ingilizce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ingilizce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2017 Cumartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?

Yıllardır dizilere yüz vermiyordum. Artık acısını çıkarıyorum. Her seyrettiğim diziye bayıldım. Hele bilim kurgu olanları çok seviyorum. Travelers' a yeni başladım.  Du bakalım...



Boncukcu dükkanlarının varlığını yeni keşfetmiş bulunmaktayım. Ve şaşkınım. Dükkanın tüm duvarları çekmeceler içinde, rengarenk envai çeşit  boncuklarla doluydu. Nasıl büyüleyiciydi anlatamam.  Bir süre en şaşkın halimle baktım,baktım, baktım. Sonra  gene yaptım yapacağımı... Aklımın içinde gezinen en abes soruyu soruverdim. "İncik boncuk deniyor ya hani... Bunların hangileri incik hangileri boncuk?" deyiverdim. Kadıncağız durdu bir an... "Bilmem ki, bütün bunlara incik boncuk deniyor," dedi. Dayanamadım  rengarenk incikler, boncuklar, keçeler, ipler alıverdim. Ve kendi kendime keçe boncuk işine dalıverdim. 



Geçen hafta ilgiyle seyredip bitirdiğim dizilerden biri Olive Kitteridge'di.  Son aylarda Boğaziçi Üniversitesi'nin online İngilizce kursuna devam ediyorum. Çok iyi oldu. İngilizcem iki ileri bir geri gidip geliyordu. Mobil yaşadığım için nerede olduğum belli değil. Her yerden derslere girebiliyorum ve belli zamanlarda  skype'da  muhabbet ediyoruz. Hocanın tavsiyesiyle İngilizce alt yazılı dizilere başladım. Ve... Abartmakta üstüme yoktur... Dizileri seyretmeyi feci abartıyorum.




İki haftadır alafranga yemeklere dadanmış bulunmaktayım. Yemeklerde baharat, sos kullanmayı seviyorum.  Buyrunuz,  bir İsveçli icadı olduğu söylenen  Cafe De Paris'i denedim. Ben yaptım diye söylemiyorum, lezzeti fevkaledenin fevkindeydi. Az daha parmaklarımı yiyordum. 




Son haftalarda, akşamları Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi Sertifika Programı'na tüm merakımla devam ediyorum. Türk Dili Tarihi, Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Kültürü, Türk dilini öğretirken kullanılacak metaryeller,  Avrupa dilleri öğretimi ortak çerçeve programı vs.. Haftaya üç gün staj yapacağım.  Dünyanın her yerinden gelen insanların nasıl Türkçe öğrendiklerine şahit olacağım. Ve bir gün  ben derse gireceğim. A1 öğrencilerine mi acaba? Daha belli değil.  Heey! Çok heyecanlıyım.


5 Aralık 2011 Pazartesi

Kahve Molası - Konuşmak Ve Sessizlik


Şimdi kahve molası verdim. Sabahtan beri o kadar çok telefonla konuştum ki aklıma Gündüz Vassaf'ın yıllar önce okuduğum bir yazısını getirdim. Dünyada konuşulan altı bin küsur dil olduğundan söz ediyordu. Misal, İngilizceyi dünyada iki milyar kişi konuşuyordu. Bazı diller ise günden güne yok olup gidiyordu. Yazar, dillerin kayboluşunu insanların tekdüzeleşmesine, kendimizi ifade etme yöntemlerinin birbirine iyice benzeyeceğine getiriyordu. Dilbilimci Whorf'un bir tezine göre neyi nasıl algılayacağımızı kullandığımız dil belirliyordu. Eskimo dilinde karın çeşitlerini anlatan çok sayıda kelime varmış. Farsça'da aşk için, İngilizce'de yanlızlık için değişik kelimeler kullanılıyormuş. İnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar denir ya, ben inanmıyorum biliyor musun buna...  Pek ümidim yok dünya milletlerinin konuşa konuşa anlaşacağına. İngilizce'de yalnızlık kelimesinin fazlalığı, bu dilin anlaşmaya yetersizliğinin bir delili olabilir mi? Nerden geldi  bütün bunlar aklıma şimdi?  Bilmiyorum. Hafıza tuhaf bir kutu. Acaba Gündüz Vassaf'ın yazısı nasıl bir neticeye varıyordu? İnan hatırlamıyorum. Bildiğim yazısının başlığı şu idi... "Ömrüm seni sevmekle.... " Bu kadardı. Acaba yazar niye  yarım bir şarkı sözünü  yazısına başlık olarak seçmişti?  Kafam gene karıştı.  İçime nedensiz geniş  bir sessizlik çöktü.  Gitmeliyim. Kahve molam bitti.