar bir kaç dergide şiirleri yayımlanmış. Çok genç yaşta ölmüş. İşte buyrun! Gene bir abraka dabra! Bir varken bir yok olan şair daha! Ne fena!Peki zanzalak ağacı?Bilge Karasu'nun cümlelerinden çıkarttığıma göre, geniş, ağır yüksek bir ağaçmış. Yemişi güzelmiş, çok güzelmiş. Elini atarmış insan, bir ısırırmış. Isırırmış da tatsızlığını neresine yoracağını bilemezmiş. Bilge Karasu'ya göre, şairin dediği gibi 'Zanzalak ağacının altında siz yoksunuz gölgeniz vardır.' Nasıl bir ağaçtır ki? Selvi ağacı gibiymiş. Selvi de mezarlık ağacı değil midir genelde? Peki bu kitapta bu kadar ölüm niye? Troya'da Ölüm Vardı kitabın adı... Adı üstünde...