momentos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
momentos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2022 Pazartesi

Geçen Hafta Ofis Dışı Vaziyetlerime Bakış...

 




Seyrettim... Seyrediyorum...


Okudum... Okuyorum... 



Dinledim... Dinliyorum...



     Karda  mucizeyi hissettim...                    Sevda kuşun kanadında mı, merak ettim. 


   Akordeon almaya niyetlendim.                  Ukulelemi kabından çıkardım.   




30 Aralık 2016 Cuma

Momentos'ta Gördüm. Durur Muyum? İşte Buyruun...

 

Momentos'un bloğunda gördüğümde, niyetine girmiştim. Momentos, Çıtır Lokmalıklar diye başlık atmış, nasıl yaptığını çıtır çıtır anlatmıştı. İşte burada... Nasıl içim gitmişti anlatamam. Durur muyum? Elbette ben de yaptım. İşte buyyruun...


Nanananoom... İşte bu akşam aldım yufkayı, aldım kıymayı, patatesi, soğanı... Momentos'un tarifini harfi hafine uyguladım. Ne kolaymış sahiden... Ve... Hımm... Nasıl çıtır... Nasıl lezzetli... Nane eklediğim yoğurda bandıra bandıra nasıl yedim anlatamam. Sağol Momentos... Takibideyim:)

26 Şubat 2012 Pazar

Kahve Molası - Yeniden Yollara Düşerim...


Yoo... Bu fotoğrafı Van Gogh sergisinde çektirmedim.  Hani Karaköy'e giderken Tophane-i Amire'de 26 Şubat'ta bitecek olan Dali sergisi var ya... Hah işte, orada çektirdim. Dali sergisini sevdim. Ama sana bir şey söyleyeyim mi, ben Dalici değil,  kesinlikle Van Goghcu olduğuma karar verdim. 15 Mayıs'a kadar sürecek olan Van Gogh sergisi, İstanbul Modern'deydi. Aynı gün hem Dali hem Van Gogh sergisini gezmiştim. Van Gogh'un orijinal resimleri sergilenmiyordu. Sadece duvarlara yansıtılıyordu. Van Gogh'un resimlerindeki renkler,  loş bir ortamda, klasik müzik ve aryalar eşliğinde, adeta dört bir yanımdan akıyordu. Büyülendim. 

 
 

Başım döndü. Dizlerimin bağı çözüldü. Çöktüm... Yere oturdum. Bir ses çınladı kulağımda... "Dün gece Van Gog'u gördüm rüyamda... Ağlıyordu... Gözünün üstünde bir pamuk... Pamuktan kan sızıyordu... Dün gece Van Gog'u gördüm rüyamda... Ağlıyordu... Bir kulağını kesip... Arkadaşına götürmüştü... Ama kulağı değil... Gözleri kanıyordu... Dün gece Van Gog'u gördüm rüyamda... Ağlıyordu." Bedri Rahmi Eyüpoğlu sanki bana bu dizelerini okuyordu. Kendime gelemedim.





Kısa hayatı acı dolu geçmiş Van Gogh'un...  Ömrünün son  on yılında  900' ün üzerinde suluboya/yağlıboya resim yapan  20. yüzyılın en ünlü ressamı, 37 yaşında intihar etmiş. Çok başarılı bir sergi olduğunu söyleyebilirim. Renkler ve müzik, loş ortam içerisinde öyle bir nüfuz ediyor ki belleğe, insan ressamın kederini yüreğinde hissedebiliyor.



Sanırım, Van Gogh, gökyüzünü, yıldızları seven biriydi. Zaten kardeşi Teo'ya yazdığı bir mektubunda, "Yıldız çizmek için tuvale beyaz noktalar koymak yeterli değildir." diye yazmış. Tablolarındaki yıldızlar çok farklı... Büyüleyici... İstanbul'daydım... İstanbul Modern'in 3. antreposundaydım... Yerde oturuyordum... Hüzünlü bir melodi ortalarda dolanıyordu... Karanlıktı... Dört bir yanımda Van Gogh'un yıldızları uçuşuyordu... Biri kulağıma Murathan Mungan'ın dizelerini fısıldıyordu... "Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler... gözlerim... aşkın kuzey yıldızıdır bu... yazları daha iyi görülen... Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler... ilerlerim... zamanla anlarsın bu bir yanılsama... ölü şairlerin imgelerinden kalma... Sen de değilsin. O da değil... Kuzey yıldızı daha uzakta... yeniden yollara düşerler... düşerim... bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda...ben yoluma devam ederim."  Ben bu sergiden sarhoş çıktığımı söyleyebilirim. Anladım bu bir yanılsama... Ölü ressamın çizimlerinden kalma... Bazan bir resim yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda... Ben.. ben... ben bu sergiye kesinlikle gene giderim... 


NOT: Fotoğrafların çoğunu Momentos'un albümünden aldım.


18 Nisan 2011 Pazartesi

Kahve İçmeyi Becerdiğim Edebiyat Akrabalarımla Kavgam...



"Edebiyat akrabalıkları, hiçbir zaman buluşup bir kahve içemeyeceğiniz insanların yeryüzüne dağılmış varlığını hatırlatır size. Gene de asıl buluşmanın edebiyat olduğunu bilirsiniz." der  Murathan Mungan.  Günlerden pazardı. Aylardan nisan. Beyoğlu'nun arka sokaklarından birindeydim. Ayaz mı ayaz bir rüzgâr  tatlı sert esmekteydi. Bilmesem mevsimin  ilkbahar olduğunu, sonbaharın son günlerinde olduğumu bile farzedebilirdim. Öyle böyle bir ayaz  değildi ki... Açıkta yakaladığı yerleri acıtarak ısırmaktaydı sürekli.  Sokak boyunca uzanan nostaljik  bir kafe atmosferi içindeydim. Fonda Ajda  Pekkan "Kimler geldi kimler geçti" yi söylemekteydi. Kimbilir bu sokaklardan kimler gelmiş kimler geçmişti sahi? Gecenin ilk saatleriydi. Az önce tıka basa  midye tava ve kalamar yemiştim. Şimdi tahta bir sandalyede oturmaktaydım da önümde gene tahta bir masa vardı sanki. Beyoğlu girişindeki çiçekçi kızdan aldığım şebboy avucumun içindeydi.  Tahta masanın üzerinde dört kahve fincanı vardı.  Kafamı kaldırdım.  Yıldızsız laplacivert bir geceydi. Rüyada mıydım?  Bugün İstanbul Film Festivali'nin son günü değil miydi?  Evet, son günüydü. Biliyorum. Çünkü  o sebeple İstanbul'daydım.  Ardı ardına iki film seyretmiştim. Film bitiminde Metin Üstündağ usulü  "caddeye egemen olan  o alkol, o hırs, o nefret yüklü yalnız, bekâr ve negatif elektrikten çekinerek, önümde yerden bitme gece elbiseli üvertür şarkıcılara ve dostlarına bakarak eve yollanmaya" niyetliydim aslında.  Fakat o kadar geç  değil, henüz Beyoğlu için oldukça erken saatlerdi. 
 

Elim önümdeki kahve fincanına gitti. Kulpundan tutup kaldırdım. Önce kokusunu derin derin içime çektim. Kendime geldim bir an. Fısır fısır sesler işittim. Baktım etrafıma. Masada dört kişiydik. Hey! Momentos, Nessuno, Aylardan Şubat ve ben.  Hani Murathan Mungan "Edebiyat akrabalıkları, hiçbir zaman buluşup bir kahve içemeyeceğiniz insanların yeryüzüne dağılmış varlığını hatırlatır size. Gene de asıl buluşmanın edebiyat olduğunu bilirsiniz." der ya...  Biz ise arada buluşup kahve içmeyi beceren  yeryüzüne dağılmış edebiyat akrabalarıydık işte. Bu kez buluşma sebebimiz edebiyat değil sinema olmalıydı. Öyleydi. Şiir adlı filmi birlikte izlemiştik. Sonra...  İşte sonra olanlar oldu... Dört kişiden üçü şair biri değildi. Şair olmayan bendim.  Onlara belli etmiyordum ama fena halde üzgündüm. Momentos'un şiir kitabı bile vardı. Geçmişte bir tarihte imzalı şiir kitabını bana  kargoyla yollamıştı. İyice baktım her birine. Heyecanla bir  şeyler anlatıyorlardı. Biri sözünü bitiriyor, hemen diğeri başlıyordu.  Kulak diktim dinledim. Nessuno  kendi şiirini okumaktaydı. Aylardan Şubat ise önce Tolstoy'dan çocuk öyküleri, sonra öğretmenliğiyle ilgili  kendi öykülerini anlattı sanki.  Akabinde Momentos okumaya  başlamadı mı  arka arkaya kendi dizelerini..  "ben ki "şiir" yüklemcisi... yazamadım... üzgünüm... ama... ama biraz sonra... yola çıkıp... sana geleceğim... kuş gibi yüreğim... gözlerine anlatacak... gözlerim... ve dudaklarım... kocaman bir buse... anlayacaksın... biliyorum... "   Of! Of!..   Ben... Ben ise öyyle duruyordum. Dinliyordum sadece. Ne okuyacak bir şiirim ne anlatacak bir öyküm vardı. Dayanamadım. "Ayaklarımızı getirelim mi yanyana şöyle?" dedim.  Güldüler. Hoşlarına gitti bu önerim. Ayaklarımızı yan yana getirdik.  Momentos da  fotoğrafını çekti. Sonra kıstım gözlerimi. İçimden bir siyah kuğu fırladı sanki.  Hiç acımadım hiiiç! Hepsinin ayağına bir bir sıkıca bastım. Üçünü o kadar kıskanıyordum ki. Anlıyorsun değil mi? Ayaklarını  ezdim!.. Ezdim!.. Acıdı canları tabii.  Tam bana bir şey diyorlardı ki... Mızıkcılık yaptım gene.  Omuzlarımı silkeleyerek: "ben eve gitmek istiyorum" dedim.  Onları bıraktım oldukları yerde.  Beyoğlu sanki canlıymış gibi, canı acırmış gibi, itinayla yürümeye başladım. Momentos, Nessuno ve Aylardan Şubat! Üçü de Şair'diler.  Donakaldılar... Kalakaldılar oldukları yerde. Şaşırdılar halime. Hayrete düştüler. Biliyorum...  İşittim...  Arkamdan bana acıyarak güldüler.


NOT: Fotoğraflar Momentos'un Resim Galeri'sinden alınmıştır. İnanmıyorum. Şiir ve öykü yazmakla kalmıyor. Bir de şahane fotoğraflar çekiyor. Keşke Momentos'un iki ayağına da basaymışım. Anlattıklarım harfi harfine doğrudur.  Şaka olsun diye yazdığımı  sananlar,  peşin peşin söyleyeyim, fena halde yanılırlar

9 Kasım 2010 Salı

Momentos'a Sevgilerimle...


Ofisteyim. Dalmış çalışıyorken az önce bir kargo geldi. Açtım. Hey! Bu sabırsızlıkla ve heyecanla beklediğim bir kargoydu. Paketin içinden kaç gündür aklımdaki  kitap çıktı. Zarar vereceğimden korkarcasına, usulca aldım elime. Kitabın adı "Anıltı". "Sezer Özşen" yazarı. Kitap kapağı seyretmeyi seven bünyem, öncelikle  kitabın içini bakmaktan beni mendetti. Kitabı bıraktım klavyenin üzerine. Mutfağa gittim. Bir kahve aldım kendime. Odama geri döndüm. Koltuğuma oturdum. Kitabı elime aldım. Arkama yaslandım. Kitabın kapağında bir sandalye üzerinde bir balık gülümsemekte. "Kitabın yazarı balık burcu olabilir mi acaba?" diye aklımdan geçirdim. Kitabın arkasını çevirdim. Kahvemden bir yudum aldım. Arka kapaktaki yazıyı okudum. "Anılarla buluşurum.. İki dirhem bir çekirdek.. Sardalyeyi sandalyeye oturtup.. Denize kaçarım.. Nedir be benim bu halim?!.."

Kahvemden bir yudum daha aldım. Kitabın ön kapağına bir kez daha baktım. Sonra heyecanla ilk sayfayı açtım. Yazar el yazısı ve mavi mürekkeple "Sevgili Hayal Kahvem Vildan" diye başlayan bir kısa yazı yazmış. Sonuna "Sevgiler" demiş ve kitabını imzalamış. Nasıl duygulandım anlatamam. Ne güzel bir yazı bu. Benim yazım o kadar kötüdür ki güzel yazı yazan insanlara çok imrenirim. Sonra adetim üzerine kitabın sayfalarını şöyle bir dalgalandırdım. İçinde hep şiirler... Hep şiirler.. Bu bir şiir kitabı. Kıskançlık hislerim iştahlandı gene. Ben  şiir seven biriyim. Ama şimdiye kadar bir tane bile şiir yazmadığımı bir kaç ay önce farkttim. Ve çok şaşırdım. Nasıl yani? Sen o kadar şiir okumayı, şairlerin menzilinde dolanmayı seveceksin ve tek bir şiir bile yazmayacaksın öyle mi? Hımm... Şiirle haşır neşir olmak bana yetmiş belli. İşte gene bir şiir kitabının peşine düşmüştüm. Nessuno'dan duymuştum bu kitabı. Yazarı yabancı gelmemişti. Sezer Özşen.. Kimdi Sezer Özşen? Aaa! Hatırladım. Momentos değil miydi? Evet... Nasıl sevindim anlatamam. Hemen bir kitabını bana imzalayıp göndermesini rica ettim. Kabul etti sağolsun. Ve işte gönderdi. İşte şairin ilk şiir kitabı, şair tarafından imzalanmış ve adresime gönderilmişti. Çok sevinçliyim. Gözlerimi kapattım. Bahtıma ne çıkarsa diye bir sayfa açtım.  Şiirin adı "Bilgiç". Okumaya başladım. "Bir gündü.. Yaşandı öldü.. Ve bir akisti kalan.. yaşadıklarımızdan... Oysa.. yaşamadıklarımız denli.. tazeydi hayat.. biz üstünde dans ettik.. Yaşadık ya.. eskittik zannettik. Ekim 1993- Harbiye"

Bir şiirli günüm böyle başadı işte. Momentos çok teşekkür ederim. Sevgilerimle.