İstanbul'daydım. Şahane bir ilk yaz gecesiydi. Az sonra üyesi olduğum Sigorta Acenteleri Derneği'nin (SAB), Türk Müziği Korosu konseri başlayacaktı. Ben Bahçeşehir Üniversitesi'nin çatısından İstanbul'a seyrediyordum. Sesim güzel olaydı, Münir Nurettin Selçuk'un bestesi, Yahya Kemal'in o güzelim şiiri "Sana bir tepeden baktım aziz İstanbul! Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer. Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul! Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer."diye şarkı söyleyecektim. İstanbul'u derin derin seyrettim. İstanbul'u nasıl tutkuyla sevdiğimi yüreğimden geçirdim. "Ah!.." dedim. "Ahh!" İstanbul'u gene canlıymış gibi hayal ettim. İstanbul bu kez bir Levent Yüksel şarkı sözleriyle, ete kemiğe büründü... Of!.. Yeditepe üzerinden rüzgâr, İstanbu'un saçlarını dağıttı, gitti... Hatıralar tarihin küllerini savurdu. Kendi hayalim hoşuma gitti. Duygularımı abarttıkça abarttım. Açıp kollarımı, "Yarim İstanbul, gel öpeyim gerdanından." diye bağırdım. Sonraaa... Bir Sezen Aksu şarkısının peşi sıra gittim... Uzandım, Kanlıca'nın orta yerinde bir taşa... Gözümün yaşını Hisar'a doğru yüzdürdüm... Yüreğimi buğulu bir efkâr kapladı... Dayanamadım. Bu kez, "Bi lodos lazım şimdi bana... Bi kürek.. Bi kayık..." diye seslendim. Yüreğimden geçeni işitmiş gibi... Ansızın akşamdan kalma bir sabah yıldızı üzerime düşüverdi.. Heyy!.. Zulada bir kaç şişe yakut... Yer gök kırmızı... İçimden geldi... Ayıpsa ayıp... Bağıra bağıra... Dünyanın gelmişine geçmişine sövdüm... Ah! İstanbul İstanbul olalı.. Görmemiştir belki benim gibi tuhaf birini... Çünkü o anda hicaz makamında bir müzik işittim... "Eyvah! Ben burada hayal alemimde dolanırken, SAB'ın konseri mi başladı yoksa?" dedim... İstanbul'a el sallayıp merdivenlere yöneldim. İyi ama ben aslında Şef Mustafa Doğan Dikmen yönetimindeki SAB'ın Türk Müziği Korosunun, Bahçeşehir Üniversitesi'ndeki o muazzam konserini anlatmak niyetindeydim. Neler anlattım? Of!.. Oldu mu şimdi!!