sonsuzluğa nokta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sonsuzluğa nokta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2012 Cuma

"Herkes Gibi Olamadın Gitti."


Yazıma, "Haftanın son çalışma gününü sonlandıcağım için feci seviniyorum." diye başlasam... Biliyorum... Diyeceksin ki: "Hani,  işinden, köyünden, o ballandıra ballandıra anlattığın sahil kasabasına, bir kaç günlüğüne kaçmıştın... Eee... Nedir şimdi bu söylediklerin?" Haklısın. Ah, kusura bakma ama, yazdıklarımı okurken, ne kadar hayalperest biri olduğumu keşke  aklından çıkarmasan. Bütün hafta... Bu Temmuz sıcağında...  Çılgın gibi... Kan ter içinde... Çalıştım da... Ne bileyim... O deniz, rüzgâr, gitar tadında vaziyetlerimi hayal edip, kendi kendime uydurdum belki... Olamaz mı? Benim gibi tuhaf birinden herşey beklenir.  Belki çocukluğumdan beri ailem ve çevremdekilerin "Herkes gibi olamadın gitti." deyişi, hiçbir zaman  kulaklarımdan gitmiyor...  Normal hayatımda hanım hanımcık rol sergiliyorum da... Ne bileyim? Hayal Kahvem'de  tuhaflıklarımı, hayallerimi, uydurarak, özgürce yazmak istiyorum belki... Hasan Ali Toptaş'ın Sonsuzluğa Nokta adlı kitabında anlattığı gibi... "Çoğunluğun bir işe girip çalıştığı, aynı dükkanlardan alışveriş yapıp aynı yöntemlerle yediği, aynı şeyleri konuştuğu, çocuklar doğurduğu, sonra onların hepbirlikte okullara gittikleri, aynı renk giysilerle sınıflarını geçip mezun oldukları, ardından tabur tabur askeri birlikler oluşturdukları, aynı marşları aynı biçimde söyleyerek aynı koğuşlarda aynı kıvrılışlarla yattıkları ve bu edimlerle beraberlik ruhunu yakaladıklarını sandıkları, sonra bir bavul dolusu anıyla terhis olup eve döndükleri, anne babalarına hiç değişmeyen ve toplumun hazırladığı reddedilmez duygularla sarıldıkları, aynı yasalara uyarak evlendikleri, babalarından devraldıkları yöntemlerle seviştikleri ve babalarının boşalan iş kadrolarına kapılanınca dünyanın yarısını ele geçirmişcesine sevindikleri, sevinçlerini aynı yüz ışıltılarıyla yansıttıkları ve tıpkı kendilerinden öncekiler gibi, gene çocuk doğurdukları ve onları besleyip büyütmeye başladıkları ve bütün bu olup bitenlere "dönüp duran paslı bir çember" diyecekken "akıp giden yaşam" adını verdikleri uyumsuz bir toplumda, bir uyumsuzum ben" belki...  Kurallara göre yaşıyorum görünsem de, kafama göre hayal kurmanın, hayali yazılar yazmanın tadı, kimi zaman gerçek hayatın tadından daha hoş geliyor bana belki... Olamaz mı yani? 

Bak ne diyorum... Az sonra ayakkabılarımı çıkaracağım. Pencerenin pervazına oturacağım. Çıplak ayaklarımı keyfimce dışarıya sarkıtacağım. "Kocaman bir kentin kocaman bir alanında sözgelimi, öğle sıcağında... Herkes farkedilemeyecek kadar büyük bir çemberin çevresinde yorgun atlar gibi dönüp dururken... Havada duygulardan, heveslerden, tutkulardan, alışkanlıklardan ve coşkulardan örülmüş renk renk kamçı sesleri"yle birlikte... Gene ben o sesi işiteceğim... Diyecekler ki... "Herkes gibi olamadın gitti!!!" Eğer sahiden öyleysem... Sevineceğim. Çok sevineceğim.