kızılderili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kızılderili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2015 Cumartesi

Sirkteki İpteki Kız

Kız son sürat kayıyordu kelimelerin arasından, cilalanmış anlamların arasından; yeni kurulmakta olan şehirlerin, yeni yetme fısıltıların civarından, kenardan. Zamandaki anların kopçasından, yüz üstü bırakılmış mutlulukların sokağından.

metin kaçan/sirkteki ipteki kız

19 Temmuz 2013 Cuma

Ömrümün Çok Narin Ve Çok Nadide Zamanlarından Biri.



Geçen perşembe günüydü. Ramazan ayındayız ya oruçluydum tabii...  Yolum gene  İstanbul'a düşmüştü. Köprü üstünden Karaköy'e, fiyakalı görüntü verdiğimi sanarak salına salına  yürüyordum. Hele sevdiğim şehri soluyordum ya... Sorma... Anlatamayacağım kadar heyecan duyuyordum. Sirkeci'deki müşterimin yeni işyerinin risk analizini yapmıştım. Şimdi işyeri hakkındaki görüşlerimi, fotoğraflarıyla birlikte acilen çalıştığım sigorta şirketine göndermeyi amaçlıyordum. Peki nerede yapacaktım? 



 İşte tam o anda, keşke Zagor maceralarındaki postacı  Drunky Duck yanımda olaydı diye düşündüm. Elimdeki bilgileri Drucky Duck'ın tuhaf posta taşıma  yöntemleriyle gönderseydim fena mı olurdu yani? Drucky Duck'ı karşılarında görecek olan sigorta şirketindekilerin hali gözümün önünde canlandı.  Hayalime güldüm. Elbette bir Zagor macerası içinde değildim.  Gene de  Zagor aklıma geldi ya ne yalan söyleyeyim yüreğim pırpırlandı, kocaman bir sevinç hissettim. Aklıma  yakındaki İstanbul Modern'in kütüphanesi geldi. Üstelik iftar saati yaklaşmak üzereydi. İstanbul Modern'in kütüphanedeki bilgisayardan bilgileri sigorta şirketine gönderebilir, akabinde ve detayında müzenin lokantasında tarihi yarımadayı  seyrederek orucumu açabilirdim. İşte bunu hayal ettim ya, fikrimin ince gülünü pek bi beğendim. Muzipçe içime gülümsedim. Ahhh... inan becerebilsem kendimi alnımdan öpecektim. 



Müzenin kapısından girdiğim anda, kalakaldım. Hey! Bu bir kamera şakası mıydı yoksa? Cama burnunu yapıştırmış çocukluğum gibi, müzenin girişindeki afişe hayretle bakakaldım. Afişin üst köşesinde "Açık Hava Sineması Fantastik Türkler" diye yazıyordu.  Acaba bugün kime hayrım dokunmuştu ki? Çünkü o akşam gösterilecek film, yıllardır seyretmek istediğim 1971 yapımı, Levent Çakır'ın  canlandırdığı,  o meşhur siyah beyaz kült film Zagor Kara Bela'ydı. Üstelik aynen çocukluğumdaki gibi açık havada seyredecektim. Sülalemin bütün bıyıklıları aşkına ve de Karamba Karambita! Söyler misin bu olan biten feleğin kıyağı değil de neydi bana?!!!  Keşke görseydin beni... Az daha sevinçten  ölecektim. 





Kütüphanede işimi hemencik  bitirdim. İftar saati gelmişti. Koşar adım lokantaya geçtim.  Tek kişilik masaya kuruldum. Ezan okunana kadar, büyüleyici  tarihi İstanbul siluetini seyrederek göz zikri yapmaya giriştim. Ruhuna rahmet... Ahmet Hamdi Tanpınar aklıma geldi.  Şiiri resmen damarlarımda gezinmekteydi. Çünkü o anda... Ne içindeydim zamanın... Ne de büsbütün dışında...  Güneş usulcacık kayarak  dağların ardına çekilmişti.  Mübarek ramazan gecesinin huzuru içinde kadim İstanbul silueti sanki tüy gibi hafifletmişti beni.  Tartsalar... Rüzgarda uçan tüy bile benim kadar hafif çıkmazdı yani, öyle söyleyeyim... Kökü bende bir sarmaşık olmuştu dünya, sezmekteydim.  Nasıl anlatsam? Aynı şiirdeki gibi... Mavi... Masmavi bir ışık ortasında yüzmekteydim. İşte o anda... Uzanıp denizin orta yerinden bir taşa... Gözümün yaşını yüzdürdüm karşı kıyıya doğru.  Bi lodos lazımdı o anda bana, bi kürek, bi kayık... Zulada bir kaç şişe yakut... Yer gök kırmızı... O üstüme düşen sabah yıldızı mıydı yoksa?  Bilemedim. Ne şahane bir geceydi Allahım.  Çok teşekkür  ederim.



 Evet... Aynı çocukluğumdaki gibi... Açık hava sinemasındaydım şimdi. Kendi kendime çok narin, çok nadide bir zamana daldım. Ilık battaniyenin içinde yuvarlanır gibi, Zagor Kara Bela'yı tüm hevesimle seyretmeye başladım.




21 Eylül 2011 Çarşamba

"Dur, Dinle. Hep Konuşursan Hiçbir şey Duyamazsın."


“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenilemeyen bir şey olduğunu anlayacak!”  Kanat Atkaya'nın  9 Kasım  tarihli köşe yazısındaki bu cümle beni yüreğimden vurmuştu. Kimin söylemiş bu sözü peki? 1980'lerde çevrecilik dalgası büyürken efsane Kızılderili şeflerinden biri söylemiş.  Geçtiğimiz sonbaharda memleketimize gelen Kızılderililer sebebiyle, Kızılderili konuları gündeme girmişti. Hatırlar mısın? Bizim küçüklüğümüzdeki kovboy filmlerinde Kızılderililer hep kötüydü. Öyle filmlerdi ki Kızılderililer beyazları öldürür ve kafaderilerini yüzerledi. Kovboylar ise nedense  hep iyi adamlardı. İnsanları sözümona Kızılderili saldırılarından kurtarırlardı. Hollwood'un beyin yıkama vaziyetleri..


"Mohikanların Sonuncusu" filmini hatırlar mısın peki?  Filmin başında bir geyiği vuran Kızılderili, ölmekte olan geyiğin yanına çöker ve "Seni öldürdüğümüz için üzgünüz kardeş. Cesaretinden, hızından ve gücünden şeref duyuyoruz." der. Sunay Akın'ın "Onlarda Hep Oradaydı" adlı kitabında yazdığı gibi, Kızılderililer aslında Amerikalıların önceleri bize filmlerde gösterdikleri gibi vahşi değillerdi. Bilakis ihtiyaçlarını karşılayacak kadar avlanan, bunu bırakalım doğaya saygı olarak görmeyi, yaşadığı ortamı insandan ayıran doğa diye bir kavramları bile olmayan insanlardı. Resmen yanlış tanımıştık Kızılderilileri. Bizim için varsa yoksa kovboylar vardı. John Wayne filmlerini hatırlar mısın? Hep kovboylar  kahraman, Kızılderililer ise düşmandı. Of, ne fena! Sonra öğrendik ki aslında  beyazlar gelip Kızılderililer'i yurdundan etmişti. Soylarını tükenme noktasına getirmişti. İşte Mohikanların Sonuncusu gibi filmlerle,  Kızılderililer'e itibarını iade etmeye çalışıyordu  Amerikan film sektörü sanki...


Kanat Atkaya,  geçen seneki o yazısında "Neyse canımızın içleri Mohikanlar, Siular, Karaayaklar, Hopiler, Dakotalar, Mohawklar, Çerokiler, Yukiler... İyi ki geldiniz, sizden öğreneceğimiz çok şey var." demiş ve ibret alınası Kızlderili sözlerinden bazılarını alt alta dizmişti. Birlikte teker teker okumalı ve demeli ki "Ulu Manitu sizi korusun Kızılderililer, iyi ki varsınız."

“Dur, dinle. Hep konuşursan hiçbir şey duyamazsın.”
 
“İnsan iki ruhludur; içinde bir iyi köpek bir de kötü köpek kavga eder. Hangisini daha çok beslersen o kazanır.”
 
“Tabiattan uzaklaştıkça kalp kararır.”
 
“Her birimizin farklı bir rüya gördüğünü hatırlamakta fayda var.”
 
“Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatın dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman dünya daha iyi bir yer olmak üzere değişmeye başlayacaktır.”
 
“Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi çarığının içine bak.”
 
“Arkamdan yürüme, öncün olmayabilirim; önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Sana uymayabilirim. Yanımda yürü ki böylece seni görebileyim; böylece ikimiz eşit oluruz.”
 
“İnsanlar yaşadığı için değil, yaşamadığı için yaşlanırlar.”
 
“İlkbaharda usul usul yürü; toprak ana hamiledir.”

21 Kasım 2010 Pazar

"Tabiattan Uzaklaştıkça Kalp Kararır."



“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenilemeyen bir şey olduğunu anlayacak!”  Kanat Atkaya'nın  9 Kasım tarihli köşe yazısındaki bu cümle beni yüreğimden vurdu. Kimin sözüymüş peki? 1980'lerde çevrecilik dalgası büyürken efsane Kızılderili şeflerinden biri söylemiş.  Memleketimize gelen Kızılderililer sebebiyle, son günlerde Kızılderili konuları gündeme girdi. Hatırlar mısın? Bizim küçüklüğümüzdeki kovboy filmlerinde Kızılderililer hep kötüydü. Öyle filmlerdi ki Kızlderililer beyazları öldürür ve kafaderilerini yüzerledi. Kovboylar ise nedense  hep iyi adamlardı. İnsanları sözümona Kızılderili saldırılarından kurtarırlardı. Hollwood'un beyin yıkama vaziyetleri..



"Mohikanların Sonuncusu" filmini hatırlar mısın peki?  Filmin başında bir geyiği vuran Kızılderili, ölmekte olan geyiğin yanına çöker ve "Seni öldürdüğümüz için üzgünüz kardeş. Cesaretinden, hızından ve gücünden şeref duyuyoruz." der. Sunay Akın'ın "Onlarda Hep Oradaydı" adlı kitabında yazdığı gibi, Kızılderililer aslında Amerikalıların önceleri bize filmlerde gösterdikleri gibi vahşi değillerdi. Bilakis ihtiyaçlarını karşılayacak kadar avlanan, bunu bırakalım doğaya saygı olarak görmeyi, yaşadığı ortamı insandan ayıran doğa diye bir kavramları bile olmayan insanlardı. Resmen yanlış tanımıştık Kızılderilileri. Bizim için varsa yoksa kovboylar vardı. John Wayne filmlerini hatırlar mısın? Hep kovboylar  kahraman, Kızılderililer ise düşmandı. Of, ne fena! Sonra öğrendik ki aslında  beyazlar gelip Kızılderililer'i yurdundan etmişti. Soylarını tükenme noktasına getirmişti. İşte Mohikanların Sonuncusu gibi filmlerle,  Kızılderililer'e itibarını iade etmeye çalışıyordu  Amerikan film sektörü sanki...



Kanat Atkaya, yazısında "Neyse canımızın içleri Mohikanlar, Siular, Karaayaklar, Hopiler, Dakotalar, Mohawklar, Çerokiler, Yukiler... İyi ki geldiniz, sizden öğreneceğimiz çok şey var." demiş ve ibret alınası Kızlderili sözlerinden bazılarını alt alta dizmiş. Birlikte teker teker okumalı ve demeli ki "Ulu Manitu sizi korusun Kızılderililer, iyi ki varsınız."


“Dur, dinle. Hep konuşursan hiçbir şey duyamazsın.”
“İnsan iki ruhludur; içinde bir iyi köpek bir de kötü köpek kavga eder. Hangisini daha çok beslersen o kazanır.”
“Tabiattan uzaklaştıkça kalp kararır.”
“Her birimizin farklı bir rüya gördüğünü hatırlamakta fayda var.”
“Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatın dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman dünya daha iyi bir yer olmak üzere değişmeye başlayacaktır.”
“Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi çarığının içine bak.”
“Arkamdan yürüme, öncün olmayabilirim; önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Sana uymayabilirim. Yanımda yürü ki böylece seni görebileyim; böylece ikimiz eşit oluruz.”
“İnsanlar yaşadığı için değil, yaşamadığı için yaşlanırlar.”
“İlkbaharda usul usul yürü; toprak ona hamiledir.”