O gün bayram mıydı acaba? Yoksa bayram arefesi mi? Bilmiyorum. Üzerimdeki duman renkli elbiseyi ise çok iyi hatırlıyorum. Elbise bileklerime kadar iniyordu. Ayaklarımda spor ayakkabılarım vardı. Patika yolda koşuyordum. Belime değen saçlarımı, koşarken iki yana bile isteye dalgalandırıyordum. Patika yolun iki yanında ıhlamur ağaçları vardı sanıyorum. Çünkü ortalık binbir gece masallarındaki gibi kokuyordu. Ağaçların yaprakları meltem esintisiyle oynaşıyor, ben koştukça her biri önüm sıra çiçeklerini döküyordu. Durdum bir ara. Eteğimi iki yanından tuttum. Sanki ağaçlar anlamışlardı ne istediğimi... Şifalı çiçeklerini eteğimin içine dolduruvermişlerdi. İşte tam o anda onu gördüm. Bakışımı ondan ayırmadan, eteğimdeki çiçekleri kucağıma usulca toparladım. Olduğum yerde öylece ona bakakaldım. Az ilerimde ayakta duruyordu. Kırmızı siyah çizgili bir kazak giyiyordu. Başında saçı yoktu sanıyorum. Acaba saçsız olduğu için kendini beğenmiyor muydu? Bilmiyorum. Başındaki siyah fötör şapkayı ise çok iyi hatırlıyorum. Sanırım yapayalnız biriydi. Ayan beyan yüzünün çizgilerine yansımıştı tüm sevgisizliği çünkü. Gözlerinin gördüğüne hoyratça baktığını çok iyi anlamıştım. Tüm ömrünce burada yaşamıştı da ne ıhlamur ağaçlarının güzelliğinin farkındaydı ne de insanı kendinden geçiren ıhlamur çiçeklerinin kokusunun belki... Hatta kulakları, rüzgârda havalanan yaprakların nağmelerini bile duymuyordu. Emindim. Sağ elini usulcacık yüzüne doğru kaldırdı. Gözlerini koca koca açarak, işaret ve orta parmağına geçirdiği makası sandım ki korkutmak amacıyla bana salladı. Olduğum yerde kalakaldım. Gözlerimle değil, yüreğimle ona iyice baktım. Korkmadım. Erkekler âleminden bir erkekti. Diğer hemcinsleri gibi yenilmemek, komikleşmemek, duygusallaşmamak için yetiştirilmişti. Öyle hissettim. Kimbilir ne badireler atlatmış ne yaralar almıştı. Yenilmiş görünememek için en yakın erkek arkadaşına bile derdini açmamıştı. Çünkü erkeklik hep muzaffer olmak hep yenmiş görünmekti. Asırlardan beri ona öyle öğretilmişti. Bunları düşününce onun için üzüldüm. Sadece dudaklarımla değil, gözlerimle, yüreğimle bakarak gülümsedim. Üç adım attım. Şimdi tam yanındaydım. Elimi ona uzattım. Elimi uzatınca kucağımdaki ıhlamur çiçekleri patır patır yere döküldü. Dökülen çiçeklerin rahiyası duman gibi yukarıya doğru süzüldü. Ihlamur çiçeklerinin kokusundan bir an başım döndü. Düşecek gibi oldum. Düşmemek için telaşla, onun kolunu tuttum. Önce boğazındaki sese ince bir ayar çekti. "Dikkat et, galiba buranın havası sarhoş ediyor." dedi. Etrafa şaşkınlıkla bakındı. Yüzünü bana doğru çevirdi. Anlatılamayacak kadar güzel gülümsedi.
